Sen gittikten sonra,
Masanın üstünde bıraktığın yarım bardak su,
Hâlâ senin dudaklarının izini taşıyor gibi gelir.
İçmem,
Dökemem de.
O bardak artık eşya değil,
Antik bir emanettir.
Vefa,
Rüzgârın savurduğu sonbahar yaprağına,
“Dur!” deme cesaretidir.
Düşerken bile
Dalına borçlu olduğunu hatırlamaktır.
Köküne küsmemek,
Toprağa küsmenin kolaylığını reddetmektir.
Vefa,
Hasret yarasına merhem değil,
O yarayı açana
Hâlâ “sevdiğim” diyebilmektir.
Bazen
Birinin gözleri dolar;
Çünkü sen “nasılsın” diye sorduğunda,
O kişi gerçekten dinlenmek ister.
Kim bilir
Belki de vefa
Onu ruhunla dinlemek,
Anlamaya çalışmaktır.
Unutma,
Vefa büyük laflarla gelmez.
Gelmez nutuklarla, manifestolarla.
Sessizce gelir:
“Ben hâlâ buradayım.” demenin
En eski, en yorgun, en inatçı adıdır.
Vefa ölmez,
Sadece şekil değiştirir.
Bazen gözyaşı olur,
Bazen eski bir kazak kokusu,
Bazen de
Gece yarısı birdenbire içinden yükselen
“İyi ki tanımışım!” şükrü.
Vefa,
İnsanın insana verebileceği
Tek ölümsüz hediyedir.
Kayıt Tarihi : 16.2.2026 15:47:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!