ANNELER GÜNÜ ŞİİRLERİ

ANNELER GÜNÜ ŞİİRLERİ

Olgun Ekinci

………Soğuk, sessiz, karanlık ve yılın son ayı idi gece, gökyüzünden pencereye kümelenmişti yıldızlar, yirmi beş bitmiş yirmi altısıydı şimdi, gece bir sularıydı… Melekler yıldızların arasından sıyrılıp gökteki gezegenler gibi kayarak içeriye süzülüyorlardı… Yolculuktu, kısa ya da uzunu olmazdı, saatler ikiye yaklaşırken ulaştılar ‘’anne’’meleğin yanına… Ellerini, yüzünü, saygı ve sevgiyle defalarca öptüler, ‘’o’’da gülümsedi onlara eksilmeyen tebessümüyle, kol kola girdiler, ‘’bir saniye lütfen’’ dedi…

……… Evvela küçük kızının oğluna el salladı ve ‘’delikanlım ne zaman sosis yersen beni hatırla olur mu? ’’ dedi gözyaşlarını saklarken… Onayladı penceredeki bir yıldız… Her yıldız bir evladıydı, ne çok yıldız yetiştirmişti yaşamı boyunca ve tanrılar bile onu kıskanıyordu… Mehtap vaktinin en güzeliydi büyük kızı ‘’Onur ‘’ duyduğum ‘’Can’’ çağdaş ve aydın bir bürokrat olsun’’ dedi… Onayladı penceredeki son yıldız… Şimdi doktor olan eski öğrencisiyle küçük kızı ile ilgili bir sırrı paylaşmış ama o sır onunla gitmeyecekti maalesef… ‘’Allahaısmarladık’’ dedi her zaman ki gibi gözyaşlarını yüreğinde sallayarak… Dünya dönse ne gam, zaman sonsuzluktu şimdi, SEVilip TAPılan kadın, EKİN verilen SU, MEHTAPlı gece, ONUR dolu CAN, LÜTFÜne ermişti ÇETİN geçen gecede…

……… Ve yollar, kentler ötesine ‘’Canım gitti’’ mesajı ulaştığında saklandı güneş, griye boyandı zaman, yollar, her şey… Geceden kaybolan yıldızlara aydınlatan, ısıtan güneşte eklenmişti… ‘’Canım gitti’’…Her an beklediği ama gelmesin diye sabah akşam dua ettiği o mesaj bir bankamatik önünde iken geldi… ‘’Canım gitti’’… Dünya tersine mi dönmeye başlamıştı? Bilemedi, neredeydi, bu yollar nereye çıkıyordu, annesinin gözlerine bakarken buldu kendini, ‘’Neler oluyor, iyi misin sen? ’’ dediğinde irkildi… Yanıt veremedi boş gözlerle bakarken, annesinin geçen ay kaybettiği otuz yıllık dostu ‘’Nurten hanımı çok arıyorum’’ sözlerini işitti bir ara… Oysa artık ne çok aradığımız insanlar oluyordu anne, ne çok özlem duyduğumuz, duyacağımız insanlar biriktiriyorduk, acılarını, anılarını daima içimizde saklayarak… Elinde cep telefonu, ‘’gelen mesaj’’ kısmı açık hep aynı söze bakıyor ve tekrar tekrar okuyordu ‘’Canım gitti’’…

……… Ta uzaklara, çok eskilere gittim bir an, Sivas’ta dört beş yaşlarındaki o küçük kızı hatırladım, lâpa lâpa kar yağarken evdeki kedi, mecmualar ve okuma yazmayı kendiliğinden söken, bugün çocukluğuna sahip çıktığı gülüşü gamzeli o küçük kıza uzanan zamana… Ne çok sevinmişti ve sevinç gözyaşlarını bile saklamıştı melek anne ‘’kuzum, hayat baklavam’’ dediği gamzeli kızından… Öylesi içten gülümser severdi ki hiçbir hesap, koşul yoktu sevgide, çünkü; yalnızca anneler severdi evladını koşulsuz ve her çocuk annesine aşık olarak gelirdi dünyaya… Üzüntüler, sevinçler, ilk aşklar hep anneyle paylaşılır, bu yüzden bir el kavrar, sever geceleri karyolasında yatan küçük kızın saçlarını… Elini avuçlarının içine alır, yüreğinin sıcaklığı koku olur yayılır küçük kızın tenine, anne kokusudur, kutsaldır, bu yüzden ömür boyu çıkmaz o dünyanın en güzel, kutsal kokusu…
..

