Hangi dağın kuytusunda kalmışsa güneş,
Hangi uçurumun ağzında sönmüşse şafak,
Söküp alacağız o ışığı, söküp alacağız!
Bileklerimizde zincir izi,
Alnımızda o kadim, o terli ekmek davası...
Biz ki haysiyeti;
Bir kuşun kanadında değil,
Toprağın en derin çatlağında saklayanlarız.
Öyle mahzun durma be hey ömrüm!
Bak hele şu göğe, bak şu mor dağlara...
Nereden gelirse gelsin fırtına,
Hangi dilden konuşursa konuşsun ayrılık;
Bizim kitabımızda "yıkılmak" yazmaz.
Biz, tütünü acıyla harmanlayan,
Gülüşünü namerdin yüzüne bir tokat gibi çarpan,
O eski, o sarsılmaz mektebin çocuklarıyız.
Duyuyor musun o derinden gelen sesi?
O, prangaları eskitenlerin sesidir.
O, zifiri karanlıkta kibrit çakanların,
Bir somun ekmeği bölüşenlerin,
Ve sevdayı bir kavga gibi yüreğinde taşıyanların...
Terk etmedi bizi o büyük hasret,
Terk etmedi o onurlu bekleyiş.
Varsın kapansın kapılar, varsın kilit vursunlar dile,
İçeride ya da dışarıda,
Sırada ya da kavgada;
Yürüyeceğiz o aydınlık sabahın üstüne!
Çünkü biz biliyoruz dostum, biz biliyoruz:
En sert kışın ardında bile,
Kardelenlerin o dimdik, o mağrur başı vardır.
Ve zafer dediğin;
Güneşi elleriyle tutanların,
Hiç eğilmemiş o sarsılmaz başınındır!
Hasan Belek
Akçay
Hasan Belek 2Kayıt Tarihi : 11.2.2026 12:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!