Usta sabah uyandı.
Önlüğünü giydi,
Kollarını sıvadı,
Başladı ateşi körüklemeye.
Çırak ona bakıyor,
Usta demiri dövüyor,
Ses veriyor zaman kendi benliğine
Su çoktan yol aldı döküleceği denize
Bir düş asılıyor benim bilincimde
Bayraklaşıyor direncimin çelikliğine
Tarih çağırıyor sınıfı,
Sarsılıyor yer gök, her yan ihtilal çağrısı.
Karanlığımın Zühre yıldızı,
Aklım karışmış varlığından.
Işığın tel tel inmiş omuzlarından,
Yüreğimde taranmış duygularımdan.
Konuşmaz olmuşsun,
Bir harfle anlatsam seni,
Koca bir A olursun
ilk harfle yazılırsın
Belkide son olursun...
Bir umut eksenine dolanmış,
Dalga kıranlardık,
Her fırtınada.
Ne rüzgârların o derin iniltisi,
Nede bir yakamoz ışığında,
Kaybettik kendimizi.
Savaşıyor bir kent, eşitsiz ve kuralsız.
Düşman, aynı dili konuşan,
katiller ve tecavüzcüler,
Dışardan devşirilmiş kirli suratlı adamlar,
Birlik olunmuş, hainlerin masasında.
Ağızlarında o yerleştirilmiş kutsallık,
Nerede Eylül'ün yağmuru.
Geç kalmış bir bulut
Ve peşisıra toprak kokusu.
Özlemsel bir yalnızlıktı oysa
Yaşımın bir anında öylece duran.
Şiir’e
Sende buluyorum kendimi,
Belki de yaşanmıyor sensiz.
Bir öfkeye umut,
Bir sevince ortak oluyorsun.
Şiirin tadı, sıcak ekmeğe benzer,
Sıcak buram, buram kokan bir ekmek.
Açlığını çekene dünyanın en güzel yemişi,
Anlamayana tatsız tuzsuz bir ekmek.
Şiir de ekmek gibi fırından çıkar,
Kelimeler unudur, tuzudur, suyudur,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!