BU AKŞAM
Seni düşündüm bu akşam,
gün usulca çekilirken penceremden.
Gökyüzünde yorgun bir akşam vardı,
içimde senden kalma bir sızı.
Ne çabuk geçiyor insanın ömrü…
Bir bakmışsın gençlik gitmiş,
bir bakmışsın sevdiğin
yalnız hatıralarda yaşamaya başlamış.
Oysa seninle konuştuğumuz günler
ne kadar yakın sanırdım bana.
Şimdi her biri
uzakta kalan bir yaz akşamı gibi.
Saatler ilerliyor,
takvimler değişiyor;
ama bazı özlemler
zamanla eksilmiyor.
Belki bir gün
aynı sokaktan geçeriz yeniden;
sen beni tanımazsın belki,
ama ben gözlerinden anlarım
bir zamanlar sevildiğimi.
Ve hayat,
bütün bu geçip giden şeylerin içinde
en çok da
yarım kalan duygularla hüzünlü.
Aşk
BU AKŞAM
Seni düşündüm bu akşam,
gün usulca çekilirken penceremden.
Gökyüzünde yorgun bir akşam vardı,
içimde senden kalma bir sızı.
Ne çabuk geçiyor insanın ömrü…
Bir bakmışsın gençlik gitmiş,
bir bakmışsın sevdiğin
yalnız hatıralarda yaşamaya başlamış.
Belki bir gün
aynı sokaktan geçeriz yeniden;
sen beni tanımazsın belki,
ama ben gözlerinden anlarım
bir zamanlar sevildiğimi.
Belki bir gün
aynı sokaktan geçeriz yeniden;
sen beni tanımazsın belki,
ama ben gözlerinden anlarım
bir zamanlar sevildiğimi.
Oysa seninle konuştuğumuz günler
ne kadar yakın sanırdım bana.
Şimdi her biri
uzakta kalan bir yaz akşamı gibi.
Saatler ilerliyor,
takvimler değişiyor;
ama bazı özlemler
zamanla eksilmiyor.
Ve hayat,
bütün bu geçip giden şeylerin içinde
en çok da
yarım kalan duygularla hüzünlü.
Belki bir gün
aynı sokaktan geçeriz yeniden;
sen beni tanımazsın belki,
ama ben gözlerinden anlarım
bir zamanlar sevildiğimi.
Belki bir gün
aynı sokaktan geçeriz yeniden;
sen beni tanımazsın belki,
ama ben gözlerinden anlarım
bir zamanlar sevildiğimi.
Aşk
Akşam oldu yine,
gölgeler büyüdü odamda.
Bir eski şarkı gibi adın düştü içime.
Ne çabuk geçiyor yıllar…
Daha dün gibi
aynı göğe bakardık seninle;
şimdi gökyüzü bile
biraz uzak, biraz kederli.
Saat çalışıyor duvarda,
ben seni düşünüyorum.
Demek insan, zaman geçse de
bazı duygulardan çıkamıyor.
Bir pencere açıyorum geceye,
rüzgâr giriyor içeri; sen yoksun.
İşte en çok da
bu kadar sıradan oluyor ayrılık.
Ve ömür dediğin nedir ki?
Biraz beklemek, biraz hatırlamak,
biraz da içini acıtan bir adı unutamamaktır.
Aşk
Bu gece seni yazabilirim en hüzünlü dizelerle.
Gökyüzü karanlık, yıldızlar uzak ve titrek;
benim içimdeyse senin yokluğun dolaşıyor.
Seni sevdim,
hem de denizin kıyıya vurması gibi
durmadan, kendini tüketerek.
Şimdi yoksun.
Ve dünya, sen olmayınca
eksik bir şarkıya benziyor.
Bir zamanlar ellerin vardı ellerimde;
gece daha sıcaktı o vakitler.
Şimdi rüzgâr geçiyor tenimden,
senin adın gibi soğuk.
Ama ne tuhaf…
İnsan bazen en çok kaybettiğini seviyor.
Belki artık beni sevmiyorsun,
belki hiç dönmeyeceksin; yine de kalbim,
seni bir yıldız gibi taşıyor içinde
uzak, erişilmez ama hâlâ ışık veren.
Ve ben bu gece seni yazabilirim
en hüzünlü dizelerle.
Aşk
Zaman geçti derler;
oysa benim saatlerim
senin adında durmuş hâlâ.
Her dakika,
yokluğunu yeniden öğreniyor kalbim.
