Hakim, sanık İlban’a sordu:
— Davacıya karşı tehdit suçuyla suçlanıyorsun.
Davacıyı öldürmekle tehdit etmişsin.
Sanık Orkun söz aldı.
Başını kaldırdı, hakimin gözlerinin içine baktı:
— Hakim bey…
Evet. Suçlamayı kabul ediyorum.
Ama davacıyı onun toprağına değil,
kendi yüreğime gömerek öldürmeye çalışıyorum.
Biraz başarısızım bu konuda…
Çünkü hâlâ öldüremedim onu yüreğimde.
Evet, öldürmek istiyorum onu,
ama bu bir tehdit değil hakim bey;
bu, yaşamak için bir ihtiyaç.
Çünkü o içimdeyken dışımda yok.
Dışımdayken içimde yok.
Ve ben,
ikisini aynı anda taşıyamıyorum.
Sizin elinizde,
gözleriniz kapalı bir terazi var hakim bey.
Bir kefesine benim yüreğimi koyun,
ötekine benim yüreğimde yaşayan davacıyı…
Sonra bana söyleyin:
Hangisi daha ağır?
Ama dikkat edin hakim bey…
Terazide benim yüreğim,
yüreğimde yaşayandan
yirmi bir gram eksik çıkacaktır.
Çünkü ben onun ruhunu katmışım kendime.
Ruhum fazlalaşmış,
ben kendimden eksilmişim.
Şimdi söyleyin hakim bey;
insan, kendine karışmış birini
kendisinden nasıl eksiltir?
Savunmuyorum kendimi.
Ben yalnızca
kendimi sorguluyorum.
Çünkü ben onu öldürmek istemiyorum aslında…
Ben,
onun bende yaşamasına son vermek istiyorum.
Onu yüreğimden çıkarmaya çalışıyorum.
Ama her defasında
bir parçam da onunla birlikte çıkıyor.
Şimdi siz söyleyin hakim bey…
Ben davacıyı nasıl öldüreceğim?
Onun ruhu benim ruhuma karışmışken,
onu öldürürsem
benden geriye kim kalacak?
Belki de asıl suçum budur:
Bir insanı sevmek değil…
Bir insanı,
kendimden ayıramayacak kadar
kendime katmak.
Ve şimdi hükmünüzü verin hakim bey.
Ben onu öldürmekten değil,
onu öldürememekten suçluyum.
Kayıt Tarihi : 27.08.2026 11:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!