Dişinin arasından çıkardığı yemek artığını bile,
geri ağzına atıp ziyan etmiyorsan,
bir insanı nasıl harcıyorsun.
..
Doğru Yolu Buldur
Yediğin yemek; akıl olur, öfke olur, şehvet olur.
Sen bunlara, Allah'a teslim ile, doğru yolu buldur.
Berlin, 7 Eylül 2007.
..
Doğruluğu Seçmen İse
Meşrudur bir hakkı korumak için kullanacağın yalan, ama hak yemek için olursa zulüm olur.
Her iki halde de yalansız olup doğruluğu seçmen ise, senin yüceliğin ve büyüklüğün olur.
Berlin, 14 Mayıs 2013.
..
GÜNLÜĞÜNDEN-9
Odamdayım.Radyo 3’ü açtım.Biraz midem bulanıyor.İlaçlardan.Boğazımdaki sorun geçmediğinden,on günlük bir tedavi daha başlatıldı.
Dün sabah Erhan ağabeyim aradı.Rabia ve enderle,beni görmeye geleceklerini söyledi.Onlara yakın sağlık ocağına gitmemi,ender’le kendisinin,yardım edeceklerini de ekledi.
Söylediğini yaptım.Gerçekten,Ender olmasaydı,belki çıkamayacaktım o rampayı.Çok beklemedim.İyi bir doktor hanımdı.Özenle muayene etti.Dilerim bu kez geçecek boğazımdaki sorun.
Ender,Erhan ağabeyimle, Rabia’nın oğlu.Onlarla buluşmadan önce:Ben bu çocukların hiçbirini tanımıyorum.Kuzenlerimle bir arada büyüdük.Sonra,hayat koşulları,her birimizi farklı yerlere savurdu.Hepimiz,kendi yaşam mücadelemizi verme durumundaydık,diye düşündüm.
Kendi canın,aynı kan çok farkediyor.Erhan ağabeyimler,on yıldır buradaymış.Ben bilmiyordum.Işık teyzemden öğrendim.Aradığımızda:Hemen uçup geldiler.Ben çok sevindim. Bir yakınım,desteğim oldu.
Her zaman sevdik birbirimizi.Zaten benim aram,herkesle iyiydi.Dün Ender’i ilk kez gördüm.Sanki kendi çocuğummuş gibi geldi.O da,çok ilgilendi benimle.21 yaşında,gencecik bir bahar.Polis olacak.
..
Sıhhat Kazan
Vücudun cennetidir az yemek-içmek.
Sen de sıhhat kazan, ölçülü yiyerek.
Berlin, 25 Ağustos 2010.
..
Yemekler var tatlı tuzlu
Dondurmam var buzlu buzlu
Güveç pişiyor kuzulu
Yiyene afiyet olsun
Birileri diyet yapıp aç geziyor
Allahım onlara akıl versin
..
Yemek kokusu duyarda mutfağa yönelir o beden.
Güzel kokan bir kadın geçse gözün döner hemen.
Yağmurdan sonra kokuyu duyunca;
Ey kul, kapanmazsın toprağa neden?
..
Onur BİLGE
Vakit ilerlemiş, yağmur yavaşlamış, hava kararmak üzereydi. Levent, Orçun’u alarak dışarıya çıktı. Giderken de akşam yemeği için bir hazırlık yapılmamasını söyledi. Bir süre sonra da ellerinde kocaman paketlerle geldiler. Kızarmış piliçler ve bir büyük tencere dolusu pilavla... Okulun yakınındaki restorandan almışlar. Yanlarında gelen garsonu tanıdım. Pilav tenceresini, servis tabaklarına boşalttı, tencereyi alarak gitti.
Onlar gelinceye kadar; Ahmet, İhsan’ı ekmek almaya yolladı. Duygu’yla Neşe marul salatası yapmaya başladılar. Masalar birleştirildi, örtüleri serildi. Sofra kuruldu. Getirilenler açıldı, tabaklara kondu; salata, masalara paylaştırıldı, ayranlar dağıtıldı. Ekmekler, alelacele dörde taksim edildi. Doğru dürüst bir şeyler yiyemeyen, çoğu zaman simitle tostla geçiştiren çocuklar, iştahla yemeye başladılar. Yine de diğerlerinden şanslıydılar. İyi veya kötü ama en azından temiz şeyler yiyorlardı.
