‘’…gece’nin gündüz’ü, gündüz’ün geceyi terk ettiği bir kainata gömüyorum, yamaları kanla ölçümlenmiş giysilerimi… dizlerimi çözüyorum, kırılgan adımlarının ortasında…’’
‘’…sözcükler dolup taşıyor ceplerimden, sorguların kısık sesli devranını döndürmeye sonsuzlukla içlenmiş bir ‘aman’ yetmiyor… kısa şiirler, yalın vecizeler, anlam izdihamları… kırılma noktasıyla kucaklaşana kadar hiçbir düş mazisini kaybetmiyor… şimdi… göz bebeklerimin minikliğine aldırmadan, geçerken gideceksin, öylesine ağır, öylesine aksak… tüm evreni kapladığına dair köşebaşı hikayeleri anlatan devasa yokluğunun zamansız uyandırdığı, karanlık bir uyku ve yandaşları olacak…’’
‘’…gökyüzünü ellerimle sakladım… bildiğim tüm bulutların eksikti, şehirlerin ise yarım…’’
‘’…birbirimizin ışığını gölgesinden, tel tel ayıklayacak kadar şanslı değiliz biz… çünkü, yalnızlık tohumlu ve doğumlu bir yolculuk bu…’’
tümlüğe eksik zamanlara kucak;
kırka iki kala keşfim
bir dehliz, beynimin çıkmazında...
uzaktan bakan benim
Şimdi ne denebilir ki?”Hüzün ki en çok yakışandır bize, belki de en çok anladığımız.” Öyle diyordu Hilmi Yavuz bir şiirinde. Oysa neyi hak ettiğimizi biliyoruz biz. Terk edip kavuşmalarla geçiyor ömrümüz. Anlamasına anlıyoruz bunu. Çok şey biliyoruz. Gereğinden fazla biliyoruz ve anlıyoruz. Bazen bu bizi zayıf kılıyor. Oysa güçlü kılmalı değil mi? Belki de güçlü olmaktan korkuyoruz. Hem güçlü hem mutlu olamıyoruz. Bu bizim ayrım çizgimiz. Biliyoruz ve bilmezlikten gelemiyoruz.
Gereğini yapıyoruz.
Sen de gereğini yapmışsındır.
Bu şiir, bu düzyazı şiir; gerçekten çok güzel. Fazlasını yazmak senden rol çalmak gibi olacak. Güzel deyip geçmek ise sana haksızlık.
Güzel diyorum ama geçmiyorum.
Güzelliğin geçici olmadığını biliyorum çünkü.
Gözlerinden öpüyorum.
İnsanın ilkleri her zaman değerli olur derler. Sizin içinde bu değerli olsa gerek Ertuğrul Bey ağabeyciğim. İlk defa denediğim bir düzyazı demişsiniz…
Hüzünleri; mısraların ve kelimelerin gergefine dolayıp, başını öyle bir döndürmüşsün ki okuyucu kaybolup gidiyor bu döngünün içinde.
Yazılan şeyleri adeta yaşıyor okuyan. Başım dönmedi dersem yalan olur. Ama keşke bunu şiir olarak kaydetseydin, bence daha anlamlı ve daha şık dururdu kanısındayım.
Ama yine de tercih sizin. Güzel bir çalışmaydı.
Aslında bu bir şiir olmuş, düz yazı değil.
Tebrikler ağabey.
