7 Nisan 1932 - 7 Haziran 2012
Üzülme her hafta gelemem diye
Haftada olmazsa ayda gel canım.
Üç yüz altmış beşi böl on ikiye
Sırala otuzu say da gel canım.
Bekletme geciken müddet ziyandır
Güzele kin, öfke, hiddet ziyandır
Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş Türkçesi;
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...
Devamını Oku
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...




Çağımıza Damgasını Vuran Şair
Abdurrahim Karakoç
Abdurrahim Karakoç’u anlatabilmek her babayiğidin harcı değildir; dolayısıyla benim de harcım değil... Ama üstadımın ve değerli okuyucuların hoşgörüsüne sığınarak gücüm yettiğince, dilim döndüğünce bir şeyler yazmak istiyorum hakkında…
Birçok kişi Karakoç’u zamanımızın Karacaoğlan’ı olarak gösteriyor. Bu ifade güzel bir ifade ama -bana göre- eksik bir ifade… Neden? Çünkü Karacaoğlan -genel olarak- beşerî aşk şiirleri yazan ve ismi Türk Edebiyatına altın harflerle yazılmış çok değerli bir ozanımızdır. Amacım asla bir Karacaoğlan - Abdurrahim Karakoç karşılaştırması yapmak değildir. Zaten üslupları da farklıdır. Vurgulamak istediğim husus şu: Abdurrahim Karakoç beşerî aşk şiirlerinin yanında ilahî aşk, hiciv(taşlama) , tabiat şiirleri, didaktik şiir dediğimiz eğitici-öğretici nitelikli şiirleri de ustalıkla yazan nadir şairlerimizden birisidir. Bu yönleri ile onda Karacaoğlan’ın yanında Yunus Emre’yi, Köroğlu’nu, Dadaloğlu’nu, Nef’i’yi, Âşık Veysel’i ve benzeri şair ve ozanlarımızı bulabiliriz. Ama Abdurrahim Karakoç’un tarzı bu şair ve ozanlarımızın hiç birisine benzemez. O der ki: “Açılmış çığırdan dosta gidemem/Ayaklarım ize sığmaz ölürüm”. Yani o, kendi tarzını kendisi belirlemiş, kendi çığırını kendisi açmış ve o çığırda emin adımlarla yürümekte olan güzide bir şairimizdir.
Karakoç, toplumun her kesimine hitap edebilen bir şairdir. Bazı şairler vardır, şiirleri sadece üst kesime hitap eder, tabandaki vatandaşlarımız bir şey anlamaz. Bazı şairlerimizin şiirleri de köydeki vatandaşın ilgisini çeker, derinliği olmadığından üst kademedeki şahıslara yavan gelir. Bu noktada sizlerle bir hatıramı paylaşmak istiyorum:
Üstadımla birlikte Yargıtay Eski Başkanı, değerli hemşerim Osman Arslan Bey’e
-başkan olduğu zaman- “hayırlı olsun” ziyaretine gitmiştik. Hoşbeşten sonra sevgili Başkanım, Karakoç üstadımızın “Hâkim Beğ” şiirini baştan sona ezberden okudu…
Gene bir dergide okumuştum. Bir yazar diyordu ki: Babamın kasketinin içinde Abdurrahim Karakoç’un şiirleri vardı; Kahvehane ve sohbet ortamlarında kasketinden çıkarır onları okurdu… İşte anlatmak istediğim budur; gerçek şairlik budur… Şairin şiirlerinden en üstteki bürokrat, profesör ve benzeri kişilerle birlikte alttaki köylü vatandaşımız da aynı şekilde etkileniyor, heyecanlanıyor ve tefekküre dalabiliyorsa şair hedefine ulaşmış demektir. Üstadımızın hemen hemen bütün şiirleri bu özelliği taşır. Şiirlerinin toplumun bütün kesimlerinde heyecan ve ilgi uyandırdığını görürüz. O, toplumun her kesiminin anlayabildiği, faydalanabildiği, onların ağzı, dili, sevinci, neşesi, hüznü, öfkesidir. Yani o, toplumun çok kaliteli bir tercümanıdır. Şair, toplumun ufkunu açan, ona yol gösteren, ona kılavuzluk eden bir öğretmen olabildiği ölçüde şairdir. Bir öğretmen de öğrencilerinin seviyesine inebildiği ölçüde iyi öğretmendir.
