Bir kadeh var elimde,
dudak payı bırakmadan içiyorum seni.
Her yudumunda biraz daha eksiliyorum,
ama işte, bu eksiliş bana hayat oluyor.
Ömür dediğin,
bir akşamüstü serinliğinde tükenen şişe,
Bir kadeh kaldırdım göğe,
şarabı değil, senin gözlerinin ışığını içtim;
vücuduma doldu baharın serin rüzgârı
ve her yudumda kalbim sana biraz daha esir oldu.
Ey sevgilim,
aşkın şarabı, dudaklarında saklı bir sır gibi,
Bir kadeh kaldırdım göğe,
ey sevgilim, senin gözlerinin ışığına…
Şarap değil içtiğim,
dudaklarının hatırası,
özlemin yakıcı alevi.
Gecenin kadife örtüsünde
Söyle bana sevgili,
şarabın sarhoşluğu mudur bizi büyüleyen,
yoksa dudaklarının dokunduğu an
vücudumun bulduğu hakikat mi?
Ben sordum kalbime: Nedir aşk?
Bir yanıt geldi sessizce: Aşk, görünenin ardında saklı olan en yüksek güzelliği aramaktır.
Ey aşk, sen ki insanların en eski dostu,
sen ki milletleri birleştiren, sözleri anlamlı kılan, gökyüzünü bile daha yakın hissettiren gücsün.
Bir kadeh şarap gibi senin bakışların
vücuduma dolduğunda, bütün acılar sustu,
bütün kaygılar un ufak oldu.
Çınarın gölgesinde yağmur yağarken bile,
Dans et benimle, ateş gibi
Ay bile utanırken gözlerinden,
ben kalbimi senin adımlarına taktım
ipli bir kukla gibi.
Her dönüşünde, dünya daha sarhoş,
aşk daha gerçek, gece daha çıplak olur.
Aşkın şarabını senin gözlerinden içerken anladım ki, insanın bütün arayışları, bütün acıları, bütün yolculukları aslında tek bir yere çıkıyor: Kalbinin ötekinin kalbine dokunduğu, iki bedenin aynı nefesi paylaştığı, aynı gökyüzünün altında aynı susuzluğu giderdiği o büyük buluşmaya.
Senin bakışlarında saklı olan berraklık, bana hayatın en sade ama en hakiki yanını öğretti; ne altınların parıltısı, ne iktidarın çekiciliği ne de dünyanın gürültüsü, senin bir gülüşünün ardında saklı olan o derin sevecenliği bana verebilir, çünkü ben gördüm ki, insanın gerçek sarhoşluğu, dudaklarına değen şarap değil, yüreğine değen sevgidir.
Yağmurun ıslattığı toprakta yürürken, çınarların dallarında titreyen sarı yapraklara bakarken, senin yanımda olman her şeyi anlamlı kılıyor; çünkü bir adımda düşen bir yaprağın, bir damlada parlayan bir gökyüzünün, bir nefeste yankılanan sonsuzluğun bütün hakikati, senin elimi tutmanla bütünleniyor.
Ve ben biliyorum ki, bu aşkın şarabı beni sarhoş etmiyor, aksine ayıltıyor; bana dünyanın geçiciliğini, hayatın kısalığını ama aynı zamanda bir tek bakışın, bir tek dokunuşun, bir tek sözcüğün bütün o geçiciliği yenebilecek kadar sonsuz olduğunu anlatıyor.
Senin yanındayken şarabın ateşi değil, sevginin hakikati dolaşıyor damarlarımda ve ben, bu hayata, bu insana, bu dünyaya seni sevdiğim için inanıyorum.
Aşk
Aşkın şarabını içtim senin gözlerinden,
dünyadaki bütün ekmeklerden, bütün şarkılardan daha doyurucuydu, daha hakikiydi.
Bir yudumunda merhameti buldum,
bir yudumunda sabrı,
bir yudumunda insanı insana bağlayan
o görünmez ipliği.
Bir yudum aldım senden,
dünyam sarhoş oldu.
Ne meyhane var burada,
ne de eski bir kadeh;
gözlerin yetiyor bana,
dudakların,
Aşkın şarabını içtim,
zamandan taşarak;
her yudumda varlığın gizini
daha çok duydum içimde.
Senin bakışında,
gecenin en karanlık sessizliğinde,




-
Erhan Tığlı
Tüm YorumlarLeblebi koydum tasa
doldurdum tıka basa
insanlarla aranda
duvar örme köprü kur
silinsin gönlündeki
acılarla dert tasa