Devamını Oku
Niyazi Sakar

Geldim seninle şu vefasız dünyaya, aleme
Neylerim alemi bir kavuşsaydım anneme
Benim için yıllarca gözyaşı döktün unutmadın bir an bile
Hakkını ödeyemem canımı versem girsem de cehenneme...



..

Devamını Oku
Ayten Karakaş

varoş evlerin pencerelerine korkarak vurur sabahları güneş…saçaklardan akan yağmurun kirlettiği camlar konuşur sanki üstündeki izleriyle…en çok kuşlar burada öter neşeyle çiftinin peşine takılıp, bir ağaçtan diğer bir ağaca…ve yağmurdan sonra salyangozlar antenlerini uzatarak sanki geçit törenine dururlar …taşlı topraklı yollardan akan çamurlu sular dereye kadar sürükler kırık oyuncakları…ayakları çorapsız çocuklar suların içlerinde belki de gün boyu kendilerini avutacak birkaç oyuncak arar…anneler yorgun, anneler fedakar, soğuk sulardan kıpkırmızı olmuş elleriyle asarlar çamaşırları derme çatma bahçe direklerine…en çok buralarda çiçeklenir ağaçlar,en çok burada meyve verirler, belki de diğer eksikleri kapatmak için…sadece çiçekçi dükkanlarında görmeye alışılan çiçekler bahçelerdedir, kırlarda,yaban otlarının arasında…ve çocuklar, onlar hiçbir şeyi umursamadan paçaları ıslak bir şekilde kuzukulak ararlar kırlarda, dikenler bacaklarını,kollarını yırtarken…defterlerinin kenarları hep kıvrıktır ufacık çantalara tıkıştırıldığından ama içindekilerinin farkı yoktur diğerlerinden…onlar kedilerinin yavruladığını görmüşlerdir, daha iyi bilirler anne kedinin bakamayacağı yavrularını yediğini… hepsinin bir kedisi, köpeği vardır zaten ve hepsinin adı nedense karabaştır…en sevdikleri yemek ekmek arası peynirdir sokakta kirli elleriyle…ve arkadaşlarıyla gün boyu mahallede oyun oynamaktır…kızak yapmayı,telli araba sürmeyi, ve annelerinin yaptıkları bez bebeklerine hırka örmeyi bilirler…kuşlar yuvalarına dal taşırken bir yuva kurmanın önemini en iyi onlar öğrenir …babalarının elleri ayakları nasır olmuştur çalışmaktan, tanırlar sevdiklerinin ellerini tutunca çalışan elleri…derme çatma duvarların içinde bahçeleri vardır ve küçükte olsa kendilerine ait evleri…is kokan duvarları hep çiziktir… sobada kestane yapmayı bilirler ve üstünde hep bir güğüm kaynar çünkü onların musluklarından hiç sıcak su akmaz, belki de zaman zaman hiç su akmaz…anneleri ye demeden karınlarını doyururlar önceki yazdan kalan ayva reçelini yağlı ekmeğe sürerek …baharla birlikte ilk çıkan erikleri karınlarını ağrıtacağını bildikleri halde ham ham yerler…arıların, kelebeklerin, baharın,yaşamın kokusunu, rengini, hareketini bilirler…ve onlar hiç yakınmazlar…tek amaçları okumaktır çoğu okur da…ve bir gün…bir gün gelir her şey tekdüzeleşir yaşamın koşullarında bir bakarlar ki bir piyon olmuşlar,birileri sürekli onları kutucuklara taşır ve sürekli mat olurlar…silkindiklerinde ise zamanı kaybettiklerinin farkına varırlar, gidip ararlar o bacasından siyah dumanlar çıkan evi, kelebeklerin uçtuğu bahçeyi, kopardıkları ham erikleri…yağmurla akan suların sürüklediği kırık oyuncakları…nafile…ruhları eksilmiştir hepsinin,hep bişeyler kayıptır…
….bugün oraya gittim…varoşluğunu yitirmiş, ruhunu bizler gibi kaybetmiş o çocukluğumun semtine…iclal abla yine köpek almış adını soramadım korkudan karabaş değildir diye…babaannemin evi…öyle boş,kimsesiz…ya bizim evimiz…şirinliğini yitirmiş…dinledim annemin sesi gelir diye…bizim…bizim sesimiz…tartışmalarımız ağabeyimizle…hiçbir şey kalmamış…arkadaşlarımın çocukları olmuş, sokaklarda oynuyor…ama hiç beklemiyorlar akan selin getirdiği kırık oyuncakları bizim beklediğimiz gibi…kalmamış çivi oyunları…
…..çiftinin peşinden neşeyle cıvıldayıp uçan bir serçe geçti birden önümden…tıpkı yıllar önceki gibi…bir de antenlerini uzatıp ağır ağır yol alan salyangozlar…değişmeyen bir tek onlar mı kalmış? ..
…..öğrenememişiz onlar gibi bir arada kalmayı, sıcak yuvalar kuramamışız annelerimiz gibi…ellerimiz hiç kızarmamış soğuk sulardan… gülümsemeyi unutmuş dudaklarımız…şarkı söylemeyi…Pazar günleri pikniklerini…toprağa ektiğimiz domatesten koparmayı…unutmuşuz geçmişe ne ait ne kadar anı varsa…gömmüşüz…
…..çocukluğum mu kaybolan, yoksa semtimiz mi…başımı minibüsün camına dayayıp yol boyu bunu düşündüm anılarım arkamda kaybolurken…
..

