Adı Zehra’ydı…
Ama kimse onun adını gerçekten bilmezdi. Çünkü herkes onun yüzünü bilirdi; hep gülümseyen, hep dimdik duran o yüzü… İçindeki fırtınayı ise kimse görmezdi.
Zehra, hayata hep erken uyanmış bir kadındı. Çocukken bile oyuncakları kırıldığında ağlamaz, sadece başını çevirip sessizce toparlardı. Sanki daha o yaşta öğrenmişti; ağlamanın kimseyi geri getirmediğini, kırılanın kendi kendine onarılmadığını.
İlk ihaneti ailesinden gördü. En güvendiği insanlar, en çok yaralayanlar oldu. “Sen güçlü kızsın.” dediler hep. Güçlü olmak istemediğini, sadece sevilmek istediğini söyleyemedi.
Sonra büyüdü. Kalbini açtı.
Karşısına çıkan ilk adam, “Seni asla bırakmam.” dedi. Zehra inandı. Çünkü inanmak istiyordu. Ama o adam, Zehra’nın en savunmasız anında başka bir kadının ellerine gitti. Zehra o gün aynanın karşısında kendine baktı. Gözleri kıpkırmızıydı ama dudaklarında hâlâ o alışılmış gülümseme vardı. Ağlarken bile güzel görünmeye çalışıyordu. Çünkü kimse onun acısını görmek istemezdi.
Sonra bir başkası çıktı karşısına. Daha anlayışlı, daha sakin… “Sana kimse zarar veremez artık.” dedi. Zehra yine inandı. Çünkü kalbi hâlâ ölmemişti. Ama o adam da Zehra’nın geçmişini bahane edip en derin yarasına bastı. “Sen zaten kırılmışsın.” dedi.
işleri düşünmekten
Kalabalığın içinde kalabalıktan biri
Gecenin içinde bir yıldız, yitip gitmiş çocukluk gibi
Sevgilimsin,ak dişlerini öpüyorum, aralarında bir mısra gizli
Dün geceki tamamlanmamış sevişmeden




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta