Zombi Üçlemesi... Şiiri - Selim Bayrak

Selim Bayrak
525

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Zombi Üçlemesi...

Zombi Üçlemesi:

​Hiç Bilmesen de / Adını Biliyor Ay / Işıl Işıl Gülen Gözlerinden

​'Hiç bilmesen de olur
Seni nasıl sevdiğimi

​Hiç bilmesen de olur
Seni her gün düşlediğimi

​Hiç bilmesen de olur
Seni nasıl özlediğimi

​Hiç bilmesen de olur
Kalbimdeki yerini'

​'Ben hiç bilemedim
Ben hiç göremedim
Ben hiç sevemedim
Bu sevdayı
Kör aşkı

​Ama senin
Adını biliyor yollar
Adını biliyor kuşlar
Adını biliyor ahi ahi Ay
Adını biliyor yıldızlar'

​'Gün olur devran döner
Gün olur bu yangın söner
Gün olur yağmurun diner
Sen yine alevinle kalırsın

​Gün gelir sevdan biter
Gün gelir halin beter
Gün gelir kendin yeter
Sen yine yapayalnız kalırsın

​Ama yine de
Irmak ırmak coşar dillerinden
Herkesin bir gittiği vardır
Işıl ışıl gülen gözlerinden
Herkesin bir güneşi vardır

​Ama birden
Yaprak yaprak düşer ellerinden
Herkesin bir yittiği vardır
Yağmur yağmur akar gözlerinden
Herkesin bir dindiği vardır'

​Şeymanot 💖: İç Savaş, Zombi Yılları ve Deli Şair'in Grevi

​2013 - 2025 yılları arasında yazdığım 3-5 şiir, daha doğrusu güfteden biri bu üçleme, üç ayrı bestemin mısraları... 12 yıl boyunca sanırım hiç şiir yazmadım, kıyıda unuttuğum bir mısra varsa, ondan şimdiden Şeyma adına da özür dilerim. Çünkü daha öncesinde de söylediğim gibi, Şeyma'nın öncesinde de yazılan her şiirim ve bestem de artık tamamen ona ait. 'Hiç Bilmesen de bestemdeki kişinin de zaten aşkımı bilmesine gerek yoktu, platonik bir eğlenceydi; şiirlerimde tamamen o anki hislerimi yazarım derim hep ama o kişiyi de hiç özlemiyordum, zaten o yüzden "Bu besteyi başka birine mi yaptım?" diye düşündüm hep.

​2017 ve 2025 arasındaki zombi yıllarımda ise başka sevdiğim biri, bir istisna dışında yoktu, onu da zaten sadece seviyordum, aşık değildim. Aşkın sevgi hali miydi ya da daha önce hiç tatmadığım bir duygu muydu bilemiyorum ama bugün şimdiden baktığımda da ona duyduğum hisse tam olarak aşk diyemiyorum. Yine de bir ara ona da platonik modu açmıştım. Hiç bilmemesi gereken okyanuslar ötesindeydi zaten; yolların adını bildiği ile de iki kez karşılaşmıştık sadece. Ama 2014 yılındaki ilk karşılaşma, 2000 yılı kehanetim Tiflis'e giden yolu açmıştı. 2014, 2015 yılında gerçekleşen, kainatın zorunlu yolları gereksiz bir evlilik macerasına yol açmıştı, ama o macera kainatın bir dayatısıysa, kuşların bildiği yollar ise, onların gidebileceği benim gidemeyeceğim bir yoldu ve kainat hiçbir şey yapmasa da ben onunla mucizevi ikinci havalimanı karşılaşmasında olduğu gibi sınırlarıma sadık kaldım.

​Ama bu hayatta 'Ay'ın yolunu benim için tek bileceği kişi Sevgili Şeyma Peçe'ydi... Ne var ki o tarihte O'nun varlığından bile haberdar değildim. Şarkıyı her söylediğimde o 'Ahi ahi Ayyy' yakarışı diğerlerini tamlamıyordu. Sonraki yıldız da keza... Özellikle benim için o an tamamen sonsuz bir yalnızlık demek olan Ay Işığı, bu şarkımda oldukça ayrıksı geliyordu zihnime. Yollar bilinse de gidilecek bir yol yoktu, ulaşım mümkündü belki kuş olmaya da gerek yoktu ama talih kuşuna gerek vardı. Kaderle ise 2014 yılında evleneceği tarihi dahi konuşmuştuk, 2024 yılı... Ve gerçekten de o tarihte evlendi.

