yordum yoruldum sana geldim
ey hayat beni de diğerleri gibi yargıla!
kumsalda kıvranan bir balık kadar
yanlışım sana!
yanıldım, yenildim,al beni
sakla koynuna
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Yaradan yaşamı paylarken
Bize kahvemsi hayat düştü
İlahi böyle buyurduysa
Piro neylesin
Behey sevgili tadı veren şekeride sensin.
diye devam eden dizelerimi anımsadım.Hayatın diğer karamsar yüzünü.Tebrik ediyorum.Yüreğine sağlık.
hayatın yol ayrımı güzel dillenmiş şiirde
sevgiler
Son zamanlar da okuduğum en kaliteli şiir..Yürekten tebrik ediyorum... Şiirinize olumsuz yorumlar yazan insanların da özellikle bir kaç şiirini okudum... sadece güldüm...
KUTLUYORUM....
bu icraatları insan kendi iradesiyle yapar.ya menfiye süluk eder,yada müsbete ,hayıra,hakikate ram olur,rabbine kul olur,hayatın kederlerini atar safalarını alır.çantasına koyar,ve ebed-ül abad yolculuğuna selametle devam eder.
bunlar hayatın değil bizim vazifelerimizdir.hayatta tıpkı,memat gibi bir nimet-i ilahiye,bir hediyey-i rabbaniyedir.kim onu hakkıyla idrak edip,güzelce, hakkın emirlerine muvafık bir tarzda yaşarsa,onu ebedileştirir ve sonsuz ahiret hayatında,ölümsüz ve saadetli bir hayatı hak eder.
tersini yapanlar ise verilen bu güzel fırsatı,zayi ettiği için,cezası olarak,ebedi bir şekavete ve azab-ı elime düçar olur.
saygılar,başarılar.
yol ayrımlarındaki içsel bir konuşma...denir ya en büyük korkusunu yenenin korkacağı bir şey kalmamıştır, dizelerde ki aktarım bana bunu hissetirdi.. hayat beni yargıla derken...
güzel bir okuma oldu,selamlar...
Kısa şiirler 'günün şiiri' olduğunda 'bu da şiir mi' diye bir sürü burun kıvıranlar oluyor. Yolağzı'nda böyle bir haset görmemek güzeldi.
Günün birinde bir dizelik şiir bile günün, haftanın, ayların şiiri olabilir.
Kumsalda kıvranan balık deniz dururken neden kumsalda, balinalar gibi intihara teşebbüs etti, yada biri attı onu oraya. Balık yakalayanlar alıp götürür, kumsalda kıvranmaya kaldıysa çok büyük bir terslik bulunmakta. Yazık. Yakışan ya denizdi, yada tava. Avunduğum bir şey var, balıklar oltayla da su dışında da ölürken acı çekmezlermiş.
Yanlış yanlışlıklara düşmekten kaçın diyen bu şiiri sevdim ben. Hayat kumsalın sıcaklğına ve okşayan rüzgara savurmalı insanı.
Özneler nesneleri, nesneler özneleri yorar.
Ve özneler özneleri, nesneler nesneleri.
Çok fazla yaşam deneyimi gerekmez bütün bunları kavramak için. Zaten bir parçası değil miydik?
Balık kumsala, orada kendine iş edindiği için gitmez. Ya da gittikten sonra iş edinmez. Sadece iki olasılık vardır. Ya özünden kaynaklanan bir hatayla içten itilmiştir, ya da dışarıdan gelen beklenmedik bir dalgayla. Karşı durmaya gücü yetseydi vatanında kalırdı. Her iki halde de yakınmak hakkı.
Yeni, yeniden bir biçim istemek de hakkı.
Birbirinden çelişik görünen iki ayrı dilekte bulunmuş olabilir de olmayabilir de.
Belki sadece seçimi yaşama bırakmıştır.
Belki öpe eritile kalıba döküldükten sonra, tam bir başkaldırıyla, o müthiş 'son' a bir çılgının bakışıyla hazır etmiştir kendini. Ve o yolda olacaklara.
Kanımca çok güzel bir şiir.
.
'Anlam araştırmak için şiiri deşmek, şakıması yaz gecelerinin yıldızlarını ürperten zavallı bir kuşu, eti için öldürmekten farklı olmasa gerek. Et zerresi, susturulan o büyüleyici sesin yerini doldurabilir mi?......'
'.....şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel ve etkileyici konuşan bir insan, ne de yasa koyucudur. Şairin dili, 'düzyazı' (nesir) gibi anlaşılmak için değil, fakat DUYULMAK üzere var olmuş, müzik ile söz arasında, sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir...... '
Böyle diyor büyük üstad AHMET HAŞİM.....
Ve ben, sizin şiirinizi hep duyumsadım Nilay Aksu!
Güzel şiir...Tebriklerimle)))
'yordum yoruldum sana geldim /
ey hayat beni de diğerleri gibi yargıla! '
Şair, hayata, kendisini yargılaması isteğiyle gelmeden önce neyi yormuş? Ve ne için yorulmuştur?
'kumsalda kıvranan bir balık kadar /
yanlışım sana! '
Buradaki 'bir' kelimesi fazlalık. Ayrıca, 'Kumsalda balığın ne işi var ?' diye sormayacağım. Sanırım bunu sadece 'yazan kişi' biliyor.
'yanıldım, yenildim,al beni ' Şair, yanıldığı için mi yenilmiştir?
Ve 'al beni' derken ölümü mü kastetmiştir?
'bu deli sancının tam ortasında /
beni öp, beni erit /
dök kalıplara '
bir önceki bölümden sonra bu bölümün şiire konması anlam bütünlüğünü bozuyor sanki.
Öpüp erittikten sonra hayat, şairi, hangi kalıba sokacaktır. O'nu yeni baştan mı yaratacaktır. Nedir yani? Ne ?
'dilinin ucunda bir sövgü gibi /
ey hayat beni tükür, savur rüzgara! '
Ve, Kalıba döküldükten sonra bu sövgü de nereden çıktı ? Ve yine bu tükürük, bu rüzgâr nereden çıktı.
Son söz: Şair, aralıklı olarak zihnine hücum eden yukardaki ( şiirdeki ) dizeleri, bir gün oturup bir araya getirmiştir. Yani, şiirin bir bütün olarak karşımızda duramamasının asıl sebebi budur.
Şair çıplaklığını sunmuş hayata, tekrar ama en güzel giysilerini giymek adına HAYATA güzel bir teklifte bulunuyor belki de dostluk çağrısında.....Şiir duygularının sancısında hiçbirşey yapmadan beklemiyor elini yaşama uzatıyor herşeye rağmen nefes alışverişinin yoldaşı olacak olan yine yaşam çünkü....Çelişkiler dizelerin sancı çektiğini vurgulamasının anlamı aslında....Güzeldi...Sevgiler...
Bu şiir ile ilgili 39 tane yorum bulunmakta