Devamını Oku
Yücel Süleymanoğlu

Küçükken büyütür verirler emek
Yemezler onlar,yedirir yemek
Anne sevgisi tatlıymış demek
Dünyaya değer bütün anneler

Ne yokluklarla büyütür bizi
Geceler uyumaz uyutur bizi
..

Devamını Oku
Özgür Doğan 2

Anafizyolojisi dersi

Düşüncelerimi ikiye bölen bir ses dayandı kulağıma. Fısıltılı ve kasvetliydi. Önümde bir araba vardı, yağmur altında kalmış. Tam o sırada ışıklar yandı, yaya geçidinden geçti ruhlar.
Bir kurmaca belki yaşam, daha adı konulmamış bebeklere sor aşkı. Sanki uçmuyor bu kelebekler, zihinleri orman, kanatları metropol kalabalığı.
Yüksek bir binada, ölüm sağ bek oynuyor, ve yaşam fazlasıyla yere çekimli.
Ot kokuyor bok kokuyor sonunda birleşiyordu kokular ve ikiye bölüyordu düşüncelerimi.
Babam beni bekliyordu evde, annemse beni biriktiriyordu fikrinde. Büyüyordum büyümesine ama hala inat ediyordu annem.
..

Devamını Oku
Melek Yılmaz

Canım Annem
Seni tanımaya başladım yokluğunda
Toprak neden susarmış yağmura? Şimdi anladım
Meyvelerin dalında yaşadığını çocukların anne kucağında
Neden annelerin gözlerinde rüzgar gibi şefkat estiğini
Ayak bastığın yerler cennettir annem
Şefkat dolu gözlerle baktığın sevgiyle beslediğin gül benim,ben
..

