Saklamışsın baharı o yeşil gözlerine
Rastladım bakışında sevdanın izlerine...
Gül gibi kokuyorsun,mutluluk saçıyorsun
Sanki o bakışınla içimi okuyorsun...
O yeşil gözlerinde daha neler gizledin
..
O yeşil gözlerinle öyle bir baktın ki,
Durmuş sinemdeki ateşi yaktın sanki,
Bende ki sevda ne kötü bir baht ki,
Neye gönül verip sevdimse olmadı inan ki.
Bir güzel bahırda oluşan gonca iken,
Sıcak bir yaza kokulu gül gibi hazırlanır ken
..
Sağanak yaz yağmurlarının ardından;
İlk kez gördüğüm gökkuşağı gibiydi gözlerin,
Bazen yeşil yeşil bazen masmavi bakan.
Estirdin aşk tayfunlarını o an içimde.
Lerzan dudaklarını öptüğümde, aşkındı içimi yakan.
..
Havvanın giysisi.............................................................................................................................yeşil yaprak...........................................................................................................................usta terzi adem..................................................................................................................çırılçıplak................................................ don dikiyor habille kabile........................................ tanrım sen bilirsin.............................
..
küçük yeşil gözler
açıldı şimdi tüm güzellikler.
kardeş gibi öz,
kardeş gibi sevgi dolu,
küçük yeşil gözler.
..
ÇUĞUN’DA OLMAK VARMIŞ ŞİMDİ
Suludere’de gözlerinin yeşilin gördüm
Çanakçı’da yanağında gamzeler gördüm
Çuğun’da ben hep sizi,hepinizi gördüm
Onun için yürekten sevdim ben şehrimi
Toprağın mı ateş,yoksa taşın mı alevden
..
Şu dünya; insanlar var burda zengin fakir namuslu namussuz zalim iyi yürekli vs. vs. yani bütün çelişkilerin olduğu çoğuları için yaşanmaya değer olmayan ama mecburiyetlerden bir umut yaratan ister istemez bazen kafayı yiyen, aç kalan, cinayet işleyen, sapıkça şeyler yapan bu tip şeyleri görünce çoğu zaman küfreden başka insanlar. ama bunların yanında güzel şeyler varken; sevgi gibi, dostluk gibi, kardeşlik gibi şu acımasız hayata dayanan yüreği yıpranmış çaresiz olmuş olsada içinde sönmeyen her daim yanan bir umut ışığı olan gerçekten insan dediğimiz şeyler bir gün söneceğini bilse bile vazgeçmeyen türlü insanlar var. mesela şu çocuk gibi; okulunda yeşil gözlü her tarafa ışık gibi umut yayan, her derdini unutturacak bir gülümseme saçan, her ne kadar her insan gibi çoğu zaman çaresiz olan ama birbirlerini tanımayan özellikle de kızdan habersiz şu platonik şekilde seven çocuk misali kızı kendine umut edinmişti. Her daim aklından çıkarmayan, her fırsatta onun resmine bakan, o günde gelecek mi diye gözlerini etraftan ayırmayan, adının geçtiği her şarkıyı dinleyen ve onu hep düşünürken gelinlikler içinde, gün ağarmaya başlamıştı. Yanında keşke oda olsa dediği, karşısında güneş doğarken aklına geldiğinden habersiz kız güzel gözlerini yeni açmıştı. Bilmiyorduki ondan habersiz uzaklarda onu düşleyen, sevgiyle besleyen karakuru sıradan bir çocuk vardı.
Hayat akıp giderken elini birinin tutması, yüreğini besleyen bir umut olması, yaşamak için bir nedenin olması ve kelimelerin tükendiği o anlarda yaşamak hevesi bir başkakayken yalnızlık onun kaderi olmuştu. Herkes kendi derdine düşmüşken o onun derdini arıyordu gecelerde ve her fırsatta. Ulaşmak istiyordu imkansıza, kafasına koymuştu çünkü inatçıydı sonunda büyük ihtimal başarısız olacağınıda bilsede denemeye değerdi çünkü diyordu hep insanı öldürmeyen acı güçlendirir. Ve gene hayat akıp giderken yanında saçlarının birlikte ağardığını seyretmek istiyordu. Sıradan bir çocuk için sırdan bir hayal değil mi? Evet sıradan olabilir ama aşk kadar sıradan bir şey bu kadar canını yakarken çok mu bu kadarı? Kavuşamazsa üzülmez tam tersine çünkü biliyor ki esas aşk kavuşamayınca olur çünkü biliyor onu sevmek yetiyor ona çünkü biliyor acıya katlanmak acıyla yaşamak onun kaderinde vardı. Yalnızlık ise müebbet çaresizliydi.