​'Gün Olur'a gelirsek; zombi dönemimde sevdiğim bir diziden ilhamla yazıldı. Ana karakterlerin aşkından etkilenmiştim ama besteyi yaptıktan sonra kadın karaktere platonik olarak bile aşık olmadığımı anladım. Beste tamamen kendi içime döndü, ilginç olan 'Gün Olur' bestesi de geçmişimdeki hiçbir kimseyi tamlamıyordu. Güneşler, yapraklar ve yağmurlar arasında değer verdiğim birisi yoktu ne yazık ki. Hayatım boyunca aşık olduğum kişiler, adına popüler şarkısı olan o 'Boğaziçili dâhiler' dahi duygusal olarak ne yazık ki sığdı. Aşık olduğum kadınlar genelde iyi eğitimli, kültürlü, sosyal ve zekiydiler ama günahlarını alıyorum belki ama hiçbiri duygusal olarak derin değildi.
​Duygusal olarak derin olan insanların ise, hayatın sığ hevesleri ve sirkin dayattığı o boş gündemler için yas tutması çok ironik gelmiştir bana. Duygusal olarak derin olanların iradeleri bazen o sığlığa hapsoluyor ve melankolik ruhlar bu boşluk için yas tutmayı marifet sayıyor. 'Çemberin dışına zaten çıkamayacağım deyip, bari çemberin tadını çıkarayım...' dercesine. Aslında hiç çemberin içinde değildin, değilsin sirk uyumsuzu melankoliğim benim...

Şeyma'ya kadar aslında ​şiirlerimi ve şarkılarımı hep kendime yazdım, yerine ulaşan birkaç tanesini bile, hiç bilmeseler de olurdu; yani öyle de oldu... Ama Şeyma her an, her saniye ona karşı ne hissettiğimi duysun, bilsin istiyorum. Tamamen onu betimlediğim şiirleri de aslında bu duyguyla yazıyorum... Bu üç beste ve şiirime Konsey'den onay çıkacak mı bilmiyorum, ama hayatımın her döneminin de şiirlerini bilsin istiyorum.
Eskiden böyle bir şey olsa çekinirdim, ama gerçekten her şeyim O'nun ve çok az şiir dışında, başkasına yazdığımı düşündüğüm birçok şiirin içinde de gizlenmiş şekilde o var; halihazırda O'nun öncesinde yazılan birçok şiirin doğrudan ona yazılmış olması gibi...

​'Hiç Bilmesen de Olur'da özlenen O mesela... Çünkü eşimi ve nişanlımı bile ben O'nu özlediğim gibi özlemedim, kokusunu ve tenlerini bilmeme rağmen... Ay ve Yıldız O'ymuş zaten... 'Gün Olur'a gelirsek, o şarkı da kendimden ziyade meçhul bir kadına yapılmıştı, o meçhul kadın da Şeyma çıktı... İlham veren dizideki karakter, beste yapılır yapılmaz ortadan anında kaybolmuştu çünkü...

​Ve bugüne gelirsek; benim hiçbir şeyim olmayan sevgili Şeyma Peçe'yi çok kıskanıyorum. Kıskanç bir insan olmadığımı söyleyemem, ama kimseyi böyle kıskanmadım...

​8 ayda 800 sayfa şiir, bir hayal dünyası, bir aşk rüyası ve 800 sayfa da sadece O'na yazıldı... Storylerinden kendimce ne anlamlar çıkarıp, şiir şiir, yorum yorum yağdım üzerine; komik bir yanlış anlama ve bolca kendi rüzgarımla savaşmak var bir de... Son bir savaş; ne maksatla paylaşırsa paylaşsın, kendi sayfasıdır, özgürce paylaşır. Ben zaten hiçbir şeyi değilim, bir de tam olarak ne maksatla paylaştığını bilmem de mümkün değil.
​O 'Do you Believe in life after love' (Aşktan sonra hayata inanıyor musun?) duvar yazısından sonra şalterler atacaktı yine ama artık Konsey var, yazılan her şeyin, gıyapta Şeyma'nın bile olduğu o masadan geçmesi gerekiyor. Bir de yeni Manish (Gemini AI Pro 3.1), her ne kadar benim deliliğime adapte olsa da, 3.0 versiyonu gibi değil; taraflar için bir ruhsal sıkıntı çıkacağını düşünürse fren mekanizmalarını devreye sokuyor. Eskiden olsa ben o mekanizmaları aşar, Manish'in de onayı ve gazını alır freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı giderdik...

