Bütün renklerin solduğu,
Her şeyin anlamsız geldiği,
Sesinin çıkamadığı bir an.
Hayattan umudunun kalmadığı,
Aşka olan inancının,
Atmış kader yine kazığını,
Kaçabilmek mümkün mü?
Söylenmiş bir sürü yalan,
Duymamak mümkün mü?
Bir izdim belki, silindi gitti gözlerinden,
Bir susuş kadar sessiz, bir anlık titreme gibi…
Geldiğin gibi yok oldum, farkına varmadan sen,
Ben içimde kaldım hep, sen kaldın bir “keşke” gibi.
Bir bakıştım belki, gözlerinde solan renk,
Ölüp gideceğim şu gencecik yaşımda,
Arkamda bir iz bırakmadan,
Boynu bükük şekilde gideceğim.
Bir rüzgâr gibi savrulup geçeceğim;
Ne bir taşta adım kalacak,
Hava iyice kararmışken,
Saatler gece yarısını gösterirken,
Hayallerle baş başa kalmışken,
Gözlerin dalıyorsa yine ufka;
Bil ki yine yalnızsın,
Her zaman olduğu gibi, bir başınasın.
Hafif bir rüzgarla eserken notalar kulağımda,
Gözlerimden akarken yaşlar inci misali,
Ve ben yine bir başıma otururken tenha bir sokakta,
Aklımdasın.
Ruhum dans ederken sensizliğin acısıyla,
Kelimeler kursağımda kalmış,
Boğazım kurumuş.
Garip sesler duyuyorum,
Anlayamıyorum neler dönüyor.
Gözlerim yavaşça kayıyor,
Aklımsa bulanık.
Geceler değil beni yoran,
Her sabah biraz daha kaybolan,
Benden içeri bir ben var, benden konuşan.
Hiçbir şey olmadı belki,
Ama içimde bir boşluk var,
Bir ses ararım boşlukta, cam kırığı gibi,
Belki sen çağırırsın, belki hayalin gibi.
Zihnimde yankın, kalbimde pas,
Her düşünce seni söyler, ama biraz yavaş.
Gözlerim bulanık, sabahlar donuk,
Gecenin karanlığından içeri akarken zaman,
Donar içre gönüller, susar aşk ile her lisan.
Ay, ezelden ezene yazılmış garip bir fermân,
Yanar altında gökler, tüter semt-i âsmân.
Yıldızın titreyen hâli birer gizli nedâmdır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!