Garson, alışılmıştan farklı, yaşlı bir adamcağızdı. Restoran’ın sakin olduğu bir gün, Orçun ve Neşe’yle üst katta yemek yemiştik. Bize hizmet ederken, Orçun onu lafa tuttu. Hal hatır sordu. Akşama kadar ayakta kalmaktan, merdiven çıkıp inmekten yorgun düşüp düşmediğini falan sordu. Derken, sohbeti ilerletti. Hayat hikâyesini öğrendik.
..
Canım çekti var ya; bir eyi haşıl
Halil Kân’dan kalkıp gelse de yesek…
Ahbunus Elması dalda yemyeşil,
Şöyle genç birisi yolsa da yesek… Mustafa Kayalı
Evelekler haşlanarak ilk önce
Bulgura loru kat yoğur eyice
..
Kurtuluş ve zafer, emek istiyor
'Yeter, kendine gel! ' demek istiyor
Hak-mak diyorlar ya, niyetler başka
Bunlar bizi çiğ çiğ yemek istiyor!
..
Yine güzel bir gece istiyorum
Şarap, müzik ve sen.
Yemek mi?
Dert etme, ben sana yaparım.
Önce şarap,
Sonra yemek,
Tekrar şarap,
..
Bu gün için fakir ya da orta gelir grubuna sahip bir insan olabilirsiniz. Sade bir yaşam sürüyorsunuz haliyle. Çok lüks evlerde oturmuyorsunuz, çok muhteşem arabalara binemiyorsunuz. Çok da önemli değil çok lüks bir ev de oturmak ve çok fazla gelir sahibi olmak. Namerde muhtaç olmayalım da keşke o da yeter. Bu gün varlık içinde yüzenlerde gün gelip ölecek siz de günü gelince öleceksiniz. Allah'ın mükemmel adaletinin ortaya çıktığı bir alan ölüm. Bakıyorum o televizyonda ki magazin programlarına çıkan ünlülere, onlara zerre kadar imrenmediğim gibi, kendime dua da ediyorum zaman zaman ''Allah'ım bana böyle bir hayat nasip etmedin, bundan sonrada etme asla diye.''
İnsanın elinin emeğini, alnının terini ağız tadı ile yemesi kadar güzel ve insanı mutlu edebilen başka bir şey var mı hayatta? Tiriliyonlarınız olsa ne yazar? Takip etmişsinizdir mutlaka eski zenginlerimizden birinin ölünce cesedini bile çaldılar, adamı mezarda bile rahat bırakmadılar. Ne yapayım öyle zenginliği, öldükten sonra bedenimi de ruhumu da rahat bırakmayacaklar ise...
Bakın çevrenizde bir anda ünlü olanlara, her ne hikmetse çoğu korumasız gezemiyor arkadaşların. Tut bir de onlara maaş ver. Hasmın seni mutlaka öteki tarafa götürmek istese götürür çok zor engellersin bunu. Ha, yolda yürürken yanına sıra dışı adamlar da yaklaşmasın diyorsan eğer, zaten sen halktan kopmuş bir sanatçısın demektir.
Bilmem kimin havuzlu evi varmış. Bana ne ve de size ne. Çok canınız istiyorsa üç kuruş verir bir havuza gidersiniz bir kaç saatliğine. Onlar yetmiş liralık peynir yer, ben de on beş liralık peynir yerim sonuçta ikimizin midesi de beyine aynı doydu sinyallerini göndermiyor mu, ne farkı var?
..