Aşk
Seni özlemek,
bir şeyi geri istemekten çok,
hayatın bir zamanlar daha katlanılır olduğunu hatırlamak gibi.
Dünya değişmedi aslında.
Sabahlar geliyor,
insanlar işe gidiyor,
kahveler içiliyor.
Evren,
bizim kırılmış kalplerimizle ilgilenmiyor.
Önceleri buna öfkeleniyordum.
Şimdi anlıyorum:
Hayatın kayıtsızlığı,
onu anlamsız değil,
dürüst yapıyor.
Çünkü hiçbir şey
biz üzgünüz diye durmuyor.
Ve insan,
tam da bu yüzden
yaşamaya devam etmeyi öğreniyor.
Sen gittin.
Benden bir şey eksildi, evet.
Ama aynı anda
kendime dair bir şey de açıldı içimde:
yalnızlık.
Belki aşk buydu;
iki yalnız insanın,
bir süreliğine
hayatın sessizliğine birlikte dayanması.
Şimdi yine yalnızım.
Ama sabahları perdeyi açıyorum.
Gökyüzüne bakıyorum.
Bir mum yakıyorum bazen.
Bu umut mu bilmiyorum.
Ama insan,
en karanlık düşüncelerinin içinde bile
güneşe sırtını dönemiyor.
Aşk
Seni bir yağmurdan sonra sevdim,
şehir susmuştu,
içimdeki ses hariç.
Adın,
dilimde duran bir kelime değil artık;
kalbimde ağır ağır yürüyen
uzun bir gece.
Özlemek…
senin bende bıraktığın
en güzel alışkanlık;
her gün biraz daha acıyor,
her gün biraz daha sana benziyor.
Bir bakışın vardı,
şimdi yalnız gölgesi kaldı;
ama insan bazen
bir gölgeyi bile
ömür boyu taşıyabiliyor.
Ve garip…
en çok da
kavuşamayacağını bildiğin kişiye
yerleşiyor kalp.
Aşk
Seni özlemek
bir eksiklik değil artık,
alışkanlık.
Sabah oluyor,
sen yoksun.
Gece oluyor,
yine sen.
İnsan bazen
birini kaybetmiyor da
içinde saklıyor.
Ve galiba aşk,
tam olarak bu:
Gitmiş birini
hâlâ geliyormuş gibi sevmek.
Aşk
ZAMAN
Seni özlemek
bir eksiklik değil artık,
alışkanlık.
Sabah oluyor,
sen yoksun.
Gece oluyor,
yine sen.
İnsan bazen
birini kaybetmiyor da
içinde saklıyor.
Ve galiba aşk,
tam olarak bu:
Gitmiş birini
hâlâ geliyormuş gibi sevmek.
Zaman geçti derler;
oysa benim saatlerim
senin adında durmuş hâlâ.
Her dakika,
yokluğunu yeniden öğreniyor kalbim.
Zaman geçti derler;
oysa benim saatlerim
senin adında durmuş hâlâ.
Her dakika,
yokluğunu yeniden öğreniyor kalbim.
Özlemek…
senin bende bıraktığın
en güzel alışkanlık;
her gün biraz daha acıyor,
her gün biraz daha sana benziyor.
Bir bakışın vardı,
şimdi yalnız gölgesi kaldı;
ama insan bazen
bir gölgeyi bile
ömür boyu taşıyabiliyor.
Zaman geçti derler;
oysa benim saatlerim
senin adında durmuş hâlâ.
Her dakika,
yokluğunu yeniden öğreniyor kalbim.
Zaman geçti derler;
oysa benim saatlerim
senin adında durmuş hâlâ.
Her dakika,
yokluğunu yeniden öğreniyor kalbim.
Aşk
Adın,
dilimde duran bir kelime değil artık;
kalbimde yavaşça kanayan
uzun bir şiir.
Aşk
Seni bir akşamın en kırılgan yerinde sevdim,
güneş çekildi,
sen kaldın içimde.
Adın,
dilimde duran bir kelime değil artık;
kalbimde yavaşça kanayan
uzun bir şiir.
Özlemek…
senin bende bıraktığın
en güzel yıkıntı;
dağıldıkça
daha çok sana benziyorum.
Bir bakışın vardı,
şimdi yalnız hatırası kaldı;
ama bazı bakışlar
ömür boyu kapanmıyor insanın içinde.
