Her şey, sadakatin kutsal sularında yıkanmış bir yalanla başladı.
Sen, gözlerimin içine bakarken aslında ruhumu değil, nasıl yıkabileceğinin haritasını çiziyordun. İhanet, sessiz ve kibirli bir yılan gibi yatağımıza kıvrıldı; senin dudaklarında aşkın en tatlı name'si gibi tınlarken, aslında hançerini tam kalbimin üzerine, o en savunmasız, o en masum çizgime yerleştiriyordun.
Senin ihanetin bir hata değil, bir mimariydi.
Taş taş ördüğümüz o hayatı, tek bir geceyle viraneye çevirdin.
Ve ben, o enkazın altında senin ayak izlerini gördüm.
Sen Zalimliğin Keskin Aynasıydın
Zalimlik, sadece bir darbe vurmak değildir; zalimlik, kişinin kanarken bir de gülümsemeye mecbur bırakılmasıdır.
Sen, benim dizlerimin üzerine çöküşümü izlerken, gözlerindeki o soğuk, o buzdan parıltıyla ruhumu dondurdun.
"Gitme" dediğimde, gidişini bir sanat eseri gibi ilmek ilmek işledin.
Kapıyı öyle bir kapattın ki, o ses sadece evimizin değil, geleceğimizin de üzerine çekilen bir mezar taşı oldu.
Beni, sensizliğin o dipsiz, o ıssız uçurumunda, kendi çığlıklarımın yankısıyla baş başa bıraktın. Kendi zalimliğine aşık bir hükümdar gibi, yıktığın krallığın başında mağrurca durdun.
Artık damarlarımda akan kan değil, safi bir hırsın kor ateşi. İçimdeki kin, geceye uzanan simsiyah bir sarmaşık gibi ruhumu sarıyor.
Eskiden senin için dua ettiğim o diller, şimdi sadece senin düşüşünü görmek için sızlanıyor. Bu nefret, bir zayıflık değil; bu nefret, senin bana öğrettiğin tek gerçek miras.
Beni bu denli yerle bir ettiğin için teşekkür bile edemiyorum; çünkü hırsım, senin varlığının zerresini bile taşımayacak kadar derin.
İsterim ki bir gün, kurduğun o sahte cennetin çatısı tepene çöksün.
O zaman, benim sana baktığım gibi bakacak kimsen olmayacak, aynalara çarpan yalnızlığın seni boğacak.
"Bir baharı değil, bir ömrü çaldın benden,
Toprak bile utandı, döktüğün o kandan.
İhanetin mührü vurulmuş alnına,
Sen, kendi cehennemine, kendi ellerinle yandın.
Artık ne senin adın kalsın dudaklarımda, ne de hatıranın gölgesi düşsün yoluma.
Sen, benim kitabımın en karanlık, en acı sayfası olarak kalacaksın.
Ben, bu yıkıntıların arasından sıyrılarak, kendi küllerimden daha sert, daha keskin bir ruhla çıkacağım.
Sana dair ne varsa, hepsini bu uçurumdan aşağı, sonsuzluğun karanlığına fırlatıyorum. Kinim, bir pusula gibi seni bulsun; nefretim, her gece rüyalarında bir hayalet gibi seni kovalasın.
Git şimdi. Bıraktığın enkazda boğul, kendi zalimliğinin zehrini iç. Çünkü senin için artık ne bir affediş var, ne de bir geri dönüş. Biz bittik; ben, senin ihanetinden sağ çıkarak, kendimi yeniden inşa ettim. Sen ise, sadece bir hatıranın çürümüş parçası olarak kaldın.
Ağla demiyorum, çünkü gözyaşı senin gibi birine çok fazla gelir. Sadece hisset; o ruhsuz boşluğun, her saniye seni biraz daha yiyip bitirişini hisset.
Kayıt Tarihi : 12.07.2026 02:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!