…………… Sokağa çıkmaya korkuyorum, utanıyorum insanların arasına karışmaya, her yüz, her bakış ve dil seni soracak, utangaçlığımı beton zeminlerin dibine gizleyemeyip kaçıp, sığınacak başka delik bulamayacağım diye… Öyle savruk, hoyrat, başıboş, serseri dolaşmaktayım en tenhalarda… Gören olmasın, ayak seslerimi duymasınlar seni sormasınlar diye… Herkes tanıyor seni, herkes seviyor bu kentte…Onlara, acıyan yaralarını gizleyen hiç söz etmeyip, etmekte istemediğin tavırlarından çıkıp kanatsız melek umarsızlığında hepsinin yardımına koşarak, okula giden çocuklarına kalem defter cep harçlığı vererek büyüttün yoksul yüreklerinde sevgini…
…………… En sevdiğim, yürürken yüzlerini resimleyip, kimliksiz albümler yaptığım suretleri görmezden gelip şimdi sana anlattığım caddelerden ara sokaklara dalıyorum, benliğimi, kimliği yitirip dolaşmak istiyorum kimsenin tanımadığı dar yoksul sokaklarına evlerde pişen yemek kokularının karıştığı, lastik top peşinden koşan çocukların yemek saatlerini unutmuşluğunda… Öğle saatlerinde takvimlerin durduğu dört Marttayım ve takvimsiz ve saatsiz anlardayım zaman ilerlemez gece olamazken sensizliğin kıyametine yürüyorum attığım her adımda ulaşamıyorum, sesim çıkmıyor nara atmak isterken dilsizliğimin farkına varıyorum, attığımı sandığım her adım geri dönüyor beni o tarihin ortasına esaretli yor… Sesini mi unuttum diye irkiliyor numaranı çeviriyorum, günlerdir ulaşamıyorum açık olan telefonuna, bir yerde mi unuttun, ıssız bir tarlaya mı attın diyorum çıldırmışlığımda, elimdeki telefonu şiddetle çarptığım yerden aynı ses yükselerek devam ediyor aradığınız numaraya ulaşılamıyor diye, sen oradayken…
…………… Virajı alamayan sürücünün görsel kornasını sağır edercesine bağırtıp açık olan camdan el-kol hareket destekli, yeni üretilmiş küfürleri yankılıyor köşe başından dönüyorken… Oysa viraj olmayan yolda yediğim küfürleri süzgeçten geçirip en edeplisini kendime uygun bulmaya çalışırken ortadan yürüdüğümün farkına varıyorum… Sağ elini korna yerine kımıldatmadan sabit bırakıp, yerine sağ ayağı ile gaz pedalına biraz daha bassa gözlerimi asla açamayacak olmanın mutluluğuna erişebilirdim Kayıp Aranıyor ilanının okunmuşluğunda… Ne acı kaybolduğunu sanıp aramaya çalışırken kaybolmak, yitip gitmek, sonsuzluğun evrenine katılıp belirginsizleşmek…
…………… Teğet geçtiğim anılar biriktiriyorum yaşam ölüm arasında o ince çizgiden ve sıyırmışken ölümsüzlüğü yirmi beş yıl önce üzerimize piyade tüfeğinden mermiler yağdıran mavi bereli asker düşüyor Unkapanından usuma ve afişler görüyorum belediyenin ilan panolarında kaçarak, bakmadan uzaklaşıyor insansız caddeler, sokaklar arıyorum yalnızlığıma… Afişlemişler miydi seni, hangi resmin vardı o bil boarda? ... Farkına varıp kaybolmuşluğunu bana soracaklar mı sessiz ağlamaktan şişmiş gözlerime bakarak, ne yanıt verebilirdim onlara senin hakkında, ne söyleyebilirdim onlara sensiz geçen zamanların takvime kilitlendiğim esaretimde…
..
Kaç tane 'BİTTİ 'yi bitirir günler
Para biter, yemek biter, güç biter...
Kim bilir kaç 'BİTTİ'yi yitirir günler
..
Adamın biri
Bir restorana girer
Masaya oturduktan sonra
Garsondan maden suyu ister
Bu arada garson ciddiyetle
Adamın önüne
Menü listesini uzatırken
..
Sildim dudaklarıma kondurduğun öpücüklerini,
Sildim gözlerime baygın bakan bakışlarını,
Sildim beni sevdiğini söylediğin yalanlarını,
Sildim seni beynimden/ sildim kalbimden.
Sildim Ankara sokaklarında gezdiğimiz yerleri,
Sildim yemek yediğimiz lokantaları/ kafeleri,
..
Akmıyız yoksa pakmıyız bu kadar bencil bir toplumda ne ak nede pak bulabiliriz herkes kendini düşünmekte bir en düşük memur maaşı asgari ücretle çalışanın maaşından üç kat fazlaysa ve bu memur hele toplumun ve medyadaki birkaç kendini bilmez sunucunun söylemine göre memurun hali içler acısı deniyorsa ve garibanlardan hiç ama hiç bahsedilmiyorsa bu ülkede müslümanlıktan bahsedilemez bir imam düşünün para verilmeden tek rekat namaz kıldırırmı ve bir de öğretmen düşünelim parasız ders anlatırmı paralı anlattığı halde bir şey anlaşılmıyor çünkü anlattığından kendiside anlamıyor yararından çok zararı olduğu gibi birde sokağa çıkıp zam istiyor bunun aldığı para helal mi
ben helal etmem etmeyeceğim yarın mahşer yerinde paranın geçmeyeceği o yerde ak ta pak ta ortaya çıkacak kimisi ekmek bulamazken kimisi kırmızı et çok yedimde biraz perhiz yapayım der
bence bu toplumda gelir adeletsizliği var ve en büyük sorunda kimisi evine ekmek götüremezken diğeri yemek beğenmiyor
..