Gel be güzel kız gel kurtar beni bu mapusluktan özgürlüğüme kavuştur beni sürgün olak o diyardan o diyara senle tüm diyarlar sen, kalbimiz durağımız, yolcularımız çocuklarımız olsun hadi be güzel yeşil gözlü kız…
..
Sen benim damarımda akan kansın
Bir güzelsin ki candan öte cansın
Baktığın her yer ateşlere yansın
Yeşil gözlüm benim sevdam var sende
Sen benim ruhumda açan bir gülsün
Sen gül ki seninle şu cihan gülsün
..
İlk gördüğüm anda zümrüt sanmıştım,
Farkında olmadan aşka yanmıştım,
Derin bakışlara saf saf kanmıştım,
Aklımı başımdan aldi gözlerin.
Munzur suyu gibi akardın yeşil,
Gerdanın üstüne takardın yeşil,
..
Deli gönül neden boşa yanarsın
Niçin bitmiş hayallere kanarsın
Hala beni yaşıyor mu sanarsın
Kuru dalda yeşil yaprak olur mu
Yere düşmüş, görmez misin can vidan
Yok ki artık bülbülümsü gül nidan
..
Sessiz akışında dinlenir insan,
Küçük derelerin şirin sesinde.
Dokunan bir renktir, zevktir yaşanan,
Eğin halısında, seccadesinde.
Göz nuru dökülmüş iplik tellere,
İplikler çiçekle bezenivermiş.
..
Sen ki;
Yeşil gözlerin sahibi sensin
Her baktığın yere nüfuz edersin
Hazan sarıyı seçsede
Sen baharı temsil edersin.
..
Ah Bursa Yeşil Bursa diyorum,
Bursa denilince, ben eriyorum,
Arada bir, Bursa'ya geliyorum,
Ah Bursa Yeşil Bursa diyorum,
Geç Osmangazi'den Yıldırım'a,
..
Yeşil Dünyanın içindeki
En güzel çocuk palmiye ağaçları
Gülüp koşuyorlar sanki
Yemyeşil yaprakları
Yeşil Dünyanın içindeki
Annedir çam ağaçları
Ormanların neşesi
Sevdikleri yerlerdir okulların baçesi
Yeşil Dünyanın içindeki
Çok tatlıdır incir ağaçları
Çok ballıdır inciri
Yapışkandır yaprağı
Yeşil Dünya güzelliklerle doludur
Güzel ağaçları görmek huzurdur mutluluktur
Ağaç kesimleri en büyük sorunumuzdur
Ağaçsız bir Dünya yalnızlıktır boşluktur...
Pınar ARSLAN
..
Saçı kumral kara sarı kızıl kahve................. gözü kara yeşil mavi ela kahve..........................................teni beyaz simsiyah sarı buğday...................................gök kuşağı.................................................................
..
yeşil gözlerin,
türküler söylerdi güneşlere...
alır götürürdü beni
menevişlerin,
güneşlerden de öte...
yeşil gözlerin,
..
Siz bu satırları okurken ben Kıbrıs'ın öteki yarısında olacağım… Sözünü ettiğim yere yürüyerek on dakikada ulaşmak mümkün; benim yolculuğum ise bütün bir gün ve üç uçak değiştirerek gerçekleşecek… Lefkoşe’den İstanbul'a, İstanbul'dan Atina'ya ve Atina'dan tekrar Lefkoşa'ya ulaşacağım. Ben uçak şirketlerine telefon etmek ve uçak paralarını denkleştirmek için borç aramakla uğraşırken, kız kardeşim 'uzaydan birisi seyrediyorsa çok gülecek' dedi. Kıbrıs'ın öteki yarısına gidip orada bir ay kalacağımı uluorta söylerken yüzlerdeki şaşkınlığı anımsıyorum. Sonraki diyaloglar nedense fısıltıyla gerçekleşiyordu. 'Nasıl? ' 'Neden? ' 'Bu yasal mı? ' 'Bunun uluorta söylemem doğru mu? ' 'Evet, aslında bunu haykırmak istiyorum, çünkü çok gülünç'.
