I.
Dikkatleri çeken önceki yüzyıl;
Kabarık duruyor, dağınık ve net.
Kül renkli bir sabah gibi
Siyah beyaz biraz, sonrası renkli;
Kanla, afişle, sanatla, neonla.
Sonrası ahenkli, sonrası zevkli.
Buharıyla, baharıyla bir yüzyıl.
Bağırıyor, çağırıyor, dikkatleri çekiyor.
Her bir yıl babacan, her bir yıl anne.
Doğurgan, üretken, etken, iletken.
Sene sene önümüze düştü ilk önce
Takvim yapraklarından ziyade cephe haritaları.
II.
O yüz yıl yaşandı; yirmi numaralı yüz yara.
Yeni yaralardaki aralar içindeydik,
Serpiliyorduk gıdım gıdım işgüzar.
Bakıyorduk baş taraflarına;
Sanat atölyelerde soyunurken,
Bilim lambaların altında sabahlıyordu;
Siyaset topoğrafik masalarda parçalanırken.
Zulüm gören kalabalıklara nazır; tuzu kuru, mutlu mesut insanlar.
Teknelerdeydiler, ya da işinde gücünde rutin.
Dans ediyordu kimileri,
Kimileri şans oyunları oynuyordu.
Nazım doğarken, Picasso ilk defa sergilerken eserlerini
Albert zihin deneylerinde kuramlarla savaş verirken
Aşklar yaşanıyordu;
Destansı, sıradan, samimi, yasak.
Tutkunun zirveye baktığı anlar
Cahil savaşlarında kanla yıkanıyordu bir grup.
Dünya güzelliğini es geçenler, değersiz kimseler topluluğu
Ne anlar sevdadan, aşktan ne anlar.
Cihan harbiymiş harbiden, birincisi bitiyor muydu?
İkincisiydi; görüyordum korkunçtu!
Sadelik kanımızdaydı aslında,
Sadakat yanımızdaydı oysa o yıllar.
Aktı kanımız,
Yalın yalın toprağa;
Kızıla çalan, kirli kahverengimsi.
Betonlara çarpıp parçalanıyordu o müstesna yürekler.
Tutkum acıdı, tutuldu nutkum.
III.
Altı yüz senelik bir gölge
Sarsılırken bir depremle İstanbul.
SOS veriyordu üç yıl sonra belli başlı çevreler.
Hisarlardan yankılandı çözülüş
Saray kapılarında rüzgâr.
Ayaklanmalarla yarışıyordu;
Futbol kulüplerinin kurulması yeknesak.
Ey gençlikler, ey ölmezler, hey hanımlar, hey beyler!
Allahaısmarladık diyemezken vedalar
Elveda diyecekti biraz sonra uluslar
Hoşça kalmayacaktı;
Devletleşenler çare kapıları yumruklanırken.
Kaynayan Balkanlar, ateşlenenler.
Devrimler mi? Harekâtlar mı?
İşgaller mi? Kurşunlar mı tez canlı?
İnsanlar mı sürüklenen sancılara anbean?
İnsanlık mı?
Bir kurtuluş hikâyesi gömülürken yıllara.
Meydan muharebelerinde can veriyordu bir sipahi; atıyla.
Yöresinde yas tutacak bir yakını hiç kalmamış öyle mi?
O nesiller deste deste ne umdular orada?
Son nefeste kutsiyet, can kafeste şehadet.
Alp yürekler vatan aşkı güderken
Tan yerleri ağarırken sapasağlam besbelli
İnançlar;
Kül altında bir kor gibi saklandı.
Trablusgarp ötede bir kenarda,
Yıldız kaşlı, gök bakışlı bir adam var orada.
Gerisini siz izleyin.
Heyecanımı harcatmadan çıkabilmek istiyorum dağlara.
Siz gözleyin, arşınlayın, siz anlayın, siz bilin.
Sizler bize dönüşürken az ağlayın, ar duymayın; ağlayın.
Saltanatlar, anahtarı kaybederken o biçim
Hürriyet kisveli bakışlarla utkuları çaktırmak.
Evrenseli yakalamak;
Eğmemek boyun.
Her insana yar olmadı o vakitler dik durmak.
IV.
Vasili Vasilyeviç Kandinski
Resim nesneleri terk etti o çağ, olsun müjdeler.
Bir tuvalin ışığında kaybolmak.
Doğmak, yeniden; soyutlanarak.
Cezanne’ın etkisiyle Matisse;
Saf renklerle dünyamızda yaşamanın sevincini yansıtmak.
Fovistlere selam olsun öyleyse.
Heyecan mı yaşıyoruz ne? Ey öncü olan ressamlar,
Dünya aklını yitirmekteyken
İzlemeye değerdi doğrusu çılgınlığınız.
Alkışlarla gitti puantilistler, alkışlarla bu çağda
Paletiniz dahi başyapıt gibi.
Çok kimsenin içindeydi Andy Warhol’un ruhu.
