Yalbırdak Yüreğim Şiiri - Kasım Kobakçı

Kasım Kobakçı
3295

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

Yalbırdak Yüreğim

Niçin akmaz şu parlayan ırmaklar o engin düzlerde?
Görürüz biz bu gerçeği lakin dilimiz hiç dönmez ki.
Kırgın mısın ey göklerin parlayan o nurlu yıldızı?
*
Delinmiş midir şu aklın o gümüşten örülmüş duvarı?
Yani bizler de duyarız o sessiz şarkıyı söylemeyiz.
Gönlümüz hiç elvermez ki o yansıyan yüzler geçişine,
Belki de bu bir seraptır o ışıklı çöller koynunda,
Lakin vaktimiz daralır güneş batmak üzeredir şimdi,
Haydi kalk artık yerinden ey bahtımın kara süvarisi!
Su sızarsa o testiden yolcunun vadesi dolmuş demek,
Bozkırda su yok oluşun adıdır sol yanda durunca,
Sağ yanından bakılınca hayatın ta kendisi olurmuş.
Koca bir kervan direnir durmamak için o kurak yerde,
Yürek derler bu sonuca, ufkun o kızıla çalan rengi,
Dağılır sise bürünmüş ovalara gizli bir suskunluk,
Kırgın mısın ey göklerin parlayan o nurlu yıldızı?
Sezeriz de saklanan o gizli hali, biz diyemeyiz...
Deli esen rüzgarların ucunda sönük ışıklar titrer,
Bir ben binerim atların hasına o rüya biterken,
Dönerken gece gündüze, yaya kalmış umudum tırmanır.
Biliriz ki sevda denen yangının külüdür o pırıltı.
*
Bu sebeple gün her akşam ıslak camlar ardına gizlenir,
Şarkıdır o yaprakların altın ışıkta raks edip durması.
Bir garip ruh veda eder o yeşil renkli sığınaklara,
Haydi kalk artık yerinden ey bahtımın kara süvarisi!
Zira vaktimiz tükenir kum saati boşalır anbean...
Niçin akmaz şu parlayan ırmaklar o engin düzlerde,
Okuruz da biz gurbetin şiirini, ses veremeyiz...
Bir garip ruh veda eder şefkatin o sıcak kucağına,
Kapkara bir gecenin o en derin kuyusuna iner.
Tek başınalık sahranın kendine yetmesi demek değil,
Hem de korku yakışmaz hiç o ovaların mert yiğidine,
Yani bana da bakarsın darağacında sallanmak düşer.
Susar anın o geveze dilleri lal olur birdenbire,
Kırgın mısın ey göklerin parlayan o nurlu yıldızı?
Siyah bir örtü çekilir mahremiyetine o göklerin,
Aslında akşam siyahla beyazın kavuşma anıdır hep.
Sanki üstümüzde samanyolu akar vuslat vaktinde,
Bir ben binerim rüzgarın sırtına o an geldiğinde.
*
Dönerken devran aslına, yalbırdak umudum arşa çıkar,
Tepelerden doğar o an çalışan o yorgun güneşler,
Ellerinde altından bir başak demetiyle parlayarak.
Bir garip ruh veda eder o serin renkli sığınaklara,
Yani vaktimiz pek dar ki durmaya hiç zaman kalmadı,
Haydi kalk artık yerinden ey bahtımın kara süvarisi!
Niçin akmaz şu parlayan ırmaklar öfke sellerinde,
Anlarız da sebebini kimselere biz söyleyemeyiz...
Çaresiz bir sel vurgunu o sandaldaki her yalnız yolcu,
Ve sırılsıklam bir gönül taşır sevdanın o kıyısında,
Ancak terk edilmişliğin kurak hali yüzde bir yaradır,
Gönüldür bu, rızasıyla kopar ancak güvenli limandan,
Soğuk suların ateşi ancak geceleyin alevlenir,
Söyle "Kırgın mısın ey göklerin parlayan o yıldızı?"
Bir garip ruh veda eder o mavi renkli sığınaklara,
Biz bilmeyiz hangi kapı sorusuz alır garip aşığı,
Sularsa kaç derecede kaynatır o ham hayalleri ki?
Üstümüzde duman varsa ne yazar o yüce dağ başında,
Dualara, kar yağması üstüne durulur o diyarda,
İzinsiz uçuşan kuşları avcılar gözler sisin içinde,
Ey yalnız yolcular kanmayın göğün sakin mavisine,
Aslında ürkek ceylandır ve seker o delişmen nehirler,
Yüreklerin o kırmızı durakları arasında akar,
Bir gider, bir gelir bazen durulur bazen coşar gider.
*
Bir garip ruh veda eder o eski köhne sığınaklara...
