Ben, gecenin en sağır atlasında kaybolmuş bir yıldız,
sen, yörüngemi çizen o görünmez, ebedî sızı.
Saçların, samanyoluna dökülen bir mazî şelâlesi,
bana her dokunduğunda, dağılır evrenin perdesi.
Gözlerin, zümrüt bir gölün en dibindeki sükûnet,
içine düşer aklım, boğulur her hece, her niyet.
Sesin, dağ çileklerinden damıtılmış mor bir şarap,
içtikçe benliğimden geçerim, olurum harâb.
Dudakların, volkan ağzında açan o tek kor çiçek,
öpsem zaman duracak, kâinat kendini bitirecek.
Tenin, fildişi bir sahile vuran ilk köpük gibi ılık,
yokluğunda tenim, ıssız bir iskelede kırık bir balık.
Parmaklarınla dokunurdun ya rüyalarımın teline,
orada bin yıllık bir zeytin ağacı dönerdi kendi kendine.
Gülüşün, paslı kilitleri kıran bir mayıs yağmuru,
yeşertir içimdeki o en kurak, o en metruk uçurumu.
Gel ki, iki nehir gibi karışalım aynı denize,
senin tuzun benim suyuma işlesin gizlice.
Gel ki, bu hudutsuz boşlukta iki ayrı nota olmayalım,
aynı bestenin kalbinde vuran tek bir mızrap olalım.
Bırakalım kelimeleri, onlar yalanın en süslü câriyeleri,
biz sükûtun lisanıyla çağıralım vuslatın zaferini.
Çünkü sen, adını göğsüme yazdığım o kutsal alfabe,
ben, senin varlığınla anlam bulan yarım kalmış bir ibare...
Hasan Belek
26 08 2025
Akçay
Kayıt Tarihi : 26.8.2025 14:19:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!