Bir toz bulutuydu dünya ve serçeler yoktu ortalıkta
kırlangıçlar, turnalar, albatroslar
ve kanıksanmamıştı rüya
gerçek olan ne
ne değil
her söz ulu orta değildi hâlâ...
Rastgele indiğimizde derin bir kuyuya;
belki büyüyecekti sevda
belki de kavga
kabuktan evlerde üşürken mana...
Bir gözün umudu değildi; kirpikten oya
gün doğmamış, geceyi bilen yok
o can ki ilmek ilmek boğulur
bir nefes, bir heves
ve herşey
sarılı kalır boynunda/nafile düğümler atılmamıştı daha...
Benliğine dem vurduğunda üzülecekti yara
bir okyanus, bir deniz ve o ada
sahipsiz heceler düşüyordu ısrarla suya...
Bir sözün kurduğunu yıkmak ne kolay
bilmekten görüldü fayda, bilememekten de
zaman hay hayda
ilim irfan değilsin ki, kalasın hep zihnimde...
Yaz güneşi beklerken; bu ne zemheri, nedir bu hazan
öyle bir sonbahar ki; dönülemez yolundan
ve usanır maşuktan aşık; hem günden hem geceden
ol şafağa emanet değildir ki zifirdeki üşüyen...
Sordu çırak ustaya; lal dilden; âmâ günden
zanaatlar çoraktı
ne desek yeri değil;
yüzümüze üslubunca
gönül inceden sızlar; mısradan, uzak yoldan...
Sorgusuz sualsiz günlerden geçiyorsun ey hayat
ol edep dillerinden nice eserler titredi
kuşların kıt kana-a-t çırp-ın-mayı bilmediği zeminde
gökyüzü bulutlar kadar yağmur; alnında soğuk terler...
Hemdem bir toz bulutu gibiydi virgül;
muhabbetin sonuna henüz eklenmemişti nokta...
Bülent Öntaş, 06.01.2026
Bülent ÖntaşKayıt Tarihi : 6.1.2026 11:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!