Unutulan kapının unutan giriftarıyım.
Bir ney sesinden bir ney sesine yolum.
Dökülüyor gittiğim yolda elim kolum.
Akladığım her karayı üstüme bulaştırıyorum.
Dünyanın içinde,
Dünyaya uzak bir diyardayım.
Yemediğim ekmekler geçiyor boğazımdan.
Kafuru kokusu gitmiyor artık burnumdan.
Demlenmemiş çayların rengi geliyor gözümün önüne.
Yine koştursam çocukluğumdaki gibi,
Karıncalarla konuşsam yere çömelip,
Bir dal parçasında dünyaları kursam,
Bulandığım çamur oyun halısı olsa yine.
Çocukluğumdaki o göknar ağacı,
Gençliğimin o soğuk tiyatro salonu,
İçinde delirdiğim o radyo stüdyosu...
Kusuruma bakmayın.
Geç kaldım biraz.
Ellerinizle getirdiğiniz bu parlak güneşler,
Hamam böceklerini öldürmeliydi.
Doyumsuz bir mirasyedi gibi
Harcamadım emanetlerinizi.
Ama
Ağzının suyunu akıtan müptezeller
Üşüştüler üstüme.
Kırıldı zihnimin
O kristal tahtı.
Yeniden başlanabilir bu türküye.
Yeniden demlenebilir bu çay.
Yeniden alnı öpülebilir kitapların.
Yeniden akıtılabilir bu gözyaşları.
Yol bekler beni.
Menzil bekler beni.
Bu kapılar, bu köprüler beni bilir.
Vira bismillah...
Kayıt Tarihi : 22.07.2026 04:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!