Devamını Oku
Yusuf Demir Saba

Sarı göz derlerdi ona. Doğduğunda gözlerinin etrafı sarı olduğu için emanet edildiği kişi takmıştı ona o ismi. Çok ta nazlıydı ayrı bir güzellik vermişti yaradan işte. Haşarı geçti küçüklüğü tüm diğer küçükler gibi. Her akşam dört gözle beklerdi annesini. Annesi biraz sonra gelecek yüzlerce ufaklık arasında arayıp bulacak en taze en faydalı sütle besleyecekti onu. Naz makamındaydı ya hani akşama kadar tarlada bayırda yorulan annesini bir de o yoruyordu ama tatlı bir yorgunluktu bu. Anne zevk alarak yapıyordu onu besleme işini. O tam ağzına layık sütle karnını doyururken annesi zevkle seyrederdi kendisine bahşedilen bu güzelliği.
Günler günleri kovaladı artık bahar gelmişti. Sarı göz biraz daha büyümüş serpilmiş annesi ona artık yetemez hale gelmişti. Etrafta rengarenk çiçekler taptaze bitkiler… Dağ taş yemyeşildi artık. Tüm arkadaşları gibi oda attı kendini tüm ihtişamı ve güzelliği ile gelen baharın koynuna. Hopladı zıpladı kırlarda. En güzel en taze en tatlı vitaminlerle besledi kendisini. Büyüyüp serpilmişti birkaç ayın sonunda artık kendi kendine yeter hale gelmişti. Eskisi kadar annesini aramıyor kendi başının çaresine bakıyordu. Güzelliği ve zarafeti ile her zaman diğer arkadaşları arasında fark ediliyordu.
Günler ayları, aylar yılları kovaladı. Bir yavru dünyaya getireceğini öğrendiğinde dünyalar onun olmuştu. Her canlı gibi o da yaratılışının gereği olan bir canlı daha dünyaya getirecek, onun da bir yavrusu olacaktı. Annelik böyle bir şeydi herhalde artık daha olgun hareket ediyor eskisi kadar hoplayıp zıplamıyordu. Çünkü biliyordu taşıdığı emanetin ne kadar değerli olduğunu.
Doğum günü yaklaştıkça daha da arttı heyecanı. Kendisinin sebep olduğu, kendisi kadar güzel, kendisi kadar alımlı bir yavru gelecekti dünyaya. Bir sabah diğer arkadaşları giderken üzerinde bir ağırlık vardı kalkmak istemiyordu canı. Son zamanlarda ağrıları da iyice artmıştı. Emanetçileri anlamışlardı yavru zamanının geldiğini zorlamadılar hiç. Öğleye doğru ona çok tatlı gelen ağrılar eşliğinde kendisi kadar güzel bir yavru geldi dünyaya. Kokladı mis gibi kokusunu çekti içine çünkü ona bağımlı kaldığı sürece bu kokudan tanıyacaktı minik yavrusunu. Sevincine diyecek yoktu kuruladı bir güzel karnını doyurdu. Fakat bir kırgınlık bir durgunluk vardı yavrucağının üstünde anne yüreği idi onunkisi hemen anlardı ama derdini anlatacak ne konuşması vardı ne de yazması sadece baktı emanetçilerine belki anlarlar halinden diye.
Aradan birkaç gün geçmişti ayrılması lazımdı yavrusundan bunun farkındaydı tüm diğer anneler gibi o da sabah istemeyerek te olsa bıraktı kuzucuğunu. Buruk bir şekilde diğer arkadaşlarıyla birlikte rızık peşinde koşturdu tüm gün. Hem kendinin hem de kuzucuğunun karnını doyurmak için.
Gün akşama doğru dönerken gitme vaktinin geldiğini haber veriyordu aynı zamanda. Heyecanlanmıştı, yavrusundan ilk ayrılışı idi. Zor geçmişti onun için. Bir yandan rızıklanıyor diğer yandan Yaradan’a dua ediyordu kuzucuğuna kavuşabilmek için. Dönüş yolu ne kadar da uzun gelmişti ona. Daha önce hoplaya zıplaya defalarca geçtiği, nasıl bittiğini bile bilmediği bu yol bu sefer çok uzamıştı sanki.
Yuvasına döndüğünde emanetçilerinin yüzündeki üzgün ifade onu tedirgin etmişti. Hiç kimsenin ağzını bıçak açmıyor evin en küçük yaramazının gözleri kızarıyordu. Belli ki çok ağlamıştı bütün gün. Ters giden bir şeylerin olduğunu fark etmişti fakat gene de hayra yoruyordu olanları. Biraz dinlendiler diğer arkadaşları ile birlikte ama heyecanlıydı birazdan yavrucuğu koşarak gelecek öpüşüp koklaşacaklar, akşama kadar çalışıp biriktirdiği taze sütü ikram edecekti.
..

