Belki de hala aşık olduğumu sandığım en cana yakın gülümsemeyii; savunuyorum aşk diye bilmiyorum.
Bunu yazmak bile kalbimi kırdı
Çok yoruluyorum zaten. O kadar yorulup, çalıştıktan sonra bir de ona çalışıyorum sabaha kadar. Onu düşünerek ona gelerek iş yapıyorum. Bir gel kal biraz iki kelam edelim, cebimize harçlık misali koy şu duyguyu. Vallahi maaştan çoktan vazgeçtim. Bak senelerce dinlediğim bir derviş türküsünde ki bir sözün ne demek olduğu daha yeni anladım. Soluk soluğa da geldim sana ben , bak ben geldim; anlatmam lazım bi an evvel sana. Sen aklıma düştüğünden beri işsizim. Aşkın pazarında ben çok gezdim. Gezdim gezdim ve sonunda satayım dedim canımı; “ Satarım canımı alan bulunmaz. “
Gözlerimi karartıp; bi cesaret çıktığım bir yolculukta yanıma almadığım ilk şey yine bendim aslında. Yollarla baş başa kalıp; gölgesinde soluklanacağım kimin diktiğini bilmediğim bir ağaç aradım. Heybemi anca rüzgarı sığdıracak kadar küçük zannederken; bir çok kişi taşımaya başladığım bir yolculuğa çıkmışım da farkedememişim. Sahiplenebildiğim bir koltuk ve hayatı izlemelik pencere. Bana yeterdi, bana kadardı. Pencereme yansıyan seni hiç hesap etmedim. Kimsin sen ?
Gözlerime nerden gelipte çarpıverdin. Suskunluğuma sözüm var. Kelimelerimle aram açık. Ne yazmak istedim yola çıkarken ne de tek bir kelime konuşmak. Suskunluğun zehrinin; zembereği felç ettiği bir saat misali akrepte, yelkovanda sana saplanmış, Çıkamıyor bir türlü. Çabaladıkça daha da batıyor şuanıma. Sen ay misali dönüyorsun eksenim etrafında. Ben çekiliyorum sana ama denk gelemiyorum seninle bir türlü. Senelerdir kaçtığım istikamete nefes nefes koşuyorum şimdi. Hiç yorulmadan, bir kez olsun bıkmadan, defalarca duvarlarına çarparak başladığım yere dönüp ancak yine de vazgeçmeyi aklımın ucuna bir kez bile barındırmadan koşuyorum dizlerimin bağları çözülene kadar. Ne farklı bir şey senle konuşamamak. Sana kelimelerim var yüreğimin beşiğinden. Bu suskunluk…
Suskun bir kimsesizliğin izleri aslında kağıdıma dökülen. Zehir zemberek bir yalnızlığın bile kendine tanıyamadığı aynada ki çehresi gibiyim. Yüreğimin ara sokaklarında ki ıssız bir bayram sabahında okumayı sökememiş bir çocuğun ellerini tuttum sen gidince. Tek bir kelime öğrense gömülecekti sessiz çığlıkları, kuytu bir köşede sakladığı çocukluğuna sarılacaktı umutları. Şimdi bir çocuğun o çığlıkları ile yazdığı bir şiirsin. Bir okusan sanma ayakta durabilirsin.
Seninle bir rüyadayım sanki;
Her ne kadar kafamı koyamasam da göğsüne; ne zaman dalsam rüyana; gözlerini üstüme örterim. Ağzından çıkan ilk söz önsözüdür gece hikayelerimin. Ben bir kahraman olmak istedim seninle olan hikayemde. Sana olan ve seninle yaşayacağım her ne kadar hayalim varsa gökyüzümün güvercinlerini ankaya dönüştürdü kanatları alevden. Aklıma ne zaman düşsen; ellerinden tutup umut tohumu da düştü yalnızlığın kurak topraklarına. Özlem çiçekleriyle bahara boyandı dallarım. Vazgeçişlerin tıka basa doldurduğu bir mahkeme salonunda şimdi masumiyetini savunuyor sana karşı bakışlarım. Hakimi olduğun bu celsenin her duruşmasında, her savunmam sırra kadem basıyor hakimiyetinin karşısında. Sen yüreğimin en yürekli direnişini bir anda örseliyorsun. Hükmen yeniliyorum her defasında kendi evimde.
