Yaşadığımız sürece en savruk kullandığımız şeylerden biride ne yazık ki zaman … Tıpkı sevgilerimiz, tıpkı mutluluklarımız gibi … Hep bir şeyleri erteler dururuz, oysa zaman ne ertelemeye gelir nede bizi bekleyen bir olgudur.. ve biz hep erteleriz … farkına bile varmadan aslında gecen her saniyenin ne kadar yaşamsal değeri olabileceğini ve sonrasında bir ömür taşıyacağımız acılara kendimizi bile bile prangalı mahkum edişimizi …
Şimdi bu yazıyı okuduktan sonra, çıkın ve sevdiklerinize onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin hem de bir tek saniye bile beklemeden, çünkü bir tek saniye sonrası bile çok geç olabilir …
Sevgim seni yurduna getirdi:
tuzak ev,dilsiz baba,yenik anne...
İşte hepsi bu...
Hayallerini yak,evi ısıt.
Gideceğin en büyük oda arka odan.
İçerden sesleri geliyor annenle babanın,
Devamını Oku
tuzak ev,dilsiz baba,yenik anne...
İşte hepsi bu...
Hayallerini yak,evi ısıt.
Gideceğin en büyük oda arka odan.
İçerden sesleri geliyor annenle babanın,
Bu şiirin yüreğimden süzülüşü, küçükken rahmetli babam ile yaptığımız at sırtında bir dağ köyündeki yolculuğu hatırlamam ile oluştu. 'Ben hayatta en çok babamı sevdim' der Can Yücel üstadımız.. Evet değerli heval BERFİN , inanın bu dizeleri gözlerimden yaşlar süzülerek yazdım ve şiir bittikten sonra içim huzurla doldu.. Tek isteğim sağlığında babalarınızın kıymetini ve annelerinizin değerini iyi bilin değerli dostlar. Unutmayın ki onların gölgesi bile yeter.. Şiir ve dostluğun kopmaz bağlarıyla sizleri selamlıyorum.
Neredeyim Ben
Ovaya inip, çiçekli bayırlara tırmandım
Salkım söğüt dalları yüzüme değerken
Yönümü bahar yüklü dallara kaldırdım
Binlerce çiçek yemişini vermeye hazırlanıyordu
Görülmeyen sayısız tomurcuklardan
Akan sıvının dallara yürüdüğünü duyumsadım
Yaprakların uğultusundan, hışırtısından sarhoş oldum
İki elimle elma ağacının dallarını tuttum
Dalların renksiz, gri tonundaki suyunu damarlarımda hissetim
Ağrı ve acı duymadan ağaç gibi açmak
Ve çiçeklerimin solmasını bekledim
Ormanın içinden nabız atışları ve nefes alış-verişleri duyumsadım
Kısa bir sessizlik oldu ve yanımdan bir tavşan geçti
Bir kuş ötüyordu ötede ve sesi bir kadının ağıdını andırıyordu
Kadın saçını-başını yoluyordu sanki kendisini paralıyordu
Acı beynimin damarlarını zonklatırken, ağzımda çiçek tozları
Bu dağ yamacında üç ses vardı içimi acıtan
Kuşun ağıdını andıran kadının sesi, ağacın gövdesine inen
Ve vurulan her darbenin bedenimde derin yaralar açan sesi
Bir de ormanın yüreğimi depreştiren uğultusu
Neredeydim ben böyle, henüz altı yaşındayken
Tüyleri altın sarısında güneşle parlayan atın sırtında
Geçtiğim dağın yamacında patika yolundaydım
Ben şaşkın ve bir o kadar içim içime sığmaz bir halde
Heyacanla babama sarılırıp “bu at neden gitmiyor” dedim
Oysa rahvan yürüyüşünde ağaçların arasından hızla geçiyoruz
O huzur veren ve sonsuz güven veren ses çınladı kulağımda
Başını çevir yandaki ağaçlara bak dedi, hızla geçiyoruz
İnsanı yormadan ve sanki hiç yerinden oynamayan bir yürüyüş
Bu doru atların hünerli sekişidir dedi babam mavi gözlerinin içi gülüyordu
Bu yolculuk hiç bitmesin diye geçirdim içimden çocukça ve huzurla
O dağ ve o orman yolda, en sevdiğim ve kokusunu unutmadığım
Başımı sırtına yaslayıp, doğanın dirilişini ve atın yürüyüşünü
Defalarca, sonsuz bir istekle yaşamaktı tek dileğim o an..
Sanki çok uzaklardan gelmiş ve yol yorgunluğunu atmış ve hafiflemiştim
Gözlerimi dikip bir noktaya dünyanın bu kadar güzel olmasına şaşırırdım
Bu cıvıltı ve uyanış ve uğultulu huzur içinde
Ağlamak ağlamak geldi içimden, göz yaşlarım kuruyuncaya kadar
Haykırmak geldi içimden ey ormanın içindeki patika yol
Ey kuşun dertli ağıdı ve ey ağaçların gövdesindeki karıncalar
Ben geldim işte yıllar sonra, işte yine dallarınız elimde
Hissediyorum damarlarımdaki sıvının dalınızdaki nabız atışlarını
Yaprağınızın düşüşü gibi bedenimden bir parça düşer gibi akıyor yaşlarım,
Hani o mavi gözlü, atın sırtında bana huzur veren pala bıyıklı, kasketli adam
Nerede o güven ve huzur veren dağ kokusu, gözlerinin pınarındaki şefkatli gülüş
Yok oldu o da sizin şu an kuruyan dallarınızın boynu büküklüğü gibi
Ama nedir bu içimi acıtan ve yüreğimi sızlatan
Söyleyin ne olur dağın yüce varlıklı ve kadim dostları
Ben neredeyim hangi sonsuz yolun, ahenkli güzelliklerinin ortasındayım
Ve başladım bir türkü ile “Dersim ağıdını” haykırarak döndüm durdum..
İzmit-Plajyolu 28.06.2008 Saat: 05:23
Cafer Taşkın
ne diyeyim Berfin...duygulandım ve de.....
kendimi hikayende yanında görünmeyen biri olarak gördüm.hüznüm görünmese de...bu baba...hüzünlemez mi insan...mekanı cennet olsun heval...
saygılarımla...
hüznün en amansiz yasamini islemissiniz hikayenize...tebrik ederim anlatim basarili ve son derece güzeldi...Babaniz Nur icinde yatsin...
Hep bir şeylere koşuyoruz o anı yaşamayı düşünmeden. aklındakini, o an isteğini yapabilen yada söyleyebilen varmı acaba bir şeyleri kaybetmeden kıymetini bilmek insana mahsuz değil belkide.Kalemin hep aksın diyorum saygılarımla
ürpererek okudum cok etkilendim ayni acilari yasamis biri olarak ....yüreginize saglik
ne güzel dökmüşsünüz içiniz çok etkilendim ve çok duygulandım
Ertelemelerle neler kaybedilir ama insanoğlu işte. Bazen 'keşke' dememize neden olan geç kalınmışlıkları tekrarlamaktan geri kalmıyoruz. Babanızın mekanı Cennet olsun diyorum. Tebrikler, sevgilerimle.
Bu şiir ile ilgili 7 tane yorum bulunmakta