Mor alfabemin,beyaz dişleriyle ısırıyorum
Yeşil hikâyeleri.
Bahar birdenbire gelmiyor,kar aniden bastırmıyor.
Aslında yaşam da öyle.
İnanmadan ölünmüyor.
Bir kavgayla geçip gitmez sızı.
Zavallı yeryüzü.
Sözlerime düğüm olmuş şehirlerdeki,
Çamurlu su birikintilerinin görmeyi ümit ettiği,
O güneşi ne zaman doğuracaksın?
Zavallı gökyüzü,
Aşkımın parıltısından kederliysen şayet bugün,
Tuzlu geçmişin kolları
Balıkların pullarını söktükçe
İstiridyen doyar mı
Mutsuzluğuna inciler taktıkça
Hızla ve biraz da
Bahtsızlıkla
Parmaklarım kahve kokacak,
Parmakların tütün.
Sarmaş dolaş küfürlerle,
Bu kenti yıkamak isteyeceğiz.
Oturduğumuz apartmanın önünden fareler geçecek,
Bu sefer korkmayacağım.
Mezarlıkta,
Geride kalan her şey için mevsimsiz çiçekler açarken,
Yan yana yürüyen iki mehtap,
Denizin sesinden öpüyor.
Kalbim,,,
Henüz unutamadığı gölgesizliğinden,
Yakasına veda busesi takmış çocukların,
Ayrılıktan haberi olmadığı o yerde,
Şarkılar söylemeye devam edecek umut.
Kaldır avuçlarını,aç kollarını.
-o seni seviyor.-
-o seni sevdi.-
Ansızın korku çöktü göğe.
Ben rüzgâra emanet ettim bebek saçlarımı.
Neredesin sevecen tutsaklığım?
Oysa
Ben emeklemeden karşılarım hep baharı.
Başını,
Yıldızların en parlak gölgesine koy.
Sana,
Işık olmanın övüncünü yaşat bana.
Şimdi,
Her şey hazır diyebileyim.
Sana,
Mürekkebi erkenden biten bir kalemin,
Koşar adımlarla uzaklaştığı beyazlıktan bakıyor,
Cansız kuşlar.
Ben,
Erişemeyeceğin dağlarımı, yamıyorum kentlerine.
Sana bugün bir şeyler anlatmalıyım.
Mesela nerede olduğumla başlamalıyım.
Çıplak bacakların tutuklu mağduriyetiyle,
Bir ömrün bir kenti eskittiği yerden yürüyorum artık.
Yaşamın içindeki yaşamsızlığa saplanıyorum.
Biraz ekmek,varsa şarap…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!