I.
Güneşin secdeye durduğu o muazzam eşikteyim,
Sana yürümek; uçurumlardan gökyüzüne kanat açmaktır.
"Bakmaya kıyamadığım bir ışığın gurbetinde" yanan bu can,
Artık vuslatın ateşten denizlerinde dindiriyor asırlık sızısını.
Seni kendimden bile sakınan o mahcup telaş, o titrek dua;
Şimdi kainatın kalbinde yankılanan en gür sadaya dönüştü.
II.
Aşk; ezel meclisinde mühürlenmiş o gizli ahdin adıdır,
Kavuşmak ise; o ahdin yeryüzündeki en mukaddes tecellisi...
Ben ki, senin ziyanla sürgün edilmiş bir garip yolcuydum;
Şimdi o gurbetin tam bağrında, seninle yeniden vatanlaşıyorum.
Müebbet dediğin, gözlerinin o derin ummanında kaybolmak,
Hürriyetin en mahzun, en muhteşem rengine boyanmaktır.
III.
Yeniden yazılsın tarih; vuslat bir bitiş değil, ebedi bir bitiştir,
İki canın, tek bir hakikatin ufkunda aynı anda uyanışıdır.
Seni sakındığım her an, aslında seni arşa taşımışım içimde.
Şimdi o mahcubiyet, bir zafer sancağı gibi dalgalanıyor göğsümde;
Gurbet kül oldu efendim, biz artık ziyanın (ışığın) tam merkezindeyiz,
Aşkın ete kemiğe büründüğü o en nurani lehçesindeyiz.
IV.
Göklerin göğsü yarılırken bu muazzam vuslatın ihtişamıyla,
Durdu zaman; aşkın o sarsılmaz, o eğilmez vakarıyla...
Seni kendimden bile sakındığım o ince eşik, artık bir miraçtır;
Müebbetim dediğim; senin ruhunda nefes aldıkça hürleşmektir.
Işığın gurbeti bitti; biz o nurun ocağında eriyen tek bir heceyiz,
Kainat sussun ve dinlesin; biz aşkın yeniden tariflendiği o en derin geceyiz.
Kayıt Tarihi : 30.12.2025 22:54:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!