Madem fani şu dünya; değmez nefsim aşkına
Bu mantıksız sevdanla; benzedin bir şaşkına
Onca kulu mazide, mahvetmişken şu sevgi;
Buna rağmen ey gafil; nasıl dersin aşk şuna?
Şu düştüğün hale bak!
Halin akil hali mi?
Şu uyduğun kula bak!
Sapık mısın deli mi?
O ki sana bir düşman!
Ne sendeki bu tuhaflık?
Kulluk nerde sen nerdesin?
Yok, bir tane halin aflık!
En olmadık yerlerdesin!
Ellileri aşmış yaşın!
Çağırırken Rahim Allah, her nefisi tek hak yola;
Ne hikmetse bazıları, bu davete demez evet.
Uymak farzken şu emir’e, aklı sağlam her bir kula;
Ret edilir pek çoklarca, ne yazık ki şu hoş davet.
Nasıl düşer bu gaflete, aklı başta olan bir zat?
Sanki henüz yaşarken, yeğlemişsin ölümü?
Sahi dostum gerçekten, diri misin ölü mü?
Niye tercih ettin ki, böylesi bir zulüm’ü?
Bilmez misin Hak sevmez, asla kat’a zalimi!
Adın güya mü’min de;
Hakikatte sen nesin?
Niye hissen yok dinde?
Söyler misin sen nesin?
Solcu musun sağcı mı?
Her geliri kar sanma, kar değildir her akar!
Bazen başta kar olan, akıbette baş yakar!
Fani ise bir irat ve de değilse helal;
Kar sandığın o meta; emin ol ki sahte kar!
İnsan, insan değilse; değiştirsin kod’unu!
Yoksa o kul ahrette, olur gayya odunu.
Odun, odun diyerek, hakir görmen odunu!
Asla, kat’a hak etmez, dünya ahret o bunu.
Ölüm yokluk değil ki; yakışmasın birine!
O, fenadan bekaya, bir imtisal değil mi?
Onu hiçlik sananın, yok elinde karine!
O, cennet ve cemale, tarz-ı visal değil mi?
Mevt-i insan bir terhis, asker olan beşere!
Ölüm mola vermezken; bu ne gaflet ey nefis?
Özel bir berat mı var, yoksa sana Mevla’dan?
Böyle bir şey muhalse, aldatmasın seni his!
Çünkü ona uyarsan; çıkmaz başın beladan!
Her gün onca insanı, götürürken o melek;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!