Üstadımızın şiirleri ile ilgili olarak onlarca mastır ve doktora tezi hazırlanmıştır. Yüzün üzerinde şiiri bestelenmiş; dilden dile, gönülden gönüle dolaşmaktadır.
Şiirlerinde, insanı tefekküre mahkûm eden ifadeler vardır. Üçüncü göz, dördüncü cemre, beşinci mevsim, suların ıslatılamaması, lambada titreyen alevin üşümesi, gölgenin armağan verilmesi, göğsünden vurulması, güneşte görülmesi ve benzeri yüzlerce sır taşıyan ifadeler…
Abdurrahim Karakoç sadece şair midir? .. Hayır… O, aynı zamanda güçlü bir yazar ve de en önemlisi, bir dava adamıdır. Der ki:
“Ben milletim uğruna adamışım kendimi/Bir doğrunun imanı bin eğriyi düzeltir/Zulüm Azrail olsa hep hakkı tutacağım/Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.”
O, arı-duru, pırıl pırıl akan Karakoç ırmağında yolculuğuna devam etmektedir. Asla kirli sulardan yana dümen kırmaz. Geçmişi tertemiz, geleceğini de tertemizliğe adamış; haksızlıkların, adaletsizliklerin, ahlaksızlıkların, siyasi idraksizliklerin, milli ve manevi değerlerimize yapılan saldırıların üzerine pervasızca giden bir Anadolu yiğididir.
Çok iyi biliyorum ki, hakkında kullanmış olduğum bu ifadeler onun hoşuna gitmeyecektir. Çünkü onun mizacı övülmeye, methedilmeye müsait değildir.
O, her yazdığı şiirde, yazıda ve her yaptığı işte Allah rızasını gözeten müstesna bir insandır. Ama üstadımın hoşgörüsüne sığınarak, gerçeklerin karanlıkta kalmaması gerektiğini düşünüyorum.
Daha önce de ifade ettiğim gibi onu okuyup da tefekküre dalmamak mümkün değildir.
Ben: Gönlü aklına uymayan deli..
Ben: Az düşünceden doymayan deli.
Ben: Beni ben diye saymayan deli...
Bırakın, ben benden uzaklaşayım.
------------------------
“Belemişler kaplara, uyutmuşlar suları
Ve sermişler iplere, kurutmuşlar suları
Dalmışlar eğlencenin fikirsiz oyununa
Ya toprakta ya gökte unutmuşlar suları.”
------------------------
Elimle musluğunu açtığım sular yandı
Yürüyerek içinden geçtiğim sular yandı
Boyu üç yılı aşan sabır orucu tuttum
İftar vakti olanda içtiğim sular yandı.
------------------------
“Önce kökü dalda, dalı çiçekte
Çiçeği meyvede, meyveyi renkte
Var olan her şeyi bir çekirdekte
Onu da Mevla’da yitirdim anam.”
------------------------
“Mezar taşlarında kitabeleri
Okumak huyundu öteden beri
Giderdin ezele, dönmezdin geri
Solardı gözlerin, hatırlar mısın? ”
Hadi düşünmeyin, tefekküre dalmayın elinizdeyse…
Şimdi üstadımın çeşitli konulardaki şiirleri içinden aldığım dörtlüklerle baş başa bırakıyorum sizleri:
Yürüyen heykellerle aynı müzedeyim ben
Konuşan mumyalara kimden söz edeyim ben
Fikren işkencedeyim, ruhen cezadayım ben
Korkaklığın sükûtu kol geziyor her yerde
Sanki tek başımayım, tek kişilik mahşerde.
-----------------------------
Paylaştık zahmet çekmeden İslâmlık mirasını
ibadet etmeyiz Hakk’a almadan kirasını
Esiriz nefsin elinde, bilen yok çaresini
Namaz, oruç, hac ve kurban hep riyadır, hep riya
Bir acayip ümmet olduk ey Resul-ü Kibriya!