Yoksulluk ölümden de beterdir.
Yoksulluğa düşmek;
Yoksulluktan yaşayamayacak
Bir duruma gelmek.
Yoksul bir
Duruma düşmek.
Aç kurt
..
Bu gün günlerde 14 Subat. Cicekciye ugradim. Gözüme hos gelen acik eflatun renginde acan bir saksi cicegini begendim. Kime aliyorsun? Kendime dedim. Bir de hosuma giden beyaz uclari kirmizi bir gül´ü sectim onu da beyime hediye edecegim. Sonra Cicekci güzeli cok kibar bir jest yapti. Bana da bir gül paketledi. Yani hediye. Tesekkür ettim.Gülümsedi.
Eve giderken keske bir cicek daha alip yaslilar evinde kalan hastama götürseydim diye icimde gecirdim. Neyse ki yolumun üzerinde bir cicekci dükkani daha vardi. Oraya gittim. Tek gül mü alsam? yoksa saksi cicegimi diye düsünürken, saksi ciceginde karar kildim. Onun cicekleri cok sevdigini biliyordum.Bir parca sevindirmek istedim.
Güzel bir tasarim di. sanki bahari yumurtayi civcivleri de cicege eklemisler gibi. Kirik yumurta kabugu Bir iki kus tüyü kahverengi beyazimsi sonra kuru dallara asilan cicekler asagiya bakan zambaklar gibi,yesil ana cicek asagi dogru tel tel sarkan cinsten; bir de bahari andiran sari acan bir lalesogani…. saksiyi sardirip aldim. Odasinin degistigini biliyordum. Sordum söylediler. Gittigimde hala yemek masasindaydi.Beni gördü sevindi. Nasilsiniz? dedim. Yine yüzünü burusturup aglamaya basladi katila katila sesli sesli,cocuk gibi. O öyle katila katila aglarken; dayanamadim benimde gözlerimde sesiz yaslar ona eslik etmege basladi. Sonra tamam o zaman birlikte aglayalim dedim. Bu sefer ikimiz birden güldük. Tam orta yerde cok komik oldu.
Tabakta kalan yemegini yedireyim mi? diye sordum yok dedi. Pudingine hic dokunmamisti. O nu yemek ister misiniz? hayir anlaminda kafasini salladi. Odaniza götüreyim sonra yersiniz. Yine hayir anlaminda kafasini salladi. Tamam o zaman sizi odaniza götüreyim mi evet dedi. Etrafima bakindim orda duran hemsireye odasini acmasini rica ettim. Hemsire bizimle birlikte geldi.Onun tekerlekli sandalyeden koltuga oturmasina yardim ettik. Hemsire kim seviliyormus belli oluyor dedi saksiya bakarak.
Oturup uzun uzun konustuk. Bazen onu anlamiyordum. Agzindan cikan kelimeler bazen anlasilmiyor.Bir kac kere tekrar edip hala ne demek istedigini anlamadigim bir kelimeyi yazmasini istedim. Yazdi megerse torununun adiymis. Ona da birlikte güldük.
Odasi cok güzel genis ve havadar di. Bir tane de balkonu vardi. Hic arkadasiniz varmi? dedim. Var dedi. Bende yaslilardan birini adini verecek diye beklerken…Kim dedim? Bir bayan ismi söyledi. Hangi katta kaliyor. Yaniniza gelip gidiyor mu? diye sordum. Bir de baktim biraz önce bize kapiyi acan hemsireyi anlatiyordu. o idi arkadasi. Cok iyi biri dedi, sevindim. Odasini begenmem onun hosuna gitmisti.Konusmamiz esnasinda esinin kendisine bakacak durumu olmadigini anlattim. O yüzden kendisini üzmemesini istedim. Gitmek üzere vedalasmak istedigimde zamani biraz uzatmak istercesine kolunda bulunan hemsireyi cagirma ziline basmayi uzatti. Sonunda gitme zamani gelmisti. zile basin hemsire gelsin sizde dinlenin dedim. Ve onu onlara teslim ettim. Üzgün degildi.
..
Bayılıyorum bir yerlerde oturup
Yemek kültüründen bahsedenlere
Ve Japonya'dan Fransa'ya kadar
Mutfak mutfak gezinenlere.
Hele birileri servis de yapıyor,
..



