Yaşamın Mimarı Şiiri - Kasım Kobakçı

Kasım Kobakçı
3063

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

Yaşamın Mimarı

Uzatın ruhunuzu bize, mesken olsun yüce zirveler yolculuğumuza,
Tanık olmayalım artık, o irin saçan gölgelerin salyasına,
İşitmeyelim bir daha, metalin metale çarpan o kanlı sesini,
Sefil, küstah, arlanmaz, yok oluşun siyah pelerinli suretleri,
Merhaba size ey saklı kanyon, bilgeliğin beşiği.
*
O altın yeleli gezgin, o mağara sakini,
Benzemezdi, öte alemlerden haber getiren habercilere,
Yaşamı, lanetli bir zindan saymayan,
Beşeri, mezar ötesi bahçelerin masalıyla,
Avutmayan bir düşünürdü o,
Zifiriye ve şerre karşı, meşale ve erdemle,
Çarpışmayı öğütleyen, yeryüzü merkezli bir yol çizdi.
*
Söze başladı Münzevi:
Alev topu, kara balçık, nefes ve engin sıvı,
Varlığın mimarlarıdır bunlar,
Cümle mahlukatın, rahmidir bunlar,
Kazıdı bunları, çağların şafak vaktinde,
Aydınlatmak için, ademoğlunun hakikat levhasına giden patikayı.
*
Amansızca, cenk eder birbiriyle,
Parıltı ile zulmet, hayır ile şer,
Zarafet ile ucube, sevda ile gurur,
Kozmik bir raksın dengesinde,
Zıtların kavgası ve izdivacı,
Tam olarak buydu, Bilge'nin fısıldadığı.
*
Asırlar ve devirler öncesinde,
Böyle tefekkür etti, o gezgin ruh,
Berrak bir zihin şavkıyla,
Ayırabiliyordu sahteyi, som altından,
Gizemli perdeler ardında, olsa dahi,
Sonraları, kin güden, gaddar, ayrımcı,
Kökü belirsiz, ismi ve cismi kurmaca, o gölge soyundan,
İlahlar ve elçileri, ufukları daha da boğdu sise.
*
Binlerce yaradan, sızıyor can bugün,
Sonradan gelen, o sert yasaların kıyımından,
Nefessiz kalıyor, nesiller bugün,
Sürü güden, o bilgisizlerin zindanlarında.
*
Böyle akıl yürüttü, o kadim usta,
Devirler evvelinden,
Sezdi çatışmayı, o büyük kavgayı,
Kavradı başkalaşımı, evrimi,
Lirik bir edayla, işledi tabletlere,
Kâinatın, yegane ilah ve asıl sanatçı olduğunu.
*
Nakşedilmişti evrenin güncesine,
Evrenin güncesinden alıp,
Fanilerin, belleğine yerleştirdi,
Can her canlının yoldaşı olmalı,
Ve aynı zamanda, benliğini gözettiği denli,
Onları da gözetmeli; Budur vicdanın yasası,
İşte böyle seslendi, Mağara Sakini.
*
Şafakla alaca karanlığın, düellosudur ömür,
Zalimler, ne denli kudretli görünse de,
Zafer tacını, giyecektir nihayetinde masumlar,
Yenecek karanlığı aydınlık,
Kovacak şavk geceyi,
Baki kalacak zarafet.
*
Her zerreyi, sevecek beşer ve herkes huzuru tadacak,
Kullar, mahluklar, nebatat ve onları doğuran kor, yel, kil ve nehir,
Sevdalılar misali, kürede var olacaklar ilelebet,
Bu erdemdir, letafettir, gerçekliktir,
Bu saadettir, ahenktir, sükunettir.
*
Evvela, pak niyet, doğru kelam, asil hareket,
Ardından, ritüel, tören, seromoni.
*
Güzelliklerin hasıdır dürüstlük,
Yeryüzündeki nefesin, ışıldayan gayesi,
Dosdoğru yaşayan, erişebilir bu parıltıya,
En yüce, mutlak gerçek,
Budur insanlığın rotası,
Böyle buyurdu, o Bilge.
*
Umursamadık bile, hiçbir şeyi,
Dönüp bakmadık, maziye,
Sonradan, şahsi servetin dokunulmazlığını, bahane eden,
Doğu zindanlarından, o cübbeli tarafından,
Sadık kalsa da, asıl öğretiye,
Kopararak birbirinden canları,
Rütbeli, kıdemli ve tabi olan diye,
Aralarına, aşılmaz setler çekerek,
Ruhani duvarlar, zümreler, hizipler, katmanlar kurdu,
Biz ise yalnızca,
Gündüzleri o dev alevi, zemini, sıvıyı ve nefesi kutsadık,
Geceleri de, közü ve gök cisimlerini.
*
Başak denizlerinde, daldık uykuya,
Gömülüp gezegenin sinesine,
Demet demet, taze nefes çektik,
Açarak bağrımızı, feza boşluğunun sınırsızlığına.
*
Üşüyerek arındık, gümüş şelalelerin duru kar sularıyla,
Taşlara çöktük hürmetle,
Tebessüm ettik, sabilere şefkatle,
Türküler çığırdık dallarda, seher kanatlılarıyla.
*
Adım attık, bir mabede,
Kibirli sultanlar misali, kabarmış cennet kuşları,
Hayran hayran, nağmeler dizmekte,
Renkleri ve endamları üstüne,
Öpmedik eşiğini, o yapının,
El sürmedik, o kara cilde,
Edeple durup, kulak verdik,
Binlerce yıldır, o keskin palayla doğranan,
Zirvelerin inadıyla, dik durmaya çabalayan,
Hor görülen o halkın, kederli ve savunmasız alemlerine.
*
Kıtlık denen hasım, biçmeye başlayınca kursağımızı, kanlı orakla,
Çıktı karşımıza, o yerel rehber,
Girdik, kurak bir avluya,
Ademler, Havvalar, sabiler, serçeler, böcekler,
Öptük yüzünden nimetin ve doyduk,
Çıkıp, meşale yaktık tepede,
Ceylan bakışlılarla, yan yana,
Sığınakta durup, kendimizi zulmetten sıyırdık.
*
Yaşamın mimarıydı o dev küre, Bilge'nin tabletinde,
Serin yaylalarda, bir ana şefkatiyle sarmalayan, okşayan ışıktı.

Kasım Kobakçı
Kayıt Tarihi : 3.1.2026 22:00:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!