Kadın; daha fazla germe ellerinle; hürriyetimin boynuna geçirdiğin urganı. Yetmezmiş gibi mesafeler; yokmuş gibi aramızda şehirler ; bırak çöle dönsün düşlerim. En derin rüyalarımdan faydalanıp yağma topraklarıma. Yoksa ölüp gideceğim bir baharın tam ortasında karanfiller yatağında…
Sen kimsin;
Yakamozları sakladığın bir gökyüzü, sakallarına dolanan bir rüzgar veyahutta sesine bulaşan bir tebessümüm alır beni. Saklandığım her gün yeryüzünden bir tek sana sobelenirim. Sen benim bi haber çıktığım bir yolculukta; denk geldiğim, yolumun düştüğü bir söğüt gölgesi işte ne bileyim. Kelimelerle buluştuğum bir toplantısın şimdi kilitli kapılar ardında. Senin adınla başladığım bir anayasının yürürlüğe gireceği bir ihtilali, gözlerine denk geldiğim andan itibaren ayaklandıran bir kurşunsun, düşünmeden kalbime doğrultup ateşlediğim. Yerle bir olup uzanırım hayalinin kapısına uzanan ince bir yolda boylu boyunca. Faili meçhul değilim. Ey sen; yüreğim avuçlarına emanet failim; yüreğine gömülsün yeter ki bedenim.
Ben anlatamam bir rüzgarı artık, hayran olamam bir yakamoza ve ezberleyemem bir şiiri seninle denk geldiğimden beri. Dizemem kelimeleri yan yana, lâl oluşunu elinden çaldığımdan beri ve gidemem hiç bir adım uzağa kendimden, gidemem yığılıp kaldığım gözlerinden.
Kendime gelemiyorum. Bambaşka bir yerdeyim. Aldım aklımdakini karşıma. Saçlarını taradım, gözlerine çektim kalemi. Tam karşıma da oturttum. Kitledim gözlerini gözlerime. He bir de doldurdum göz yaşlarımla sulandırdığım kadehi. Çatalımın ucuyla bi kayıntı yaptım dertlerimden. Son ses en sevdiğim şarkılar çalıyor sessizliğimden. Ona ne zaman denk gelsem; kimsenin beni tanıyamadığı benliğimden sıyrılıp bir begonya misali açıyorum gözlerinin devrildiği, gölge görmez bahçesinde. Hala kalem ile aramda ki muhabbet dönmemişse kanlı bıçaklı bir ihtilale; bembeyaz kağıt şikayetini saklamışsa sabırla mahşere; bir tek gördüğüm anda kaybolduğum gözlerinin yüzü suyu hürmetine. Hiç bir literatür greve gitmemişse kelimeler için bana karşı, kafiyeler baş kaldırmamış, gizli özneler isyanını saklamışsa gizliden gizliye; bir sana vuslatım niyetine.
Sevgilim ;
Bu yazıma seninle olan sensizliğimin baş harfini büyük harfle yazarak başlayacağım. Kalemimin kağıdıma dokunuşunda ki ilk anda unuttuğum adımla devam edeceğim bana kalan acizane bir seni anlatabileceğim kelimelerle. Sus pus edeceğim kim anmaya kalkarsa adımı. Her ne kadar nesne varsa hayata dair; öteleyeceğim. Adınla başlayan bir romanı yine adınla bitereceğim sayfa bildiğim hayatımın günlerinde. Önsözünde uyanacak, son noktasında sallanacağım asıp kendimi son cümlesine.
