Aklıma takıldı;
Bir zamanlar içimde paslanan kapıları vardı gecenin,
şimdi her kilitte senin sessizliğin büyüyor,
omuzlarımda unutulmuş iklimler taşıyorum,
hiçbiri adını bilmediğim kuşlara benzemiyor.
Ay,
kırılmış bir mühür gibi düşüyor suyun alnına,
ben kıyısız bir harfin içinde sürükleniyorum,
gözlerin değdiği yerlerde taşlar nabız tutuyor,
eski yangınların küllerinden siyah bahçeler yükseliyor.
Göğsümün derinlerinde uyuyan saatler vardı,
her biri başka bir mevsime gömülü,
şimdi hepsi aynı yaraya çalışıyor,
aynı karanlığın çevresinde dönüyor.
Bir çölün unuttuğu son gölge gibi geçiyorum kendimden,
arkamda kum değil,
suskunluğun dökülüyor,
rüzgâr değil,
adının görünmeyen yankısı sürüklüyor beni.
İçimde bakırdan nehirler akıyor,
yataklarını terk etmiş sular gibi,
hangi kıyıya varsam taş kesiliyor zaman,
hangi aynaya baksam yüzümden önce özlemin görünüyor.
Gece,
siyah mermerden oyulmuş bir kuyu,
ben içine bırakılmış çatlak bir yıldız,
düştükçe çoğalıyorum,
çoğaldıkça daha derine gömülüyorum.
Kirpiklerinin gölgesinde saklanan bilinmez ülkeler var,
haritaları yanmış,
yolları küle dönmüş,
ben her adımda başka bir kayboluşun kapısını aralıyorum.
Gökyüzü yer değiştiriyor,
denizler içime çekiliyor,
dağlar kabuklarından çıkıp damarlarımda dolaşıyor,
hiçbir şey yerinde kalmıyor.
Bir yerden sonra sesin değil duyduğum,
sesinin ardında yürüyen karanlık,
bakışın değil gördüğüm,
bakışının altında açılan uçurum.
Ve ben,
kendi göğsümün içinde büyüyen bu devasa gelgitin kıyısında,
kırık takımyıldızlarının altında,
adını taşıyan görünmez bir fırtınanın ortasında,
aynı sorunun çevresinde dönüp duruyorum;
Aklıma takıldı;
Fazla aşk’tan ölünür mü?….
Hüseyin Erdinç
Kayıt Tarihi : 24.07.2026 19:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!