durdukça olduğum yerde çürüyorum İsmail
hangi kiraz mevsiminin yaz artığı ellerim
bilemedim
düşünerek
ne kadar yol aldığımı sana nasıl anlatabilirim ki
ruh tavanımın üstü açık
yaşamın kısa aralıklı sorgularından hep mağlup çıktım
gözümde ne kadar büyütülecek hayal varsa
hepsi ölümlü bir düş oldu İsmail
tüm emeklerim kırılgan yollara çakıl taşı gibi döşendi
gelen bastı giden çiğnedi İsmail
üstü açık yaralarımın dili yok ki anlatsın
sen yoktun kimseler yoktu
kırk boğumluk boncuk oldu
dizildi boğazıma
gözyaşlarım
şimdi
asırlık ömrünü
dallarına gövdesine mühürleyen bir çınarın
dallarından kopan yapraklar gibi
serildim yerlere
sarardım
soldum
hani bir gelsen diyorum
günün herhangi bir saatinde
tutsan kınalı ellerimin kum döken çöllerinden
usul usul dokunsan saçlarımın beyaz turnaları uçuran tellerine
gözlerinden kalbime bir yol çizsen sağanak sağanak
birlikte ıslansak tentenesi yırtık hayatın kollarında
ben sussam sen konuşsan
sen sussan ben konuşsam
gamzelerimizden göğsümüze
yağmur kuşları inse
üzerimize
kanat çırpsa uzun uzun servinin yeşil dalları
aynı nehirde yüzsek aynı denize dökülsek
Lâl-ü ebkem kesilse aşkın dili
eğer
bu bir rüya ise
sakın uyanma İsmail
değilse ilk ayın on dördünde
ilk dudaklarımızın buluştuğu yerde
ay şahitliğinde bekliyorum seni
29012202513:10
Ayşe UçarKayıt Tarihi : 17.07.2026 07:02:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!