Güya, sana dönüyorum kırılmış aynalarla,
Bazen sessiz bir gece, bazen kanayan yaralarla,
Yine çöküyorsun üstüme o buruk çağrılarla,
Kalbime dokunuyorsun soluk bakışlarla,
Başbaşa kalıyorum sonunda boş masalarla,
Güya, sana dönüyorum kırılmış aynalarla.
Sözde, senden kaçıyordum nefsimin oyunlarıyla,
Bazen boş bir öfkeyle, bazen soğuk adımlarla,
Ama sen hep masumdun, susardın kırgınlıklarla,
Ben çıkardım karşına hep eski ağıtlarla,
Adını kazıdım içime keskin utançlarla,
Gözlerine bakamam binbir türlü hatamla,
Sözde, senden kaçıyordum nefsimin oyunlarıyla…
Bir gün gelir de, beni affetmen için değil… dinle,
Vursan bu pişmanlığı, belki çarpar yüzüme yüz binle,
Nasıl mahvolduğumu anlarsın o derin siteminle.
Kaç kez kaçtım senden, utanıp suskun yeminlerle,
Hangi düğüm çözülür ki aynı yanlış bağ ile?
Bir gün gelir de, beni affetmen için değil… dinle.
Bir kez değil, bin kez incittim; sözlerim değil, en çok sustukların.
Ben sadece görmek istedim, seninle kapanır sandığım yaralarımın.
Oysa her dönüş bir yanılgıydı; her yanılgım daha derin, daha ağırdı.
Sana her dokunuşumda hatalarım döküldü; ben kararıp kaldım yılların.
Şimdi bir ses olsam, bir nefes olsam; rüzgarın olup kapına varsam yine,
Bilirim…
Sen bakmazsın artık arkamdan; ben geç kalmışlığımın ağırlıyım.
Eğer bir gün duysam adını, titrememden anlarsın halimi;
Bir devrilmiş şehir gibiyim; sen geçtin, ben karanlık enkazımla kaldım gibi.
Pişmanlık değil bu sadece; içimin en sessiz yerine çöreklenen taş gibi.
Kırıldığın her anda ben biraz daha eksildim, eridim yağmur gibi.
Varsam kapına eskisi gibi, artık adımlarım takılır utancın dibine,
Çünkü bilirim…
Sen beni affetsen bile ben kendimi affecek bir kalp bulamadım içimde.
Meğer unutmak değilmiş yoran; hatırlamakmış suskunlukla,
Her gece aynı boşluk çöker; ben hesaplaşırım yoklukla,
Bir adım atsam bile takılır ruhum karanlıkla,
Sen geçtin ya içimden vaktiyle o temiz bakışla,
Ben kaldım yerimde ağır ağır, yorgun yıllıklarla,
Meğer unutmak değilmiş yoran; hatırlamakmış suskunlukla…
Zamanın kıyısında oturdum; suya düşen gölgeme baktım uzun uzun,
Bir insan kendi suretine bu kadar yabancı olur mu?… oldum,
Senin yokluğunla yontuldum; bir taş gibi sessiz, bir taş gibi soğudum,
Elimi tutsan kırılırdım belki, ama sen ellerini çoktan doldurdun,
Ben ise boşluğumu sardım; çünkü yokluğunu taşıyamayacak kadar yorgundum.
Zamanın kıyısında oturdum; suya düşen gölgeme baktım uzun uzun.
Ve anlıyorum;
bir insan bazen geri dönmeyi değil,
dönse bile tutunacak kalbi kalmadığını fark eder.
Ben de öyle kaldım işte;
Kapına varacak gücüm olsa,
adımlarım tökezler yine geçmişin eşiğinde.
Ve bil ki;
sen çoktan iyileştin belki,
ben ise senin unuttuğunu sandığın
o tek cümlenin altında hala sıkışıp kaldım:
“Geç kaldın…”
Kayıt Tarihi : 11.12.2025 22:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!