Ankara Rüzgârı
Şu kadim Ankara’nın ismi griye çıksa da,
İlk adımda göğsüne çarpıverir akla kara.
Bir tezat yoldaşlığı Kızılay’dan Tunalı’ya;
Hacı Bayram sükûtu, can verir bu rüzgâra...
Oradan sessizce yürür Tacettin Dergâhı’na,
"Korkma!" nidası yükselir vatan semalarına.
Muhammed Bozbey
Film Yönetmeni ve Yazar
27.06.2026 - 22:16
Ankara
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 14:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bozkırın Kalbindeki Rüzgâr Ekim ayının o kendine has, ayazı kapıda bekleten günlerinden biriydi. Melih, gardan çıkıp Ankara’nın sokaklarına ilk adımını attığında, şehrin üzerine çökmüş o meşhur gri bulutları gördü. Dışarıdan bakan bir göz için burası sadece resmi binalardan, bürokrasiden ve soğuk betonlardan ibaretti. İsmi griye çıkmıştı bir kere... Ama Melih bu şehri tanıyordu. İlk adımını atar atmaz, o griliğin ardındaki akla kara, bir kırbaç gibi çarptı yüzüne. Kızılay’ın o telaşlı, kalabalık ve insanı yutan kaosundan yürümeye başladı. Adımları onu Tunalı Hilmi Caddesi’ne doğru götürürken, bir tezat yoldaşlığının tam ortasındaydı. Bir tarafta hayatın hırçın ritmi, diğer tarafta kuğuların sessizce süzüldüğü parkın dinginliği... Şehir, zıt kutupları birbirine çarparak kıvılcım çıkarıyordu. Fakat Melih’in aradığı şey sadece bu modern dünyanın tezatları değildi. Ruhunu üşüten bozkır ayazına bir sığınak arıyordu. Yönünü Ulus’a, Hacı Bayram Veli’nin gölgesine çevirdi. Türbenin bahçesine adım attığı an, caddelerin gürültüsü bıçak gibi kesildi. Bir sükût kapladı her yeri. O sükût, Ankara’nın sert rüzgârına öyle bir can, öyle bir sıcaklık üfledi ki, Melih’in içindeki o huzursuzluk birden duruldu. Orada durmadı adımları; kalbinin sesini dinleyerek Hamamönü’ne, Tacettin Dergâhı’na doğru sessizce yürüdü. Ahşap evlerin arasından geçip dergâhın bahçesine vardığında, rüzgâr sanki sadece yaprakları değil, koca bir tarihi dalgalandırıyordu. Melih gözlerini kapattı. Tam o anda, o daracık odada, mum ışığının altında yazılan o devasa manifesto yankılandı zihninde. Bozkırın ortasındaki bu gri şehir, o küçücük kulübeden yükselen "Korkma!" nidasıyla vatanın semalarını titretmişti. Melih derin bir nefes aldı. Ankara griydi, doğruydu; ama o griliğin içinde sakladığı ruh, rengârenk dünyalardan çok daha kadim ve çok daha canlıydı.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!