-----------------------------
Kurnaz emer budalanın kanını
Böyle yürür hokkabazın kanunu
Doğru karar eğri dostun canını
Sıkar amma neden sonra anlarsın.
------------------------------
Giderken alkolden girdi komaya
Meyhaneyi yurt sayardı bu deyyus.
Yemin eder “Pazar” derdi Cuma’ya
Ağustos’u Mart sayardı bu deyyus.
------------------------------
Kevser bardakları atıldı raftan
Her şaraba KÜP olanlar ön safta.
İffet timsalleri kovuldu saftan
Her bebeğe TÜP olanlar ön safta.
-------------------------
“Yalan-dolan ile devran sürmeyi
Biz ne bilek beğim böyükler bilir
Milletin başına çorap örmeyi
Biz ne bilek beğim böyükler bilir.”
------------------------
“Soyguncu soysun da, vurguncu vursun
Sen ana karnında boşa durursun
Doksan günde çık gel, dokuz ay dursun
Doğmaya gayret et, doğmaya bebek
Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.”
-------------------------
Eşkıyalar, huzuru bu ülkeye yâr etmez
Beyinsiz mandalara ne söylense kâr etmez
Umutlanma boş yere ey milleti mücella
Kendi bermurad olan seni bahtiyar etmez.
-------------------------
“Doğru mu, yanlış mı karar sizlerin
Biz aklın durduğu çağda yaşadık.
'Ben dinsizim! ' diyen beyinsizlerin
Din dersi verdiği çağda yaşadık.”
-------------------------
Beni dinle ey kadı
Bozuldu işin tadı
Zulümse eğer adı
Kenan yapsa da aynı
Yunan yapsa da aynı.
-------------------------
Gene tehir etme üç ay öteye
Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.
Otuz yıl da babam düştü ardına
Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ.
------------------------
Avrat yeğin sayrı, benim karnım aç,
Keyf için gelmedik bura tohdur beğ.
Fukara harcından yaz da bir ilaç,
Olsun derdimize çare tohdur beğ.
------------------------
Gitmişti makama arz-ı hâl için
'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim..
'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
-------------------------
Kancayı dine taktı tüm sapıklar sürüsü
Medyayla yol alıyor dinde reform virüsü
Emir yüksek yerlerden verilmiştir belli ki
Dikkatle bize bakar Washington'u, Paris'i! .
--------------------------
Yoksa Allah korkusu, hükümransa çağdaşlık
Çekirgeyle zürafa takaslanır yukarda.
Kişinin liflerine sinmiş ise yobazlık
Hak, hukuk ve insanlık makaslanır yukarda.
---------------------------
Öğrenemedik hâlâ Baykuş kimdir, Doğan kim?
Vatanı parselleyen, milletimi sağan kim?
Dinmeyecek mi acep bu uğursuz fırtına? !
Şamata çok, şaşırdık, gürleyen kim, yağan kim?
---------------------------
Beyaz camda kara baykuş
Gül üstüne türkü söyler.
Yaş tezeğe sinek konmuş
Bal üstüne türkü söyler.
---------------------------
Tarihe taht kurup oturan canlar
Âleme adalet götüren canlar
Üç kıt'ayı dize getiren canlar
Prensleri bulduk... Unuttuk sizi.
---------------------------
Derisini yüzdük demokrasinin,
İşi iştir imtiyazlı asinin.
Hakikatte vahşi, sözde 'vasi’nin
Dörtnala gidilir yolunca Hasan.
---------------------------
Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine
Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı…
---------------------------
---------------------------
Yiğidim aslanım, ha gayret eyle
Gaflet üstümüzde kalmasın böyle
İmanla yatıp-kalk, ihlasla söyle
Kutlu mesaj verilmeyi bekliyor
Ölü dünya dirilmeyi bekliyor.
-------------------------
Bilir misin gardaş Türk illerinde
Havada yıldızlar, dağda kar üşür.
Tutsak soydaşların türkülerinde
Dört mevsim ötede bir bahar üşür.
-------------------------
Dünün insan yiyen kanlı çarkı yok!
Yüzlerde gam, gönüllerde korku yok...
Çerkezi yok, Kürdü yoktur, Türkü yok...
