Zincirlerin Gölgesinde (bir Direniş Şiiri)

Hüseyin Erdinc
418

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

Zincirlerin Gölgesinde (bir Direniş Şiiri)

Zincirlerin Gölgesinde

(Hikmet’ten Erdal’a bir direniş şiiri)

Dr. Hikmet Kıvılcımlı,
Artık yaşlıydı,
Yılların yükünü sırtlamış,
Ömrünün üçte biri cezaevlerinde,
Ama kalanını
Mücadelenin vicdanında geçirmişti.

Evinde, tek başına dinlerken haberleri,
Bir tutuklama, bir idam,
Bir eylem, bir çatışma,
Her manşet, her kurşun
Geçmişin hücrelerinde yankılanır gibiydi.

Duvar yoktu etrafında artık,
Ama içindeydi o taş duvarların sessizliği.
1930’ların işkenceleri,
40’ların soğuk koğuşları,
Ve şimdi 1970’lerde,
Yeni bir kuşağın
Ölümü göz göre göre kucaklayışı.

Onlara bakar,
Sessizce yazar:

“Eksikler var,
Ama samimiyetleri bir kitabı taşır.”
“Teorileri eksik belki,
Ama yürekleri fazla büyük.”

Ve yine satır aralarında belirir o isim:
Deniz.

Uzun boylu,
Karadeniz kadar hırçın,
Bir halk çocuğu,
Adaletsizliğin göğsüne koşarken
Asla arkasına bakmayan bir delikanlı.

Kıvılcımlı,
Duvarın ardından bakar Deniz’e,
Bir sızı geçer kaleminden,
Ama başını öne eğmez,
Çünkü bilir:
Eksik de olsa,
Bu yürekler gerçeğin içinden çıkmıştır.

“Teori eksik,” der bir an,
Ama sonra susar,
Çünkü bazı hatalar vardır ki,
Onları cesaret temizler.

Deniz yürür mahkeme salonunda,
Sırtında halkın yükü,
Omuzlarında ezilmişliğin gururu.
Duruşmadaki her sözü bir tokattır:
“Amerikan emperyalizmine karşı savaştık,”
Der ve celladına bile göz kırpmaz.

Kıvılcımlı yazar o gece defterine:

“Bu çocuklar yürekten devrimcidir,
Onların ölümünü hak eden,
Bizim yıllarca susuşumuzdur.”

Ve ardından gelir Mahir,
Kelimesi kılıç,
Yürüyüşü sorumluluk,
Her adımı hesaplı,
Her sözü örgütlenmeye çağrı.

O sadece öfkeli değildir,
O bir inşacıdır.
Marks’ı okur gecelerce,
Lenin’i tartar halkın terazisinde,
Ve sonunda kararını verir:
“Sosyalizm lafla değil, halkla kurulur.”

Bir örgüt kurar,
Yoldaşlarıyla toprağa basar yeniden,
Ve bir sabah,
Bir çatışma haberi gelir:
Kızıldere.
Onlar teslim olmazlar.
Çünkü Mahir daha önce demiştir:

“Biz buraya dönmeye değil,
Ölmeye geldik.”

Cesedi düşer ama fikirleri yükselir,
O gün dağılmayan o fikir,
Bugün hâlâ duvarlara yazılır:
“Devrim, teslimiyetle değil,
Direnişle büyür.”

Ve sonra o çıkar satır aralarından,
Bir çığlık değil,
Bir sessizlik gibi büyüyen:
Hüseyin İnan.

En az konuşanıydı belki,
Ama en çok düşüneniydi.
Onun devrimi,
Sloganla değil,
Emeğin alnında büyüyendi.

Tutuklandığında bile
Başını öne eğmedi,
Mahkeme salonunda
Tarih dilsizdi,
Ama Hüseyin dimdikti.

Ve gece indi o darağacının üstüne,
Üç ismin etrafında döndü zaman:
Deniz, Yusuf, Hüseyin.
Her biri bir ağırlık gibi
Astılar,
Ama yere düşen gövde değil,
Yükselen bir fikirdi.

Ve son halka geldi zincirin:
Erdal Eren.

Henüz bıyığı terlememişti,
Ama darağacına hazırlıyordu devlet.
17’sindeydi —
Ama onlar yaşı büyüttü,
Vicdanlarını küçülttüler.

Hücrede son gecesinde
Bir mektup bıraktı ardında:

“Bir gün elbet…
Bu halk affetmeyecek sizi.”

Ve sabah oldu,
Gözleri açık,
Bileği bağlı,
Gülüşü alnında asıldı.

Aslında asılan
Bir çocuktan fazlasıydı:
Bir halkın,
Bir devrimin,
Bir geleceğin umutlarıydı.

Kıvılcımlı görmedi o sabahı,
Ama Deniz’ler, Mahir’ler
Sessizce karşıladı Erdal’ı,
Bir diğer halk çocuğu olarak.

Ve biz,
Bilelim ki…
Bu zincirin halkaları
Sadece geçmiş değil,
Gelecek de yazar.
Hüseyin Erdinç

Hüseyin Erdinc
Kayıt Tarihi : 23.8.2025 22:17:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!