ADRESİNE ULAŞAMAYAN MEKTUPLAR GİBİYİM
Rüzgârın uğultusu apartman boşluğunda yankılanırken, posta kutularının metal kapakları birer birer titredi. Her birinde bir amaç, bir haber, bir ses vardı. Ama benim içimde hep aynı cümle çınlıyordu:
“Adresine ulaşamayan mektuplar gibiyim.”
Çünkü ben de tıpkı o sahipsiz zarf yığınları gibiydim… Göndericisi belli, alıcısı belli olmayan duygularla dolu. Ne açılabiliyor, ne de yırtılıp çöpe atılabiliyordum. Arada bir, hayat posta memuru gibi beni birinin kapısına bırakır sandım ama her seferinde “adres yetersiz” damgasıyla geri döndüm.
Bir zamanlar birine gider sandım; adını bildiğim, yüzünü ezberlediğim birine. Ona yazdığım mektuplar vardı — kimseye okumadığım, kimsenin bilmediği satırlar. Ama o asla kapıyı açmadı. Ya da belki ben hiç çalamadım.
Anlat bana uzun uzun, hazan bakışlım…
Serçe yüreklim,
yaban çiçeğim…
Hamiline düşen,
ruhunun olur olmaz vakitlerde
bir mülteci gibi kaçıp gittiği
:İkra gibi başladım sevmeye, hafız, onu.
Her seferinde besmelesiz sevemedim.
Bakara gibi uzun uzun seyrettim,
Firdevs’imi seyreder gibi gözlerini.
İnşirahlar yolladım, binbir renkli balonların içine koyup kaç gece gökyüzüne;
Kıyamet gibi bitmesin,
Bir yanını ak, bir yanını kara ilan ettiğinde,
kendi içinde hiç bölündün mü?
Aynaya baktığında,
iki ayrı insan gördün mü gözlerinde;
biri hâlâ sevmek isteyen,
diğeri artık hiçbir şeye inanmayan?
ARAF
Gitmek nere, kalmak nere?
Söyle bir kere,
insan kaç kez ölür
aynı yerde kalbiyle sürgünken?
Ya kendimi götürmesem hiçbir yere,
Aşkı eskiciye satılmış,
Ruhsuz bir faniyim ben…
Bir zamanlar aşkın en temiz yüzünü öperken,
Şimdi solmuş duyguların mezarlığında
Kendi yansımama bile yabancı bir gölgeyim.
Belli ki kalemin karası bulaşmış satırlarıma;
oysa ben beyaz bir kâğıda
dökmüştüm tüm içimden geçenleri.
Nereden bilirdim ki,
her sözümün bir kurşun olup
senin yüreğini vuracağını…
Bazen adresiz kalır insan…
Ne kaldığı yer huzur verir, ne de gittiği yer sahip çıkar.
Her şey yerli yerindedir belki ama insanın içi darmadağındır.
Ev dediği duvarlar yabancı gelir; sokaklar tanıdık olsa da adımlar tedirgindir.
Bir şey eksiktir ama adını koyamaz.
Beni al…
Bir gece vakti,
yollar ıssızken, gökyüzü bile sessizliğini yere sererken,
şehir uyurken ve kalbimin uykusuzluğu tüm benliğime çökmüşken
götür beni…
Seninle tanıştığımız o yere…
Senin elinde incir, üzüm —
benim dilimde vuslatın tadı.
Göğsün, cennetimin bağıydı;
yaslandığım her yerde huzur bulur,
dünyayı unuturdu kalbim.
Ben sana sevdalıydım…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!