Devamını Oku
Mustafa Ersoy

Bugün 14 Mayıs
Benim güzel annemin günü
Anneciğim sen olmasan bana kim bakar?
Kim bana yemek yedirir.

Sen olmasaydın ben yaşar mıydım?
Sen bana baktın sıra bende
..

Devamını Oku
Tevfik Tükenmez

“Anneler karnındaki kıpırtı ile sevmeye başlar çocuğunu,babalar ise kundak kucağına verildiğinde.Anne ile Baba arasında,sevgide dokuz ay mesafe vardır”

Tevfik Tükenmez 17.05.2007
..

Devamını Oku
Mutlu Karaer

Amcaların oyunları arasında
Kayboldu iki çocuk.
Bilmiyorlardı kuralları
Anlayamadan
Düştü bedenleri.

Ortanın doğusunda
..

Devamını Oku
İbilak Memet

Meleme koyunum vazgeç meleme guzundan
Hep anneler ayrılıyor kızından

Bir giderim bir ardıma bakarım
Gözlerimden ganlı yaşlar dökerim

Sen gideli ben ayrılık çekerim
..

Devamını Oku
Bilal Yavuz

Sezai Karakoç’un, “Anneler Ve Çocuklar” şiiri metafizik gerilimi en dorukta yaşatan şiirlerinden biridir. Şiir tema olarak bir bütün içindedir. İç ahenk, sezgisel empatiyle birleşerek, zekâ dolu bir lirizmi okuruna hissettirir. Aynı zamanda izlek bakımından sosyolojik bir temayı kelimelerle özdeşleştirir.

Yapı bakımından olay örgüsü tığla işlenmiş bir dantelayı andırır. Bir nefhada okunan bu sarsıcı şiir, bazen kalın kitapların anlatamayacağı büyük özdeyişleri hatırlatır. Doğup büyüdüğü bölgenin gerek jeokültürel açıdan gerek jeopolitik açıdan, zaman mefhumunu da baz alarak sancılı bir dönem yaşaması, kuşkusuz şiire yansımıştır. Zaten Karakoç’un şiirlerini kronolojik tarihe göre kategorik tasniflere ayrıştırdığımız zaman, “Peygamber, Anne, Vatan” sıfatlarının geçtiği yerlerde ses, biçim, perspektif ve muhteva bakımından da akıl ötesi bir arayıştan faydalandığı görülür. Şiirlerinde Transandantal(deneyüstü) olan, ebedîleşme doğrultulu duyarlılık aracılığıyla ekzistens(varoluş) hâline bürünür.

“Anne ölünce çocuk / Bahçenin en yalnız köşesinde / Elinde bir siyah çubuk / Ağzında küçük bir leke”
Bu ilk mısralarda Karakoç, bir Mehmet Akif realizmi sunar. “En yalnız köşe” temaşa, inziva, tefekkür gibi kavramları hatırlatarak bir Hira mağarası görkemi katar.

..

Devamını Oku
Birol Yiğit

Gözlerinde ki bakışlar, umut arıyor,
Sevgi, şevkat bekliyor Bosnalı çocuklar.
Can hıraş koşuyor çığlık atıyor,
Artık gülmek istiyor Bosnalı Çocuklar.

Uyuyor; uyanmamak korkusuyla,
Minicik yüreği kurtuluş çabasıyla,
..

Devamını Oku
Ziya Bekar

Sen annemdin
Benim canım annem
Paylaşılmayan büyük
Dedikleri şu küçücük
dünyaya
sevgi dolu kalbinde,çiçekler
kalbinde açan çiçekler içerisinde
..

Devamını Oku
Yunus Yoldaş

yüzü kapalı sapanlı çocuk
ellerinde cesaretin timsali taşlar
boynunu eğmiyor silaha mink yaşlar
özgürlüğünü haykırıyor dünyaya
munzurun yardığı vadiler kadar
yüreği özgürlükle çağlıyor
bak özgürlük türküsü söylüyor kuşlar
..