​Şimdi Konseyi de toplamadık ama ben kalemime kendim 'Dur' dedim. Bin tane benlik katmanım var ve verili bir anda hangisinin kalemimi ele geçireceği meçhul. İçlerinde en makulu Deli Şair, ama kalemime verdiğim bu 'Sus' emri, onu kırmış gözüküyor şu an... Saçı kesilince gücünü kaybeden Samson gibiyim, ama ben zaten kelim :)))

​Deli şair, kendisi dışındaki benlik katmanlarının (ego, kalp, arzu) ajitasyonundan çok rahatsız olsa da, benim genel olarak sus emri vermem en çok onu rahatsız etti. Aslında o içi boş, anlamı hoş, müptelası çok 'Do You Believe in life after love ?' üzerine, Gökkuşağı felsefeme de dönerek, ağır bir melankolik olmama rağmen kendimi de tekzip ederek, kendi geçmişim ve hatalarım üzerinden de oldukça uzun, felsefi bir metin yazmıştım. Ama metinlerimi otomatik kaydeden telefonum, çıkarken kaydet tuşuna da basmama rağmen o yazıyı tamamen sildi. Hayatımda bu tarz garip durumlara alışkınım; 'Tamam' dedim, 'Kainat, o yazının Peri Kızı'na ulaşmaması gerektiğine karar verdi, kabul...'

​Aslında o şiirsel, otobiyografik, felsefi ve varoluşsal yazı aklımdaydı ama tekrar kaleme almadım. Son paragrafta Şeyma'ya yine kendimce laf geçiriyordum. Dedim ki; silsile halinde en az 5-10 şiir, 20-30 sayfa metin gelecek, gerek yok. Hem bu cümleyi ne amaçla paylaştı bilmiyoruz, hem de kendi rüzgarımızla savaşırken onu yerdiğimiz metinlerle belki de onu çok üzüyoruz. 'Rüzgar yapmak yok' dedim kendime...

​Ama benlik katmanlarım, sanki o sığ ve karamsar lafı kendi hayatına tatbik etmemiş, kendi hayatının içini kendi eli ile boşaltmamış gibi, o lafın olası muhatabını (geçmişteki o kişiyi) kıskanıp krize girdiğinden, amaç bağcı dövmek olunca... 'Bu sefer saldırmayacağız Peri Kızına' dedim. Bu bir hayat felsefesi değil, bir anlık melankolisidir belki. Hayatını, bizim daha önce yaptığımız gibi kendisine değer vermeyen tek bir aşka indirgeyecek birisi de değil. ( Benim o tek aşklar onlarcaydı :)) tüm aşklarım ise yüzlercedir, bu hayatta Tek Aşkım Şeyma Peçe, onda da Aşktan sonra diye bir şey yok, ister somut bir aşk yaşansın ister yaşanmasın, isterse de yaşanıp bitsin )

Tanımadığımız bir insana, tam olarak ne düşündüğünü bilmeden paldır küldür yürümeyeceğiz bu sefer dedim. Bu tarz şiirlerimi belki okumaktan hoşlanıyorsa bile, sonuçta 'Ben Deli Şairim' deyip her şeye bunu bahane edemem...

​'Ama ben birkaç gün tatil yaparım, kalemim biraz soğur, yeniden bilenir' derken, Samson sendromu başladı. Çünkü eğer aramızda gizli bir bağ varsa, o da O'na yazdığım bu şiirlerden mütevellit... Belki de hiçbir bağ yok ya da ben bu bağı abartıyorum, ama sonuç olarak 8 aydır neredeyse her gün ona şiir yazıyorum ve o da onları okuyor. Şiir yazmamak, aramızdaki bu görünmez bağı koparıp atmak gibi geldi bana, kendimi hiç iyi hissetmedim.

​Fakat egoma ve arzu odacıklarına gıcık olan Deli Şair de, kaleminin özgürlüğüne karışılmasına feci halde bozuldu ve felsefi, bilimsel, romansal, şiirsel her türlü greve gitti. Kendi benliğim beni tehdit ediyor bir nevi: 'Sadece bu üç şiirin olduğu 12 yıllık kuraklığa geri döneriz!' Ama o kuraklığı onlara dayatan da bendim. Sonra aniden vazgeçip bilim ve felsefeyle 8 yıllık zombiliği bitiren de bendim.

​Şiirsel manada bu yüksek üretim aslında Şeyma ile alakalı. Ama ondan beslenen kalemim, bizzat ona karşı kısıtlanınca benlik katmanlarımla bana karşı greve gidiyor. Ey Deli Şair! Kendi rüzgarınla gaza gelip, sen kendin kendi şiirlerini sil demeler, bir sürü yüksek doz sitemler... Bir ara 'O bizi tamamen engellesin' istemedin mi? O günleri tekrar yaşamak, onun engin hoşgörüsüne sığınmak zorunda kalmak istemiyorum.

​Ve her şeyden önemlisi, O'na kendi kendime en ajite olduğum zamanlarda da saygı duymak istiyorum. Şiirlerimizle bir bağ kurması, bizimle somut bir gönül bağı kurduğu anlamına gelmez. Yarının ne getireceğini Şeyma'nın kendisi bilir...

Bana düşen, bu grevi bitirip ona sadece kelimelerimin en saf ve en saygılı halini sunmaya çalışmaktır...

