Gün boyu aynı yolu adımlamaktan
Taşa karıştı izlerim;
Akşam olunca fark ettim ki
Gölgem bile yorulmuş ardımdan.
Eskiden toprakla konuşmayı bilirdim;
Böğürtlen dikenleri bile kulak verirdi sözüme.
Şimdi ne söylesem, yeşilin keyfi kaçmış,
Bir hüzün çökmüş, susuyor bütün dallar,
Rüzgârın taşıdığı ses bile buruk artık.
Gün döndükçe sarardı yüzüm,
Belki de zamanın kuyusuna eğilmiş
Bir su birikintisiydim ben.
Her dalgada başka bir yanımı
Sessizce yitirdim.
Titreyen ışığıma dokunan gölgeler,
Beni durmadan içimin kıyılarına savurdu.
Dağların gölgesinde sakladığım bir sır vardı:
Ne insana söyledim, ne kuşa, ne de taşa…
Kayan bir yıldızın ucuna iliştirip göğe saldım.
Sonra yollarımı örten sis fısıldadı kulağıma:
Sen kendine varmadan gidemezsin hiçbir yere;
Önce kendi adımının izini çözmelisin.
Şimdi rüzgâr ıslığıyla çağırıyor beni,
Bir dere kıyısında taşa oturmuş bekliyorum;
Su akıyor, gölgeler değişiyor…
Ama içimde bir ırmak var ki:
Ne kurur, ne yön değiştirir;
Sadece akar.
Her akışında beni biraz daha
Kendime doğru taşır.
Kayıt Tarihi : 27.12.2025 13:03:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiir, benim zamanın ve hayatın ağırlığı altında kendi benliğimi ve kaybolan parçalarımı arayışımın içsel yolculuğunu anlatmaktadır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!