Gölge misin,
Belki gecenin sessizliği,
Aşkla bakan gözlerinin,
Ne kadarı gerçek...
Aşk
Rüya mı bu?...
Sensizim söyle neden?...
Neden çaresiz?...
Aşk imkânsızlık mı?...
Sebepsiz nedenlerimiz?...
Sonunda mutlu olmayı ister...
Bir gün doğumu gibi sessizdi gelişin,
Gözlerinde evrenin tüm sırları saklıydı.
Ne söylenir o an, kalp konuşurken?
Dil susar, dünya durur, zaman bile unutulur.
Aşk, Seninle bir yük değil,
Bizler, görünüşte özgür, gerçekte tutsak varlıklarız;
her bakışında bana yaklaşan sen, aslında içimdeki iradenin sana koşan yansıması oluyor.
Aşk dediğimiz şey, doğanın kör iradesinin en tatlı gerçeğidir,
bizi kendi oyununa bağlayan, kutsal bir gerçek.
Sana uzanan ellerim, senin tenini arıyor;
Çünkü bilirim, arzu ölmez; aşk ise kendi külleri arasından yeniden doğar.
Geceyi içtim gözlerinden süzülen,
Zift gibi koyu ama yıldızlı bir zehir…
Tenin, bir günah gibi eğildi üstüme
Ve ben ah, nasıl da hazırdım yok olmaya.
Kalbin kırmızı bir kandil gibi,
Hem kutsal hem kırık,
Gün batarken bahçende, bir fısıltı duydun mu?
Rüzgâr, adımı mırıldarken gül yapraklarının arasında,
Ay ışığı titreyerek düşerken eski taşlara,
Bir hayal mi, yoksa aşkın kendisi miydim sana?
Bir zamanlar ellerim dokunurdu ellerine,
Karanlıkta bir mum gibi titreyerek,
Rüyasında gölgesini göreni duymadım,
Bu dünya gerçek,
Gölgen de...
Alizm
Gölge ve ışık arasında
Sokakların taşına düşen ayak sesleriyiz,
Yorulmuş insanların sessiz duaları gibi
savurur bizi rüzgâr.
Ekmek kadar gerçek,
Açlık kadar yakıcıdır sevmek seni.
Sana bu mektubu yazıyorum ama
Göndermeyeceğim.
Çünkü bazı sözler var ki,
Vardığında değil, yazıldığında tamam olur.
Seninle geçen o ilkbaharı hatırlıyor musun?
Ben hâlâ aynı çınarın altında bekliyorum seni,




-
Erhan Tığlı
Tüm YorumlarLeblebi koydum tasa
doldurdum tıka basa
insanlarla aranda
duvar örme köprü kur
silinsin gönlündeki
acılarla dert tasa