Bende uyandım. Bu günaydın ikimizin aslında bilmiyorsun. Neden saklamaya çalışırsın ceplerine güneşi; günleri aymadan neden idam edersin asıp kirpiklerine gozkapaklarımdan. Şikayet ettiğimden değil; altında hayalini çizdiğim tablomsun. Kıyamam ağır gelir yorulursun. Ellerim titriyor. Neden kelimelerim parmak uçlarımda ödü patlarcasına korkuyor. Hani bu kalemin raks ettiği o anlar; seni bulamazlar da benim yakama yapışırlar. Bir adım atacağım kadın geçmişte nefes aldığım bir soluğa. Nefes nefese kalır beceremem sanırdım. İçimde bir bir köşeye bir soluk saklamışım. Son kozum olan şey, sonum mu olur yoksa sonu göğüsleyen bir celladın kırar mı kollarını bir hamlede dirseklerinden. Bu haller bana çok yabancı. Bu kelimelerin Kalem tutan parmakları artık iyi bir tanıdık eskilerden. Bir çığlık kopacak kadın bu gece gecenin suskunluğundan. Seninle bir literatür katlediyoruz, bir lügatın canına kastediyoruz bu gece. Uyusak bir merhamet dolar yüreğimize. Kan çanağı olacak gözlerimiz bu idam nöbetinde. Sonrası ay düşse gözlerimize ferini bulamayacak. Keşke sana bunları anlatacak kadar usta olsam bu işte. Sen bu işten beni azdedensin. Bir daha istihdam olmam. İnan bana bir uyusam, asla bir günaydına uyanmam.
Sensizlik ne uyutuyor ne de durduruyor yerinde. İçim dışım sensizlik olmuş. Boğazıma kadar özlemine boğulmuşum. Zaman ilerledikçe içine çekiyor beni. Sen ay vurunca odaya doluyor . rüzgar estikçe hayalinle ruhumu okşuyorsun. Hiç bir özlem kapımın eşiğinden böyle güzel girmemişti inan. Sen dinlediğim şarkılarda bana kelimesizlikler bahşediyorsun. Ne kadar güzel senin varlığınla yaşanılan hayat , olmadığında bile mutluluğum oluyorsun. O var benim hayatımda diyip mutlu olmak diye birşey var. Sen o şeye paha biçemediğim nedenim oluyorsun. Nasıl özlüyorum seni ve sabah nasılda ağır adımlarla yaklaşıyor geceye. Bir insanın nefes alışı , uyuyuşu ve mimikleri merak edilir ve bu merak her nefeste daha da kuvvetlenip kalbini ele geçirir mi insanın. Kalbimi ele geçiriyorsun kadın. Durma! Devam et. Durursan durulacağım mutlulukta.