Devamını Oku
Mehmet Yaşar Ayaz

Annemi özlerken yine tüm kalbimle,
Anıyorum seni annem bu gün yine,
Karşılıksız sevgi ve hizmet aşkıyla anneler büyütürken evladını
Şimdi acaba evlat ne kadar arar anasını
Biraz doğrulup ayakta durmaya başlayınca
Sırtını döner mi anasına.
Masumdur anneler, masumiyetleri sırf yavrularına
..

Devamını Oku
Önder Gül

KURTULUŞ REÇETESİ VEYA HIDRELLEZ BAYRAMI

Çiçeğin dalından koparılması gibi, gün geçtikçe kendi öz benliğimizden, kendi öz kültürümüzden koparılmışız. Koparıldığımızdan dolayı birilerinin ellerinde kalmaya mahkûm olmuşuz. Koparılmışız diyorum ama kopartılmak veya kopmak için azda gayret sarf etmemişiz. Daha sonraları da koparıldık diye feveran etmemiş ve boynumuzu büküp hangi vazoya koyarlarsa orada usulce ölümü beklemeye koyulmuşuz.

Bir bitki her türlü soğuğa rağmen kendi öz benliğini yitirmiyor ve baharın ısı ve ışığı ile toprağın derinliklerinde olsa da filiz verip ben buradayım diyebiliyor. Atalarımız yıllar boyu bu filiz vermeyi, bir diriliş ve toplanma günü telakki edip belirlenen mekânlarda toplanmayı ihmal etmemişlerdir. İnsanlar “Hıdırlık” diye bilinen ve günümüzde mesire yerleri olarak adlandırılan mekânlarda toplanırlarmış. Belirlenen günlerde hep birlikte güzel bir ziyafet hazırlayıp yaptıktan sonra dinin kutsallıkları vasıta kılınarak bir yıl boyu sağlık, sıhhat için dua ve niyazlarda bulunurlarmış. Daha sonra toplumun büyükleri söz alır toplumun huzurlu ve sağlıklı bir şekilde hayat sürmesi için görüş beyan edermiş. Herkes görüşünü beyan ettikten sonra çıkan istişareden toplumu ayakta tutacak kurallar konurmuş. Yaşlısı, çocuğu, fakiri, yetimi, öksüzü vb. gibi toplumu oluşturan bireyler için ne gibi koruyucu ve kollayıcı önlemler alınacağı kararlaştırılır, mutlu bir toplum olma yolunda adımlar atılırmış. Hatta bu hıdrellez günlerinde genç kızların kimlerle evleneceği dahi kararlaştırılırmış. Böylece bu bayram günleri, herkese bayram niteliği taşırmış. Flört olarak nitelendirdiğimiz, aile kurmadan yuvayı yıkacak tüm etmenler de böylece ortadan bu şekilde kaldırılırmış.

Yıllarca devam eden bu kültür ve geleneğimiz, insanlar arasında birlik, bütünlüğü sağladığı için olsa gerek bir şekilde unutturulmak istenmiştir. Bunu yapanlar teknolojiyi de kullanarak insanları çağdaşlaştırma adı altında canavarlıklarını gizleyerek toplumu yok eden katiller ve caniler yetiştirmeye devam etmektedirler.
..

Devamını Oku
Zihni Ozselmanoglu

Bir bahar gunu gozlerimi actim
Ilk nefesimi aldim kucaginda
Melekler beni terk etti agladim
Erkek oldum mujdeydi bu babama

Ilk adimimda ellerim elinde
Ninni soylerdin beni uyutmak icin
..

Devamını Oku
Ferhat Feriver 2

Uçuyorum uçuyorum yükseklere uçuyorum
Annem bana gelecek onun için uçuyorum
Senelerce hasretim onun tatlı yüzüne
Onun sıcak sesini duymak için uçuyorum

Dünyalara bedeldir annemin gülüşleri
Samimiyet doludur o güzel bakışları
..

Devamını Oku
Tarık Erkutlu

Anneler var elleri öpülesi
Ciğerleri barut kokulu
Sarılmış çocuğuna kaçıyor
Tozlu yollarından Kerkük'ün
İçinde işgal acısı topraklarının
Ve düşünde hürriyet kokulu bir bahar
Gül olurken bahar ellerinde, gülmüyor dudakları
..

Devamını Oku