Şarlo’nun şapkası, kraliçenin tacı,
Hitlerin gölgesi, korkunç, ağır basan, trajik;
Ağlatısal; evet ve Katalonya
“Belleğin Azmi’nde” bir manifesto
Elbette mutlu aşk yoktur Aragon
Şarkılar vardı yine de.
Sinatra “My Way’i” söylerken hisset.
Dünya her şeyiyle bir protesto.
V.
Yirminci yüzyılda Fulkner
Kırk yedi günde bitirirken sezgisel bir destanı
Büyüdü tüm tümceler tümüyle düzyazıda
Özgünleşmek, bir öğleyin fabrikada çalışırken molada.
Kangal köpekleri sürmeli tasmalarını zorlarken zilli deri, kırmızı.
Havlıyorlar eşliğinde uzun saplı bağlamanın, makamlı
Sivaslı bir halk ozanı doğaçlarken on birli bir türküyü
Seslerin ve sözlerin analizi ağzında
Güneş titreşirken efektif; fiktif.
Rönesansını tamamlıyor ezgin bir sanayi dumanında
Tavsamadan, sapasağlam diskurla.
Rep yaparken can kuşaklar fasikül dışı biraz
Sefireler çay taşıyor şişe ile bu karstik arazide
Bağlamanın bam telinde geziniyor halk ozanı; Sivaslı.
Dikenli bir tasmanın iğnevâri batışında, güneşli.
VI.
Orwell seni, Kafka beni yazıyor..
Çark ediyor devran, Dönüşüyorum gene.
Az ilerde yer alıyor yine “Hayvan Çiftliği”.
Virginia Woolf; sevgilimin has çığlığı, anneme ses oluyor.
Sanat yere yatıp çoğalıyor
Damlatıyor hissiyatlı renklerimi bir Pollock,
Zemindeki tuval bezlerinin üzerinde çılgınca raks eylerken
Sigarasından dökülen kül ile karışık, alkollü.
Amerika’ya aksiyon kazandırıyor süreç sanatına temel teşkilli.
Anlaşıldı önemi küratörün.
Özgürleştiriyor bizi
Şairlerin saçlarında savrulmak
Es veriyor yerli yersiz kalbimdeki ritim dolu dizeler
Etkiliyor şu Albert Camus kaleminden dökülen izler canı.
“Sabahın arkeoloğu” denilen Orson;
İyi yazıyorsun, alıyorsun içine şah damarımdan bir katmer kanı.
Yapmayın beyler! Hep erkek mi şairler.
Ezra Pound, bilmem kimi yazıyor?
Faşist rüzgârlarda kanayan kanatlar yapay
Aynı bedende yanıyorduk;
Üzgünüm dost! Reenkarnasyon yalan.
VII.
Yirminci yüzyıla bak sen; sağlam şairler, hızlı.
Nazım, Necip, Yahya, Akif ve Tevfik;
Abdülhak’tan ayrılırken, beslenip ustalıklı.
Geleneksel, köklü, kalıplı ve ölçülü,
Zannederim; muttasıl,
Denkli ve desenli,
Renkli ve tutkulu, özgürce, öçlü.
İzledin mi? Pozladın mı? Çektin mi?
Ne yapmaya çalıştılar bilmelisin; bilirsin.
Yol açtılar, nur saçtılar, el verdiler azar azar haz verip
Yeni şiir doğmalıydı annesiz;
Garip ama yetim değil bilirsin.
Coşkun, özgün, ezgin ve mavi saçlı
Yepyeniyken dipdiriydi, güçlü kaldı büyürken
Saldırış var kağıtlara, mürekkebe hücum var.
Güvercinler uçuşurken İstanbul’da bir sabah;
Eleni’nin elleriyle değişiyor her bir şey.
İlhan Berk köprüden geçiyor ruhuna seslenerek.
“Daha Lambodis hiçbir şey değil”
Yazıyorlar, yazıyorlar durmadan;
Kırıyorlar kalıpları can vermeden can verip
Heyecan verip okurlara, kalemlere kan verip.
Yeni şiir asla kalmıyor garip.
Çoğalıyor babaları, bırakmıyor sahipsiz.
Babaları İlhan, babaları Turgut ve Edip.
Süt veriyor Cemal; hem annesi oluyor.
Ece, Ülkü, Sezai; öz ailesi şiirin,
Çağrışıma vurgunlar, imgeciler imgeci!
Duygulu da, kaygılı da, örgütlü.
O aileye mensup olmak vardı ya!
Üvey olmak, güvey olmak vardı dost.
Yüzyıl acımasızdı, görkemliydi, verimli
Bir daha gelmeyecek bir fırtına gibi
Geçti içimizden.
Hâlâ bir umut taşıyor garip yeni yürekler;
İzleniyor, gözleniyor yolları.
Yirminci yüzyıla bak; özleniyor şerefsiz!
Kayıt Tarihi : 27.7.2025 00:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!