Ve garip…
insan bazen
en çok kendini acıtan şeyi
en çok seviyor.
Aşk
Akşam yine erken indi odamın içine,
perdeler ağırlaştı sessizlikten.
Bir eski fotoğraf gibi
adın kaldı masamda.
Ne çabuk geçiyor insanın ömrü…
Daha dün seninle konuşurken
şimdi hatıranla konuşur oldum.
Saat çalışıyor duvarda,
inatla.
Oysa bazı zamanlar
bir insan gidince durmalı.
Penceremi açtım geceye,
rüzgâr girdi içeri;
sen gelmedin.
Demek ayrılık
böyle sessiz oluyormuş.
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek,
biraz özlemek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
birini sevmeye devam etmek.
Aşk
AKŞAM
Akşam yine erken indi odamın içine,
perdeler ağırlaştı sessizlikten.
Bir eski fotoğraf gibi
adın kaldı masamda.
Ne çabuk geçiyor insanın ömrü…
Daha dün seninle konuşurken
şimdi hatıranla konuşur oldum.
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek,
biraz özlemek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
birini sevmeye devam etmek.
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek,
biraz özlemek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
birini sevmeye devam etmek.
Saat çalışıyor duvarda,
inatla.
Oysa bazı zamanlar
bir insan gidince durmalı.
Penceremi açtım geceye,
rüzgâr girdi içeri;
sen gelmedin.
Demek ayrılık
böyle sessiz oluyormuş.
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek,
biraz özlemek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
birini sevmeye devam etmek.
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek,
biraz özlemek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
birini sevmeye devam etmek.
Aşk
Seni unutmadım.
Çünkü bazı insanlar
unutulmaz değil,
içimize yerleşir.
Yokluğun,
geçmeyen bir saat gibi
hep aynı yerde duruyor.
Ve ben anladım:
Aşk,
birini bulmak değil,
ondan sonra kimseyi bulamamaktır.
Aşk
Seni unutmadım.
Çünkü bazı insanlar
unutulmaz değil,
içimize yerleşir.
Yokluğun,
geçmeyen saat gibi
hep aynı yerde duruyor.
Ve anlıyorsun:
Aşk,
birini bulmak değil,
ondan sonra kimseyi bulamamakmış.
Aşk
Seni düşünmek,
boş bir mahkeme salonunda
suçunu bilmeden yargılanmak gibi.
Kimse bir şey söylemiyor,
ama insan yine de suçlu hissediyor kendini;
belki sevdiği için,
belki unutamadığı için.
Sen gittin.
Kapılar kapanmadı,
şehir yıkılmadı,
hayat devam etti.
İşte en ağır olan da buydu:
Acının, dünya için hiçbir şey değiştirmemesi.
Şimdi odalarda dolaşıyorum bazen,
kendi hayatıma misafir gibi.
Sandalyeler tanıdık,
duvarlar aynı—
ama ben,
eskisi değilim.
Çünkü insan
gerçekten sevdiği biri gidince
yalnız kalmıyor;
kendinden de uzaklaşıyor.
Geceleri uyuyamıyorum.
Uyku geliyor aslında,
ama düşünceler
ışığı kapatmıyor.
Ve en kötüsü şu:
Bir gün seni unutursam,
çektiğim bütün bu acının
anlamsız kalacağından korkuyorum.
Aşk
Seni düşünmek,
hiç kapanmayan bir kapının önünde
ömür boyu beklemek gibi.
İnsan zamanla yoruluyor,
ama gitmiyor.
Çünkü bazı umutlar
gerçek olmadığı hâlde
terk edilemiyor.
Sen gittin.
O günden beri
eşyaların bile dili değişti sanki.
Saat daha yavaş çalışıyor,
sandalyeler daha boş,
aynalar daha acımasız.
Bazen kendime dışarıdan bakıyorum;
yürüyen, konuşan, yaşayan biri gibi.
Ama içimde bir yerde
hayat çoktan durmuş.
Belki de aşk,
insanın kendi yalnızlığını
başka birinin omzunda unutmasıydı.
Şimdi omuz yok,
yalnızlık geri geldi.
Ve garip olan şu:
Seni unutursam iyileşeceğim belki,
ama biraz da eksileceğim.
Bu yüzden acını taşıyorum hâlâ;
bir yük gibi değil,
kaybolmaktan korktuğum
son şey gibi.
Aşk
Kayıt Tarihi : 13.05.2026 20:37:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!