Her şey yine şiirde, sen şiirde gizlisin,
Bırak divane poyraz, saçlarında gezinsin.
Hüzün karası gözler, ten ab-ı hayat akı,
Şanına yetmez sözler, gönlün cennet berrakı.
Bir Cuma vaktiydi, mübarekti gün,
Elli bin Tuğ ile yapıldı düğün.
Dokuz yüz elli üç yıldır sürmekte!
Hainin defteri hep dürülmekte.
Kaç asırlık sancı bu haçlılarda,
Durmadan fitneyi salar bu yurda.
Al bayrağın gölgesinde yüzyıllara meydan okur,
Nakış nakış gergefinde ilim dokur irfan dokur.
Medeniyet kapısıdır daim ebede açılan!
Adaletin tapusudur hak Bülbülü hakkı şakır.
Kimi bir köy okulunda kimi şehir mektebinde,
Annem, babam, sonra da sen,
Rehber sensin öğretmenim.
Nakış nakış, desen, desen!
Rehber sensin öğretmenim.
Çağlara açılan kapı,
Adını ilk kez duydum bir meleğin dilinden,
Nakış nakış dokundun yüreğime ruveyda.
tutabilmekti sade arzuhalım elinden!
İzin ver gül tenine dokunayım ruveyda.
İlk görüşte aşk değil hiç yoktan sevdim seni,
Adını sayıklarım, her ramağın dansında,
Sensiz mevsim güz oldu, bahar sendin Ruveyda’m.
Yelkensiz kayıklarım, denizler ortasında!
Kuma döndü toz oldu, rüzgar sendin Ruveyda’m.
Özlenen diyar gibi, ıraktın taa içimde,
On bir ayın sultanı,
Dertlilerin dermanı.
Gönüllerin mihmanı!
Safa geldin Ramazan.
Niyet, sahur ve iftar,
Bir kelama
Bir selama bakar kalpte,
Bir de
Can gibi gülüşü yar...
Sonsuzluğa yemin vermiş
Hayat bildiği yürekte,
Sen nereden geldiği meçhul ve ürkek turna
Sen göğümün değdiği kanadı eylül suna.
Sen ruhumun zemzemi yıkanmış nefesimsin,
Sen nice aşk merhemi ölümsüz bir mevsimsin.
Sen çırası tükenen yıldızların ışığı,
Kaç peygambere yuva, kaç Yusuf’a kuyusun?
Ebabiller ahını, arşa kadar duyursun.
Sırlandın “İsra” ile, sen Yakup’un soyusun!
Bırak Mescid-i Aksa, kardeşlerin uyusun,
Ebabiller ahını, arşa kadar duyursun.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!