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
-------------------------
Almak-satmak, tapu-senet nafile
Toplayıp yığdığın servet nafile
Sıla nafiledir, gurbet nafile
Yağmaya tozmaya değmez bu dünya.
-------------------------
Yürü, koş, uyu, otur, kalk
Yukarı bak, aşağı bak
Dört yana dönmeyi bırak
Her duruş ecele doğru.
-------------------------
Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.
-------------------------
Serçe kadar yok musun be? !
Hadi uç uçabilirsen...
Akıl, izan, idrak sende
Kader seç, seçebilirsen...
-------------------------
Alev sardı âlemi, uyanmayın daha siz!
Altta döşek yanıyor, üstte yorgan yanıyor.
Beşikler besmelesiz, mezarlar fâtihasız…
Doğan insan yanıyor, ölen insan yanıyor.
-------------------------
Bu bir cinnet krizi, gerçekler yolunuyor
Gönül parkımızdaki çiçekler yolunuyor
Kuzular yolunuyor, ördekler yolunuyor
Kazlar tüyünü döktü, uyan artık Türkiye! .
Iğdır’da şafak söktü, uyan artık Türkiye! .
--------------------------
Aşçılık yapmasan da benden sana tavsiye
Dibi delik kazandan tencereden uzak dur.
Bencil tabansızlara sakın yazma mersiye
Pislik kokan kapıdan pencereden uzak dur.
--------------------------
Uyu uyu yat uyu masallarını bırak
Uyan sen, karış karış toprakları uyandır.
Çiçek açsın her taraf sizinle revnak revnak
Uyan çocuğum, çalış, yaprakları uyandır.
-------------------------
Türksün, Müslümansın; dahası var mı?
Unutma bunları aman ha bacım.
Senin ak yüzünden ak olmamalı
Dağda kar, külekte ayran ha bacım.
-------------------------
Dalıver derinlere, derinler şekillensin
Bugünkü eserinle yarınlar şekillensin
Dedene şekil vermek senin elinde değil
Öyle gayret göster ki torunlar şekillensin…
--------------------------
Nefret boşta kalsın, aşk ile dol da
Işık, kılavuz ol gittiğin yolda
Kur'an'dan feyz alan bir mektup ol da
Yazdığın kitaplar seni okusun.
-------------------------
Seyreyle âlemi ibret içinde
Görene hikmet var hikmet içinde
Türlü renk, sayısız lezzet içinde
Topraklar meyveye rahmet dağıtır.
------------------------
Unutma, tez geçer zulmün ezası,
Sabretmeyi bileceksin; tamam mı?
Yiğide ar değil bahtın kazası
Hakk'a teslim olacaksın; tamam mı?
-------------------------
-------------------------
Beş yüz itten kaçan kurda
Kurt diyenler halt eylemiş.
Şehit verilmeyen yurda
Yurt diyenler halt eylemiş.
-------------------------
Ya... işte tarihin böyledir oğul!
Geçmişten hız alsın geleceğin de..
Göster Türklüğünü tunç bileğinle!
Bu dine, bu ırka ve bu toprağa
Sataşmak isterse herhangi gavur:
- Vur! ALLAH aşkına vur!
-------------------------
Ya Allah,deyince yedi zinciri
Kıracak güçtesin, zayıfım sanma
Fikir koşusunda çok dingişleri
Yoracak güçtesin, zayıfım sanma.
-------------------------
Gün gelecek
Tomurcuklar taşacak kılıfından
Ve kılıçlar sıyrılacak kınından
Edepsizler edebini takınacak.
-------------------------
Canım sağ oldukça rahmetli babam
Susarsam, hakkını helâl etmesin.
Ak sütün emziren ihtiyar anam
Susarsam, hakkını helâl etmesin.
-------------------------
Uyanır Yörük’ü, Laz’ı, Afşar’ı
Bir eyler zeybeği, horonu, barı
Aydın ovasının ılık rüzgârı
Efeden dadaşa selâm götürür.
-------------------------
Deseler ki: “İslâm’ın pınarından içmek suç”
O suçu kabullenir, içerim avuç avuç.
-------------------------
-------------------------
Can özünden besmeleyi çekende
Dil yanmazsa ben yanarım sultanım.
Hak uğruna bir sefere çıkanda
Yol yanmazsa ben yanarım sultanım.
