Sen, dağlarımın arkasında kaldın.Ellerimi uzatıp dokunabilecekken yüreğine, tüm umutlarımı gözlerinin karasına gömdüm.Senden kalanlar ne bıraktı bana buğulu gözlerden, yaralı kalbimden başka.Çok mutlu olduğuna emin olsaydım tüm yeşillere ismini verirdim.Ve de tüm efsanevi yalnızlıklarımda içkime katık ederdim seni.Ama bilemem ki mutlu olduğunu! İşte sırf bu yüzden sen hep ellerimde, gözlerimdeydin. Şimdi kime anlatmalıyım Kafdağının ardında kaldığını? Bu sevdayı bir masalda mı yaşadık biz? Yazık.Ama böyle işte.Ki birgün çıkıp geleceksen bana yine kocaman bir masalı mı süsleyeceğiz seninle.? Yine istemeyeceğim seni senden.Gelmeyeceğini, hiçbirşeyi bilmeyeceğini bile bile gurur yapacağım sana.Beni sensiz bırakıp giderken hayatımı batırdığını hatırlayacağım.Beni bırakıp gittiğin gün eriyen kalbimi, kemiklerimi, ruhumu da anımsayacağım.Sana karşı her zaman dimdik durdum ve bundan sonra da ruhum yaralı, kemiklerim de kırık olsa da dik duracağım.Sen bilemezsin, yokluğunda herşeyi kaynaştıran hasretindi.Sensizken çok şey yaşadım. Keşke yanımda olsaydı dedim. Belki de şimdi daha iyi bir durumdayım.Ama sensiz acizim ve en kötüsü kendimi sonuna kadar yalnız hissediyorum.En zoru da bu olsa gerek.Çoğu zaman dua etmek bile kesmiyor hüzünbaz yakarışlarımı.Hayatın ve senden kalanların yansımaları yüzüme vurdukça bir adım daha geriye kayıyor ömrüm.Geriledikçe korkuyor, büyüyorum.Bu kader mi? Giden mi acı çekti, kalan mı? Öylesine ezberledim ki acıyı ben.Yaşadıklarıma gülüyorum artık.Kalem ellerimde dans ediyor, destansı yalnızlığını kağıda fısıldıyor, ben ise isminin ilk harfini yazarken bile her defasında can evimden vuruluyorum tekrar tekrar.Ne zor birşey bu? İsminin tüm dünya dillerindeki anlamını ezberleyebilmek bile bana farklı şeyler kattı.Daha önce tanıdıklarım gibi değildin.Ölüm, uyku, ekmek, su gibi değilsin sen.Hayatımı değiştirensin.Bende tek değiştiremediğini bilmek ister miydin? Bil ki ben hala senin bildiğin gibiyim, hala aşka inanmıyorum.Ya da sana duyduğum aşk değildi.Seni sevdiğim doğru, kokunu ve sesini her an kulaklarımda hissettiğim de doğru.Ama yok bu aşk değil bilirim.Bazı şeyler için çok geç artık.Geriye sadece sensiz yaşamak kaldı.Tadını çıkaracağım hüznün ve acının.Herşeyin unutulduğunu sen anlatmıştın bana hatırlarsın.Ölene kadar kalbime gömüyorum seni.Seni, benden başka kimseler tanımasın diye, yüreğimden taşma diye.Ama unutmak için değil, seni tekrar gizlice yaşayabilmek ve içimde yaşatabilmek için.Sen artık yüreğimde bir hançer yarası; gözlerimde hiç kalkmayacak olan bir duman olarak kalacaksın.Nereye bakarsam bakayım önce gölgeni sonra da görmek istediklerimi göreceğim. Arada bir de kokun gelecek tüm kokuları bastırarak.İçime işleyecek tekrar, canımı yakarcasına. Seni sevmemek kadar ihtimali düşük olan şeydir seni özlememek.Özleyeceğim, gelmeyeceğini bile bile bekleyeceğim, yaş dökmeden ağlayacağım.Yüzünü segah tadında gözlerimin önünden geçireceğim.Seni sonsuzuma kadar seveceğim.İşte kalem yine seni andı, yazmamaya direniyor.Şimdi ismini yazsam bu kağıda, dağlar darılır bana.Çünkü sen de biliyorsun, dağların ardında kaldın bir sen, bir de sevdan.Hem de Kafdağının ardında! Ve kömür gözlerine gömdüm umutlarımı kendi ellerimle. Umutlarımı hatırlıyorum bazen, senin tadında. Gözlerin geçerken benliğimden anımsıyorum sana dair tüm umutlarımı.Ölümü bile düşünürken ömrümün her anında sensizliği hiç geçirmedim içimden.İçime almıştım seni, bir daha parçalanmaz diye düşündüm.Parçalandı.Böylece beklenmeyeni beklemeye alıştım seninle.Sensizken bile gönül gözümü kör ettim kimseyi görmemek adına.Çok uğraştıysam da dönüşü yoktu artık.Kayıp kentlerde yaşadım hep, kendi dünyalarım oldu benim.Kışın kardeleniydin kar bahçelerimin; yazın ise günahkar olduğu kadar alımlı zambaklarıydın.Düş bahçelerimin vazgeçilmez sarmaşığıydın.İklimlerim kuraktı, sadece sen yetişirdin o bahçelerde. Tohumun bulunmazdı bahçelerin en büyüğünde.Sen, insanın yüreğine hançer gibi oturan bir senfoninin sol anahtarısın.Bir ney, bir de keman...Güzün acısını anlatan bir sol anahtarı.En acısı da nedir bilir misin? Acının alasını anlatan melodinin başından uçup gittiğin günden beri bir daha dinleyemedim o hüzünlü müziği.Ömrümü teklif ettiysem de tüm bilindik çilingircilere hiçbiri koyamadı o tek çizgilik anahtarı yerine.Her yağmurda seni anıyorum şimdi.Baranlar değdiğinde toprağa kudretin gözleri olan toprağın kokusunu duyduğum gibi duyuyorum kokunu her yağmurda.Beni bu hayatta yoran bir bedende iki ruhu taşımaktı.Belki de o yüzden ruhum gibi sırtım da kambur benim!
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta