Sana kaçar gelmem!
Sana koşar gelirim.
Ama velâkin
Ayaklarım olsa….
Benim adım gece olsun,
senin adın gündüz...
şunun için
ne gündüzsüz gece olabilir,
nede gece olmadan gündüz...
yani senin varlıgın beni oluşturacak
Sansasyonel bir aşkın,
şaibeli vajinasında,
boynunu bükmüş bir penis…
Alternatif bir hayat için,
yoldan geçerken satın aldığı,
Onsekizinci defolu aşkı bu!
Sen kapıyı açık tut,
Sırtıma almak zorunda da
Kalsam ayaklarımı,
Ben geliyorum…
Sen kapıyı açık tut!
Seni Sevmiyorum diyen,
Bebeler aglıyor anne!
Ben senin beben degilmiyim?
Bebeler kanıyor anne!
Gök şaşırmış,
Bomba yagıyor anne!
Evler yanıyor,
senin hiçbir suçun yok.
suç;
beynimizle yüregimiz arasındaki
mesafenin,
uzun olmasıyla alakalı...
cevize benzeyen o beynimiz,
Bu öyle bir an ki,
Vakit ne gündüz ne de gece
Ne akşamın ilk anı
Ne sabahın tan vakti
Ne yıldız var gökte
Ne açık mavisi bulutun
Bunu sana ben, üç metreye beş metre olan, üç ranza, altı yataklı, ince duvarları beyaz lam birle kaplanmış birde, karanlığa hapis küçük penceresi olan ama camına buğu bile yapamadığım koğuşumdan “en son yazana” karşılık olarak yazıyorum…Çünkü sana yazacağım demiştim…
Ama öncelikle şunu bilmelisin ki bu yaşanılana bir baş kaldırı metni ya da öç alış tasarısı değildir. Kimi insanlar yaşamları boyunca bir boğulma eylemi gösterirler. Bu bir show’a benzedikçe yüklenilen roller çerçevesinde, yüzeysel düşler ortaya atılır.
Üstüne üstlük mantıklı hüzünlü beklentilerdir bunlar. Sevgiler tutkulara, tutkular inançlara dönüşmeye, inançlar ise aslında terk edilmeye hazırlanmıştır..Sahte gülüşlerin, sahte kara gözlerin, aldalanılan sürmelerinde kısa, kısa gerçekleşen parodiler….
Tek acı yanı bir gülenin yanında, birde ağlayanın olması! Bir müddet kaderiyle baş başa kalacak kadar cesur, bir müddet “sesini” geceye emanet edecek kadar vakur, bir müddette ağlayacak kadar salak olan ben yani…
Ben hiç deniz kenarında durup karşı kıyılara bakarak yeni kıta keşfeden “kâşif” tanımıyorum, sen bu konuda tanıdığım ilk kişi oldun…Bunu ise neden yaptığını anlayamamanın ab ayrı bir hüznündeyim ki yanlış anlamış olmama asla bir mahal imkansız..
Benim ilk defa yüzüm, senin mayısında yeşildi, her şeyine söz verilmiş bahardı… Belki istediğin bahar olamazdım ama en azından dört mevsim durmadan, yılmadan, bıkmadan bunu defalarca denerdim…
Ne o aglıyormusun
Ne o aglıyormusun
bu döktügün gözyaşının anlamı ne
kollarım azmı sarıyor seni
hissetmiyormusun sıcaklıgımı
Yarısı eşkıya,
Yarısı harami,
Yarısı hırsız…
Bıçaklıyorlar sesimi,
yarısı alnı karanlık….
Çığlıklarıma yetişmiyor gökyüzü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!