-------------------------
Bana Mevlana'yı, Yunus'u verin
Mecnun'u, Leyla'yı size bıraktım
Kırk yıldır susuzum, bir tas su verin
Irmağı, deryayı size bıraktım.
-------------------------
Sular aşka gelir, çoşar HAK diye
Başın taşa vurur vurur HÛ çeker.
Rüzgâr dağdan dağa koşar HAK diye
Arada bir durur durur HÛ çeker.
-------------------------
Ulaşmak için rahmete
Katlandım bin bir zahmete
Karışıp söze, sohbete
Dillerde Seni aradım.
-------------------------
Seyrettim uzaktan benliğimi ki,
Et, kemik, kan değilmiş mânâ.
Habibin hakkına, İsmin hakkına
Af dilemek için ağlayarak,
SANA geliyorun SANA
Ya HAKK!
-------------------------
Bunca yıldır bir hiçliğe
Gittim, sana geliyorum…
Yeter artık döne döne
Bittim, sana geliyorum…
-------------------------
Ne saklarım, ne gizlerim
Yalnızca O'nu özlerim
Tabutta bile gözlerim
Bakar gider dosta doğru.
-------------------------
Sormuşlar “ezelde aşk var mı? ” diye
Ben kalpten vuruldum doğmadan önce.
İster azap deyin ister hediye
Meçhule sürüldüm doğmadan önce.
-------------------------
İçte deprem olur dışın düğümü
İhlâssız çözülmez işin düğümü
Aklımdan geçeni, düşündüğümü
Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?
-------------------------
Sevgi, kardeşlik hissi çıkacak zirvesine
Kâinat 'HİÇ DİNMESE AH BU YAĞMUR' diyecek.
Ve herkes Lâilâhe İllallah zikri ile
'MUHAMMED RASULULLAH-ŞÜPHE YOKTUR' diyecek.
-------------------------
-------------------------
Sen: 'Ben'sin, gel gör ki ben 'sen' değilim
Sen: Benim düşüncem, ruhum ve dilim
Sen: Benim gözlerim, ayağım, elim...
Emin ol, sen bana benden berisin.
--------------------------
Sen aşka hiç dersin, bense hayata…
Kim bilir, belki de bendedir hata.
Bu dalgalı deniz, bu yanlış rota
Beni benden, beni senden ayırır.
-------------------------
Ey SEVDAM! Nerede kucaklaştık seninle,
Ne zaman dolduk, ne zaman taştık seninle?
Beklediğimiz sabahları görmeden
Bak... Bak işte mezara yaklaştık seninle.
--------------------------
Gidip de yorulma çok uzaklara
Sen, 'sen'i gel benim içimde ara...
Umut güneşimin mor bulutlara
Girip girip çıkışında sen varsın.
--------------------------
Ve bilenler dediler ki:
Aşk da, söz de yalan imiş
Akıl işi değil bu iş..
Ve sonra hatırladık ki
Sevenler hep boşa sevmiş...
--------------------------
Dikkat eyle geçmiyorum sırayı;
Bozar ise kader bozsun arayı.
Aç ekmeği sever, fakir parayı...
Ben de seni seviyorum, darılma.
--------------------------
'Yâr' deyince, kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban.
--------------------------
Süt emerdin gündüz-gece
Unuttun ya, büyüyünce...
Ha işte tıpkı öylece
Unutursun Mihriban’ım.
-------------------------
Gün erdi zevale, gam zeval oldu
Baktığım noktada başka bir hal oldu
Aklım kilitlendi, dilim lal oldu
Hangi aşk içime girdi bilmem ki?
-------------------------
Gönlümü vermişim, güle ne hacet
Daha başka bir gönüle ne hacet
Altına, elmasa, tüle ne hacet
Şefkatimle duvakladım ben seni.
-------------------------
Aşk deyince anlattığı her şeydir;
Öldürdükçe tadı gelen bir şeydir..
Azrail'e can vermesi zor şeydir;
Sen istersen sana vermek ne güzel.
-------------------------
Dinlemek zor, anlamak zor yâr beni
Göreceksen dertte, gamda gör beni
Gönül toprağıma yaptım türbeni
Dirilirsen ben ölürüm, unutma...