Saygılarımla
‘’…gece’nin gündüz’ü,
gündüz’ün geceyi terk ettiği bir kainata gömüyorum,
yamaları kanla ölçümlenmiş giysilerimi…
dizlerimi çözüyorum,
kırılgan adımlarının ortasında…’’
‘’…sözcükler dolup taşıyor ceplerimden,
sorguların kısık sesli devranını döndürmeye
sonsuzlukla içlenmiş bir ‘aman’ yetmiyor…
kısa şiirler, yalın vecizeler, anlam izdihamları…
kırılma noktasıyla kucaklaşana kadar
hiçbir düş mazisini kaybetmiyor…
şimdi…
göz bebeklerimin minikliğine aldırmadan,
geçerken gideceksin,
öylesine ağır, öylesine aksak…
tüm evreni kapladığına dair
köşe başı hikayeleri anlatan
devasa yokluğunun zamansız uyandırdığı,
karanlık bir uyku ve yandaşları olacak…’’
‘’…gökyüzünü ellerimle sakladım…
bildiğim tüm bulutların eksikti,
şehirlerin ise yarım…’’
‘’…birbirimizin ışığını gölgesinden,
tel tel ayıklayacak kadar şanslı değiliz biz…
çünkü,
yalnızlık tohumlu ve doğumlu bir yolculuk bu…’’
‘’…bu kenti bırakıyorum avuçlarımdan,
düş’tüğü yer’e,
parmak izlerim uçuşup
buharlaşmadan göğüs kafesinde,
sahipsiz çıplaklığının bedeniyle,
öylesi, kendi kendine,
bir hiç gibi,
yeniden inşa edilebilir mi…’’
‘’…hüznü; en çok bu şehri terk edenler bilir…
kırık dokunuşların başını göğsüne yaslayanlar…
yağmur sancağını kirpiklerinde salındıranlar…
kül ve tül’ün rüzgarla ortaklığına şahit olanlar…
kelimelerin pusulasız tekrarından,
anlamların omzuna apolet yapanlar…
hüzün; en çok bu şehri terk edenleri bilir…
bu şehri terk edenler ise…’’
‘’…'anlamak;
affetmektir' diyordu…
nefesi dize/m/erdivenlerinin
sonuna yeten herhangi birisi…
anlamaktan vazgeçiyorum;
küçük bir çocuğun,
ucuz şekerlemeler uğruna,
gözyaşlarını satılığa çıkarması misali…’’
Harika bir çalışma olmuş, anlamı ve anlatımı enfes, şiirsel deneme de mükemmel , tam puanımla sizi can' ı gönülden kutluyorum.- Saygılar.- Berkay Kur.
Gerçekten şiirsel bir deneme olmuş sevgili Ertuğrul.
Selamve sevgilerimle.
Yüreğindeki isyanın kıpırtılarımı yoksa sitemlerin birikimi mi?
Işığını gölgesinden ayıklayabilen şanslı kişiler var mı?
Daha da uzun olsa sıkılmadan okunabilecek bir deneme.
Tebrik ederim üstat...
Saygılarımla.
uzun soluklu şiir tadında bir yitiklik hikayesi okudum ertuğrul abi, bu satırlar dahada uzatılabillirdi ama okuyucuyu sıkmamasına bunca özen gösterilmişken bu bir handikap olurdu, yüreğinize sağlık, tam puanımla kutluyorum....
Konu; zamansızlık üst başlığının altında şiirsel bir anlatımla çok güzel dile gelmiş...
Zamansızlık söz olunca geride kalan her şey yitenler cephesindeki siperlere saklanıyor ve üzerlerine de yağabilecek ne kadar bomba varsa yağıyor...
Küçük kız çocuğunun satışığa çıkardığı gözyaşları işte bu yağan bombalardaki toz dumandan çıkan kokular ya da doğruduğu korkular içindir ...
Herşey çok güzeldi bu farklı ve anlamlı şiir anlatında sevgili Ertuğrul Sönmez ...
Ancak 'dize/m/erdivenlerinin ' erken okumak ve anlamakta zorlandım. Çok gerekli görmüyorsan bence burayı biraz daha aç ve ayraçları kullanma istersen. Okurken herkes benim gibi zorlanmadan okuyabilir de ya bir başkasına okurken....Nasıl okuyacak...
Kutluyorum güzel çalışmanızı, sevgiyle ...
Sena ve dizelerine kavuşmak güzeldi arkadaşım.
Bu, sancılı kelime dizişlerine hayranım senin. ''yitik'' şiir gibi gelmedi bana daha çok kahır mektubu hissi uyandı..alt alta dizildiğinde sanırım şiir tadında olacak..''anlamak effetmektir diyordu'' cümlesine katılmıyorum, anlamak, ''çaresizim'' dir bence tabiki.
Özel bir insansın her satırından bunu anlamak mümkün.Daimi selamlarımla,
Canım kelimelerle oynayarak , muhteşem bir şey çıkarmışsın ortaya. 'çünkü, yalnızlık tohumlu ve doğumlu bir yolculuk bu…’’ çok doğru. Sevgiler.
Bu şiir ile ilgili 29 tane yorum bulunmakta