Dokunmadan sevebilir mi bir insan,
Görmeden, duymadan, sarılmadan?
Eli eline değmeden titrer mi kalbi,
Gözlerinin içine bakmadan “seviyorum” diyebilir mi?
En mutlu anları paylaşmadan,
Dipsiz karanlıkta kaybolmuş ruhlar,
Umutsuzlukla çevrili, yıpranmış duvarlar.
Yolunu bulmak için aldanmışlar,
Yeniden doğar, aydınlığa yelken açar.
Derinlerde yankılanan çaresiz çığlıklar,
Kimisi boynu bükük, üzgün,
Kimisi dört köşe mutluluktan,
Ne komik!
İkisi de yalnız başına ölüyor oysaki.
Kimisi karnı aç kıvranıyor,
Her gece ölmek lazım azizim,
Sonra sabaha dirilmek yeniden.
Ölümü çok da büyütmemek lazım,
Ha bir rüzgârdın, esip geçtin,
Ha bir yapraktın, solup gittin.
Ne güzel demiş şair bir zaman:
Sen ki;
Bir manzaraya düşen huzur gibisin,
En tatlı nağmede saklı bir melodi,
Gönülden dökülen zarif bir kelimesin,
Bazen bir bakış, bazen sükûnetin ta kendisi.
Hayalinle yine baş başa kaldım,
Sessizliğin koynunda bir sızı var içimde.
Senden uzakta seni yaşıyorum,
Her nefesin ucunda senin adın gizlice.
Beni duymanı istiyorum sadece,
Bir adam geçer akşamdan, omuzları düşük,
yağmur cebinde, sigarası yarım.
Sokak lambaları bile bakmaz yüzüne,
bir eksiklik taşır, adı konmamış.
Bilir, sevmenin adresi karışıktır bu şehirde,
Etrafım bulanık suretlerle dolu.
Hepsi tanıdık, ama gerçek değil.
Sorular var dudaklarında,
Cevaplarsa pek meçhul.
Bir boşluk var içimde,
Kestel’de boşaldı evler birer birer,
Duman çöktü dağlara, içimizde keder.
Bursa yanarken, Karabük sustu,
Siren seslerinde yankılanır bir kader.
İzmir’de köz var, Uşak’ta yanık iz,
Bütün renklerin solduğu,
Her şeyin anlamsız geldiği,
Sesinin çıkamadığı bir an.
Hayattan umudunun kalmadığı,
Aşka olan inancının,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!