-------------------------
Karagözlüm, kavuşmayı beklerken
Ayrılığın vakti geldi, duydun mu?
Beraberce diktiğimiz çiçekler
Açılmadan önce soldu, duydun mu?
-------------------------
Kıskançlık çakılı kazıktır serde
Bölünsün bu rüya en tatlı yerde
Seni canlı kullar öpmesinler de
Kefenler sarılsın, topraklar öpsün.
-------------------------
Kara gözlüm bu ayrılık yetişir,
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.
-------------------------
Aşk yarası ilaç kabul etmezmiş
Bir gelirse daha dönüp gitmezmiş
Tıb ilminin aklı fikri yetmezmiş
Hatip ağlar, ebkem ağlar yarama...
-------------------------
Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım, üşümedim, yandım oy!
İplik iplik damarlarım söküldü
Kurşun yemiş güvercine döndüm oy!
--------------------------
Görmediğim bir bambaşka durum var
Sizin şehrin kızlarında savcı bey.
Yaklaşanı tâ yürekten vururlar
Kan kokuyor gözlerinde savcı bey.
_________
Sizlere KARAKOÇ ırmağından birkaç damla sunmaya çalıştım.
Bu muhteşem ırmağın daha nice yıllar akarak kurumuş gönülleri sulamasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Cemal Gören
Şairin şahsını herhangi bir sebeble seversiniz sevmezsiniz,ancak üstadın şiirlerine toz kondurmak için
şiirden ya hiç anlamamak lazım ya da kıskançlık ya hasetlik damarı ile yorumlamak lazım.
Bazı şiirleri okurken sanki tuzu hiç konmamış yemek yer gibi oluyorum amma şairimizin şiirleri tuzu ayarlanmış leziz yemekler gibi... okudukça dahada okuyasım geliyor. kendisine saygılarımı sunarım böyle güzel şiirler okuttuğu için bizlere
BİR DÖNEMİN ŞİİR İDOLÜ
Abdurrahim Karakoç bir dönemin idol olmuş şairlerinden biridir.
Şiirleri elden ele dolaşmış, bütün toplantılarda, gençlerin kendi aralarında, siyasi sohbetlerde sohbete renk katmak için örnek dörtlükleri okunan bir şair olmuştur.
Şiirlerinde yiğitçe bir eda vardır. Korkusuzluğun, meydan okuyuşun timsali haline gelmiştir. Bir zamanlar “masaya yumruğu vurmalıydı” tarzındaki hayıflanmalarımızın, sözüyle, şiiriyle yumruğunu karanlık ruhlara indireni ve yüreklerin rahatlatıcısı olmuştur Abdurrahim Karakoç.
Şiirleri, dörtlükleri ezbere söylenen, misal olarak okunan, gönüllerin stresini boşaltan şiirlerin şairine daha hâlâ açık veya imalı insafsızca eleştirilerde bulunmak, özellikle de tutarsız ve siyasi benzeşmezlikten dolayı tenzil etmek, şiirle uğraşan, edebiyatçı olduğunu ima eden kişilere hiç yakışmıyor.
1-“Yeter Ki Gel” şiirinin neresinde zorlama var?
2-Sesli okunduğunda hangi kelime, hangi dize sizi zorluyor?
3- Konu bütünlüğü yok mu?
4- Sevgiliye seslenişin, özlemin, kavuşma isteğinin temel düşüncesini destekleyen yan düşüncelerde mi tutarsızlık var?
5-Genel anlamda “koşma” şiir tarzına uymayan hangi yönü var?
a) 11’li heceyle yazılmış. Neresinde aksama ve zorlama var?
b)Nazım birimi mi yanlış olan?
c)( abab – cccb – dddb – eeeb ) uyak düzeninde yanlışlık mı var?
d)Kafiyeyi ve redifleri oluşturan seslerde mi tutarsızlık var?
e)Açık anlaşılır halk Türkçesi, sade bir Türkçe kullanılması mı şiiri basitleştirmiş?
f)İşlediği konuda, öğreticilik unsurları mı yok ki (olması şart değil aslında) basit görülüyor?
g)Son dörtlükte adını, mahlasını kullanmadı diye mi eleştirilecek. Kaldı ki, kullanılmayabilir de.