Geride al perçemli o türküler kalır yadigar bize:
Kırgın mısın ey göklerin parlayan o nurlu yıldızı?
*
Biz de o yanık türküleri ezber ettik söyleyemeyiz...
Niçin tütmez o bacalar dumanlı dağların başında,
Sezeriz de nedenini susarız biz konuşmayız asla.
Yıkılmış mıdır inancın o çelikten yapılmış kalesi?
Yani biz de tanırız o eski dostu selam veremeyiz...
Canımız hiç istemez ki o sahte yüzler panayırını,
Belki de bu bir rüyadır uykuların en derin yerinde,
Fakat süremiz bitiyor gün kavuşmak üzeredir dağda,
Haydi kalk artık yerinden ey bahtımın kara süvarisi!
Kan akarsa o damardan canlının ömrü bitmiş sayılır,
Meydanda kan, hezimetin adıdır sağ yanda durunca,
Sol yanından bakılınca zaferin ta kendisi olurmuş.
Koca bir ordu çabalar yenilmemek için o düzlükte,
Yürek derler bu sonuca, toprağın o kana doymuş hali,
Yayılır tozlu yollara bilinmez bir sessizlik o anda,
Kırgın mısın ey göklerin parlayan o nurlu yıldızı?
Biliriz de gizlenen o manayı, biz anlatamayız...
Yabani otların ucunda çiğ taneleri parlar sönük,
Bir ben binerim rüzgarın kanadına gece biterken,
Dönerken dünya tersine, yorgun yüreğim yola düşer.
*
Anlarız ki bir sevginin o lisanı halidir pırıltı,
Bu yüzden yıldız her gece o puslu camlar ardına iner,
Şarkıdır o bulutların gümüş ışıkta süzülüp gitmesi.
Bir yorgun can veda eder o beyaz renkli sığınaklara,
Haydi kalk artık yerinden ey bahtımın kara süvarisi!
Çünkü süremiz çok kısa, beklemeye hiç takat kalmadı.
Niçin tütmez o bacalar dumanlı dağların yamacında,
Biliriz de o gurbetin yollarını, tarif edemeyiz...
Bir yorgun can veda eder merhametin o geniş yurduna,
Zifiri bir karanlığın o görünmez merkezine iner.
Tek başınalık ormanın kendine yetmesi demek değil,
Ve de kaçmak yakışmaz hiç o dağların cesur efesine,
Yani bana da bakarsın uçurumlardan atlamak düşer.
Susar zamanın o geveze dilleri lal olur o anda,
Kırgın mısın ey göklerin parlayan o nurlu yıldızı?
Siyah bir tül örtünür o mahremiyetine gecelerin,
Aslında geceler morla siyahın o gizli vuslatıdır.
Sanki üstümüzde samanyolu durur veda saatinde,
Bir ben binerim fırtına atına zamanı gelince.
*
Dönerken felek çarkına, yalbırdak yüreğim ata biner...
Tepelerden doğrulur o an çalışan o ırgat nehirler,
Ellerinde gümüşi köpük dalgalarıyla parlayarak.
Bir yorgun can veda eder o serin renkli sığınaklara,
Yani vaktimiz pek dar ki durmaya hiç derman kalmadı,
Haydi kalk artık yerinden ey bahtımın kara süvarisi!
Niçin gitmez o kervanlar o umudun ırak yollarına,
Biliriz de biz susarız sebebini hiç söyleyemeyiz...
Çaresiz bir çöl sürgünü o çadırdaki her garip yolcu,
Ve tozlanmış bir yürek taşır hasretin o susuz çölünde,
Ancak yalnız bırakılmışlık o yüzde derin bir çizgidir,
Gönüldür bu, isteğiyle çıkar ancak o sıcak yuvadan,
Soğuk rüzgarın şiddeti ancak geceleyin artar gider,
Söyle "Kırgın mısın ey göklerin parlayan o yıldızı?"
Bir yorgun can veda eder o eskiyen köhne sandallara,
Biz bilmeyiz hangi hanlar parasız alır garip aşığı,
Ateşler kaç derecede dağlar o ham kalan yürekleri?
Üstümüzde duman varsa ne yazar o yüce dağ başında,
Dualara, kar yağması üstüne durulur o diyarda,
İzinsiz uçuşan kuşları avcılar gözler ormanda,
Ey yalnız yolcular bakmayın o göğün sakin yüzüne,
Aslında ürkek ceylandır ve seker o delişmen nehirler,
Yüreklerin o kırmızı durakları arasında akar,
Bir gider, bir gelir bazen durulur bazen coşar gider.

Kasım Kobakçı
Kayıt Tarihi : 7.2.2026 16:15:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!