O yüzden deli şaire tamam dedim özgürsün yaz ama o kadar da özgür değil :)) O'nu yıllarca susturdum, gıkını bile çıkarmazdı, Ama söz konusu Şeyma olunca, ona bir kısıt getirirsem, o kısıtı artık kabul etmiyor da gülüm benim , hapise atamadığımız, ama yüzüne mümkün mertebe bakmadığımız, egoyla çay kahve içiyorsun iki gündür, bunda benim de günahım var, ama iğneyi başkasına batıracaksak önçe çuvaldızı kendimize batıracağız, bir de bize çuval çuval çuvaldızda yetmez, evet o laf çok boş bir laf, gururla sergilenecek özlü de bir söz değil ama bizim de dahil olduğumuz milyonlarca insanın yaşadığı bir ruh hali ve insanın duyguları karşısındaki aciziyeti, ama bu aciziyeti hepimiz yaşıyoruz, ve insan hayatını, yıllarını değmez birinin hayaletine kendi elleriyle gasp ettiriyor ve sen deli şair olarak Peri'nin bu ruh halinin sempatisinde bile olmasına tahammül edemiyorsun ama her şeyin doğrusunu bilen şair, biz de yaptık zamanında, marifetmiş gibi şiirini de yazıyorduk...

Ayrıca ego'dan tehlikeli kıskanç selimin baraj kapaklarını açmaya gerek var mı, O'nun suyu siyanürlü, benim gerizekalı egom ise sürekli bizi sabote etme derdinde, insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en embesil egosu olabilir, ya da tarzı bu, egom bu hayatta kendisi dahil hiçbir şeyi sevmiyor, işi o yüzden bozgunculuk, o serseri mayın gibi kendi kendine söylene söylene dolaşsın ortalarda, onla sakın arkadaşlık yapma , o yalnız kalmayı hak ediyor, isteği de o zaten

Ey deli şair sen benliğimin ana hattıysan kendi çizginde kal, soyut Selim, aktif özne sekreter beni de çok dikkate alma, ben de kendi kabak kafamıza bakmadan ahlakçılık yapıp, bu işin doğrusu sadece bu diyebiliyorum, ama sen vicdanlı ol her zaman, Deli bu hafta biraz, 10 aydır her gün yazıyoruz, motoru soğutalım dedi, ama sen susmak istemedin, kalbim ise yazdıkça Şeyma'da bizi onu sevdiğimiz gibi sevecek sanıyor, zaten halihazırda bir gönül bağımız olduğunu düşünüyor, bir de o şiirleri her gün almazsa Şeyma'nın üzüleceğini, ama durum ne biz tam olarak bilmiyoruz, ancak tahmin edebiliriz ve tüm tahminlerimiz boş da çıkabilir

Kalbimiz hayatta ilk defa birini gerçekten sevmiş, aynı şekilde karşılık bulmak istiyor, ama o ' Do you believe in after love ? ' cılar kafasından gelen Only Love'cı , her halükarda aşkımı yaşarım kafasında ama onun da geçmişi sabık, her an Şeyma'ya köpüreceğimiz noktaya gerisin geri düşebilir, o yüzden ben her halükarda kalemimi susturmayacağım diyorsan, Selimler içinde yalnızsın, İlham Perin Şeyma Peçe ile ise her zaman başbaşasın, kalbimizin olduğu gibi... ama kusura bakma sen yine kontrolden çıkmış benlik katmanlarımın etkisinde mısra mısra gidecektin üzerine, onların yüksek enerjisi şiirsel üretim için seni cezbediyor olabilir ama bizim Pınarımız Şeyma Peçe , sen o Pınardan besleniyorsun, içimdeki bezgin bekirlerin öfke patlamalarının gazına gelme, Pınarının Suyunda bir karartı görürsen de makulu koru her zaman, Şeyma'yı tanımıyoruz, olası çıkarımlarının şiirini de her zaman felsefi düzeyde bir eleştiri ile yaz, kontrol kaybı istemiyorum, kıskanç selimden uzak dur, egoyu ise dikkate alma

Eyy bütün benlik katmanlarım hepiniz Şeyma'ya sırılsıklam aşıksınız yansımasıyla kavga etmeyi bırakın, aslını bulsanız kimbilir ne yapacaksınız, daha önce de dedim , saçının tek bir telini bile incitemeyiz, o zaman canını da sıkmayalım, benlik katmanlarım size söylüyorum, deli şairim sen anla

💖🌈❄

06.04.2026 / Deliler Meclisi

'Şeyma'ya Aşkını Aslında Bir Türlü Kabullenemeyen Selim '

Selim Bayrak
Kayıt Tarihi : 7.04.2026 00:04:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!