Bu gülünç hikayeyi dört yıldır Sarayova'da yaşayan Amerikalı gazeteci arkadaşım Paul'a anlatırken Yeşil Hat'ta duvarın yanındaki bir lokantada oturuyorduk. Onun benim yaptığımı dahi yapması mümkün değildi, çünkü pasaportuna 'KKTC damgası' vurulmuştu… Bu sabah Can baba (Can Yücel) aynı dertten ötürü pasaport değiştirmek zorunda kaldığını o kendine özgü küfürleriyle anlatıyordu… Devletler ve sınırlar… Bölünmüş şehirlere yüksek bir yerden bakınca her şey nasıl da anlamsız görünür… Önü bu duvarla kesilen yollar, variller, dikenli teller, kum torbaları. Bu düşmanlık işaretleri aslında bir hüzün müziğiyle anlam bulurlar… Sanki bütün bunlar savaşın saçmalığını anlatmak için orada durmaktadırlar. Fransız kültür ataşesi Anne Cauwel arabasını bir uçtan öteki uca sürerken bunu yapamayanların hüznünü de yanında taşırdı… O, pek çok diplomat gibi bir barış postacısıydı… Dostların selamlarını ve haberlerini taşırdı… Bizi onlar, onları bizim için öperdi… Şimdi Fransa'da… Bakalım Kıbrıs'ın öteki yarısından postaladığım kartı alınca nasıl şaşıracak… Fransa'ya bir kart postalamaktan kolay ne var! Asıl sorun Türkiye'ye SÖZ'e yazılarımı nasıl fakslayacağım. Çünkü Kıbrıs'ın Rum yarısı ve Türkiye arasında doğrudan telefon hattı yok! … Doğrudan telefon hattı doğrudan temas demektir… Hani küreselleşme filan diyorlar ya, kız kardeşimin dediği gibi uzaydan biri seyrediyorsa dünyalıların zeka düzeyi konusunda ilginç yorumlar yapacaktır. Uzay deyince aklıma geldi, hani uzaydan çekilmiş o güzelim fotoğraflar var ya sınırlar filan görülmüyor… Onlardan birini KKTC telefon rehberinin kapağına koymuşlar… Kıbrıs ve Türkiye'nin uzaydan görüntüsü. Ama olacak şey değil! Yeşil bir kalemle Kıbrıs'I ikiye bölmüşler… Kapak kompozisyonu ise cep telefonları, iletişim hatları, şu sözde globalleşme işaretleriyle dolu…
Astronotlar ilk kez uzaya çıkıp dünyayı boşlukta dönen bir mavi top olarak gördükleri zaman dönüşte sınırların anlamsızlığından söz etmişlerdi. Ciddi ve gerçekçi insanlar hoşlarına gitmeyen sözler işittikleri zaman 'uzayda yaşamıyoruz' derler. 'Alo, Alo, burası dünya, düşmanlıkların, savaşların, boğuşmaların ve didişmelerin evi… Şu anda birbirimizi yemekle meşgulüz. Lütfen mesajını sinyal sesinden sonra bırakınız! '
..
Düşler ağaçlarda
Ormanlarda yok
Düşler hayvanlarda
Taşlarda yok
İnsanlarda çok
Yeşil denizlerde
Yeşil bulutlarda
..
Seher vakti elim açtım açtım semaya
Selamlar gönderdim canım canana
Koklayıp ta onu bastım bağrıma
Yeşil Dedem senden himmet beklerim
Gökyüzü aydınlık içim karanlık
Nasip eyle Dedem yare yarenlik
..
İlkgün gibi duruyor
İçerimde o yerin
Hala bende bir yaştır
Senin yeşil gözlerin
Mavi göz kesmez derdim
Ela göz almaz içim
..