Sustum;
Ne söylenecek bir kelime vardı ne de bu suskunluğu anlatacak bir sebebim. Susmak bir eylem değil bir intihar gibi. Dışardan bakınca anlayamazsınız, ben bile anlatamazdım. İnsan kelimesiz kalıyor bazı zamanlarda tek bir kelime dahi bulamıyorsun anlatmak için. Siz hiç ayakta duracak gücünüz yokken hayatta durdunuz mu ? Kelimelerle sakladığım her halimi yüzümde yapamadığım için özür dilemeliyim. Üzgünüm bir suskunluğun zehrini her dakika soluyup, hayata dolmuş gibi gozukemedim. Bana soylediklerinize sırf üzülmeyin diye yarım gülüşler ve boş bakışlarla karşılık verdiğim için de üzgünüm. Uyanmak istemediği bir güne uyanıyor bazen insan. Bugün uyanmamak için neler vermezdim hal bu ki. Yaşamadan yaşlanmak bile tamam… İnsanları kırmakta şampiyonlukları olan bir dünya starı gibiyim. Bu unvan benim, tırnaklarımın kazıdığı bu şöhret artık boynuma asılı madalyam benim. Kimi kırmak istemediysem toz buz olduğumun ilk adımıdır yüreğimde. Suskunluklarla uzaklaşmak , suskunluklarla kaybolmak gözler önünden en naçizane kafiyem oldu hayatımın gözlerimi sıkıca kapayarak yazdığım satırlarında. Zıplama tahtasını bilir misiniz? Ayaklar altına alınan ve hedefe ulaşmak için tüm gücünü vererek basılan ve buna eş değer maruz kaldığı güçle kalan bir başına. Bir zamanlar capcanlı yemyeşil yapraklarının hayat verdiği bir ağacın, tabiatın bir parçası olduğunun unutulup sırra Kadem bastırıldığı iki nefes arasında. İki nefes arasında bir araf yaşayan perdelerini çekmiş, ışıklarını söndürmüş, zifiri odasında karanlığın bile yolunu kaybettiği, kendisinin başını koyduğu o yastıkta çoktan kaybolduğu birisi gibiyim. Hala sabah güneşin doğuşunu görecek gözleriniz ışıl ışıl bakarken hayata bu tarafa doğru dönmeyin. Bu yalnızlık benim ilişmeyin....
En çokta uyumayı özledim.
Vurur vurmaz kafamı yastığa.
Söz geçiremeden göz kapaklarıma,
Sinirden fark etmeyip, dalmak uykulara.
Yürümeyi özledim kaybolmadan.
Gittiğim istikamette ne güzellik varsa,
Merhaba;
Adını bilmiyorum aslında. Ancak içimde kuramadığım cümlelerin, bastığım toprağın veyahutta sevgiliye okunmayan her ne kadar şiir varsa sensin suç ortağı yardım ve yataklıktan. Hiç bir mahkeme kurulamadı insanların nezdinde sana dair ve insanlık hiç bir darağacını dikemedi göklere ayaklarını kesmek için yerden. Hep umutlar oldu yerle bir olan, hayaller gömüldü adı soğuk mermerlere yazılmış kimsesizler mezarlığına. Kimseyi tövbe ettirmedin mesela günahlara, sen günahlara gebe kalan şuan bile seninle yüz yüze gelmek için onca günah işliyorken insan. Sen zifiri karanlığa boğan ve çıkış yolu diye ufacık bir ışığa koşturan. Sen yolun sonunda masumiyeti dar ağacında sallandıran. Ne kadar da tanısam ve ne kadar da bilsem kötülüğünü ezbere sana en sadık, sana en kanmış ve sana en büyük hizmet eden hizmetkarın olarak yazıyorum. Bu ünvan benim hayatıma inat. Bu nam benim nam-ı değer ve terk-i diyar olduğum kendimden. Karşına çıktığım senin silüetin, soyutlandığım benliğim, kanım parmak uçlarımda damlayan ve kalem tutan ellerim artık iyi bir tanıdık eskilerden. Mezartaşı konulmamış ve selası okunmamış bir mezarın mal sahibiyim. Arkana bakmamış gidişinin; ilk adımını attığın o anı ile hayatıma bir Araf koymuş, o arafta kaybolmuş gibiyim. Beni öldüremezsin. Katledemezsin mesela duygularımı; karşına çıktığımda boynuna ilmiğini geçirmiş, kendi taburesini kendi tekmelemiş kadar özgür cümlelerimle, kendini hapsedişi ile çiçeklendirdiği toprağına ve kendi üzerine kendini bir yakamoz misali yansıtan biriyim. Bir sıfırdan büyüktür. Bir başıma sıfırın altında ezilir gibiyim…
Şimdi Çek git gücün yeterse. Ardına bile bakmadan sırala ardı sıra adımlarını. Gücün yeterse terket defnettiğim benliğimi bu hayattan. Gidişinle dolacaksa gözlerim. Islatacaksa yanaklarımı kendi yağmurundan. Gün yüzü görmesin ulan.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!