Bir bahar günü,
çiçek açarken
Nemrut Dağı sırtıma bindi.
İşte o an hüzne bulandım,
yangınlardan sızan kızıl bir geceydi içim.
Bir adım attım — yer ürperdi,
bir söz söyledim — rüzgâr sustu.
İçimde kırık dökük umutlar,
bacasız bir evde üşüyen bir çocuk gibi;
suskunluğumla kaldım.
Yol uzundu,
gözlerim değil — yıllarım yorgundu.
Ne bir ses geldi,
ne de karanlığı dövecek merhemden ışık.
Yürüdüm,
umudu sabırla kol kola alarak.
Her gecenin şafağı
güneşi doğurandı.
Doğmak var ya —
ahh, yeniden, yeniden doğmak…
Umudu tut, al yeşil baharlardan,
bak — duruyor karşında.
İşte sevgin
ellerinde açan bir buket şimdi.
Yeni gün perdesini aralarken,
aşk için —
inadına, inadına yürüdüm.
Umutlarımdan doğan hayallerle
bir düş gemisine bindim.
Ummanları dolandım,
kendi iç limanıma vardım.
Gökkuşağı renginde bir seremoni: papatya,
mavi bulut tonunda ömrü kısa kelebek.
Mor dağların zirvesinde
yalnız görünen adam —
sessizliğin omzunda
yıllar yük olsa da gülden inci yüzümdeydi.
Toprak ana
göğsünden beyaz sütünü bıraktı.
İnsan yaralı değil miydi,
doymayı bilmiyordu
Sarı çiçek güneşten gülünü gösterirken
ateşin kırmızısı
gül yaprağında duruyordu.
Ben karanlıkları
gülşen yapan, geçendim.
Düş gemisi limana yanaşsa da bilirdim ki:
"İnsan,
en çok kendisine
yolcuydu..."
Kayıt Tarihi : 24.1.2026 00:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!