Ya hiç gelmeseydim
Ben, çorak bir pencereden bakarken
toprağın rengini çiğ damlalarıyla yıkayan sabaha,
her adımımın altındaki kaldırım taşları
birer hikaye fısıldıyordu bana.
Ayaklarımın izi,
önceki gecenin karanlığı gibi
silinmeden duruyordu.
Kendi nefesimi duydum;
soğuk ve ekşi,
bütün geçmişimi buram buram kokluyordu.
Bir sabah uyanıyordum ki
saçlarımın arasına rüzgâr değil,
düşlerim doluyordu.
Kelimeler, henüz kırılmamış bir cam gibi,
ellerimde titriyordu.
Gözlerim bir mağaranın duvarındaki göl gibi,
geçmişi yansıtan ama hiç sığ olmayan bir su.
Her damlası başka bir senaryo,
her baloncuk bir hatıra patlaması.
Bazen dudaklarımın kenarında
sessiz bir gülüş büyüyordu;
hiç kimse anlamıyor,
hiç kimse bakmıyordu.
Kıyafetlerim rüzgârın bana verdiği eski haritalar gibi;
dikişlerinde kaybolduğum şehirler,
ve hiçbir zaman gidemediklerim saklıydı.
Ellerim, bir gemi enkazının
tuzlu denizine dalar gibi
hatıralara daldı.
Sen fark etmeden
bütün bu enkazın ortasına girdin.
Adımların, duvarlarda asılı unutulmuş müzik kutularını
çalmaya başladı.
Sözlerin,
kapalı odalarda unuttuğum ışıkları açtı.
Bir anda fark ettim ki
geçmişim beni taşırken
sen, geleceğimin ilk eli oldun.
Her şey bir anda açığa çıktı;
görünmeyen yaralarım,
uzun yıllardır bekleyen sessizliklerim,
hepsi sana bakıyordu.
Ve ben,
hiçbir şehrin taşında,
hiçbir gökyüzünde,
hiçbir sabahın soğuk ışığında
böylesini yaşamamıştım.
Zaman bir ip gibi gerildi aramızda,
ellerinle dokunulacak kadar yakın,
ama geçmişin ağırlığı hâlâ omuzlarımda.
Sanki bir noktada durmuş ve
sadece sen gelmiş gibiydin.
Dedim;daha önce nerelerdeydin
Dedin; ya hiç gelmeseydim
Hüseyin Erdinç
Kayıt Tarihi : 7.1.2026 19:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!