Kaçıncı fasıldır bu, hangi mevsimin ayazı?
Sırtımda bin yıllık bir küfe, içinde kırık dökük anılar...
Ben bu yolları ezbere bilirdim,
Şimdi her köşe başında yabancı bir yüz, her sokakta bir pusu.
Yorgunum hayat, öyle bildiğin gibi değil;
Bir tütün sarması gibi ağır, bir kurşun yarası gibi derin...
Yüzümdeki çizgiler benim değil, senin eserin!
Hangi umuda el attıysam, avucumda kalan sadece köz oldu.
Dost dediklerim kapı duvar, sevdiklerim fırtına...
Hangi limana sığınsam, o limanın gemileri çoktan batmış.
Ulan, biz ne ara bu kadar yalnızlaştık?
Ne ara bu kadar eksildik sofralarda?
Hadi vur şimdi, tam da sırasıdır!
Zaten ciğerim delik deşik, zaten gözlerimde fer kalmamış.
Ben her gece kendimi vurdum bu kentin kuytularında,
Sırtımı bir duvara yaslayıp, kederimle restleştim.
Ne krallara boyun eğdim, ne soytarılara meze oldum,
Ama senin bu sinsi oyunun yok mu hayat...
İşte o beni bitirdi, o beni benden çaldı.
Bir tas suyun tadı kaçmış, ekmeğin tuzu yok artık.
Yüreğimde bir ihtilal koptu kopacak,
Ama kollarım kalkmıyor, dizlerim ferini satmış.
Gidiyorum işte, heybemde hüzün, cebimde boş bir mermi kovanı...
Sesim kısıldı, türkülerim yarım kaldı.
Bana bak hayat;
Sen kazandın demiyorum, ama ben gerçekten yoruldum!
Kayıt Tarihi : 22.1.2026 03:07:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!