Muhteva (içerik) ve şekil eksiksiz. O halde?..
*Benim aklıma, siyasi yönü uymadığından eleştirmek için eleştirilmiş oluyor, düşüncesi geliyor.
Özellikle de yorumlarını beğenerek okuduğum bir arkadaş tarafından, eleştirmiş olmak için eleştirilmesini garipsedim doğrusu.
**Bir tiyatro sahnesinde 3. Richard oyunun oynanmaktadır. Seyirciler büyük bir dikkatle oyuna kendilerini vermişler, salondan çıt çıkmamaktadır.
3. Richard’ı oynayan başoyuncu:
- Ahhh! Şimdi bir atım olsaydı neler yapmazdım ki… Gerekirse dünyayı…
Seyircilerden biri arka sıralardan bağırır:
-Eşek olsa olmaz mıııı?...
Başoyuncu hiç istifini bozmaz ve oyunun doğal akışı içerisinde:
-Neden olmasın… BUYURUN!…
Der ve biraz bekledikten sonra oyununa devam eder.
“BU YAZDIKLARIM, TEMSİLDE HATA OLMAZ MİSALİDİR EFENDİM. ZATINIZI HEDEF ALMAK DEĞİLDİR.”
Sülfürik asidi silen kahkaha tozudur sadece.
Bu arada herkes üzerine düştüğü kadarını da alır sanırım.
Güzel şiirlerin şairine gönülden teşekkürler.
Yıllarca yiğitçe seslendi, Türk şiirine Köroğlu, Dadaloğlu, Namık Kemal edası getirdi.
Sağ olsunlar, var olsunlar. Minnettarız kendilerine.
Herkese saygı ve dostlukla.
tarih bilmeyen, lisan bilmeyen, coğrafya bilmeyen, teoloji bilmeyen, felsefe, sosyoloji bilmeyen, eline doğru düzgün bir fikir kitabı alıp okuduğu günü hatırlamayan adamlardan sözde ''anlam'' şiiri okumaktansa, Abdurrahim Karakoç'tan, kafiyeli, ölçülü, dobra dobra aşk şiirleri okumayı tercih ederim :)
Yeter ki Gel
Üzülme her hafta gelemem diye
Haftada olmazsa ayda gel canım.
Üç yüz altmış beşi böl on ikiye
Sırala otuzu say da gel canım.
Bekletme geciken müddet ziyandır
Güzele kin, öfke, hiddet ziyandır
Varsa gurur, kibir, şiddet ziyandır
Onları orada koy da gel canım.
Kitap 'aşk masal' der, yıkar, bırakmaz
Akıl 'tedbir al' der çöker, bırakmaz
Korku 'gitme kal' der çeker, bırakmaz
Sen gönül sözüne uy da gel canım.
Yazı, güzü, kışı bahar zamanı
Yaşadın bilirsin ki her zamanı
Dinle rüzgârları seher zamanı
Uzaktan sesimi duy da gel canım.
Abdurrahim Karakoç
Duygulu, sevgi dolu, hos, dizelerin sairine Selâm olsun...
Tebriklerimi sunuyorum... Kaleminiz daim ömrünüz uzun olsun...
Saadet dileklerimle...
Harika şiirlerinden biri daha.....Kutluyorum değerli hocamızı...Seçici kurula teşekkürler...Saygılarımla...
Mektup yazdım Hasan'a
Ha Hasan'a ha sana
Abdurrrahım Karakoç , Cumhuriyet dönemi halk şairlerinin en iyilerinden birisidir..
Ona olan sevgilerimi sizinle paylaşmak isterim..
Bu şiiri onun doğal akışlı şiirlerine göre biraz zorlama olsa da kıymeti gönlümüzdedir..
Nihayet saygıdeğer üstadın güzel şiirlerinden birini bu sayfa da görme bahtiyarlığına erdik. Sayın yöneticilere çok teşekkür eder, devamını dörtgözle bekleriz!
Herkese ve Muhterem şair ağabeyimize hayırlı çalışmalar dileriz.
kutlarım günün şiirini
Bu şiir ile ilgili 37 tane yorum bulunmakta