Vakarın Gücü'ne Bir Bakış Şiiri - Faruk ...

Faruk Yaşa
186

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

Vakarın Gücü'ne Bir Bakış

Öncelikli olarak kalemine ve yüreğine sağlık Aziz'im.
Hangi sözle anlatmak gerek anlamı vallahi bilemedim.

Şiirde edebi anlam taşıyan sözleri görmek ne âlâ
Yoksa tadı olmazdı şiirin popülerlik olmuşsa bâlâ.

Hilmi Yavuz da okursa kendini bu şiirde mutlu olur
Şiiri kalem ve sözle mısralarda anca bu şekilde anılır.

Yavuz olmak ne güzel bir niyettir şiirde, mısrada
Haşim, Nâili, Yahya ne güzel anlatılmış hele Süreya

Asaf ile Baudelaire yakışmış birbirine pek âlâ
İlm-i yavuz olanın kıymeti bilinir mi bu dünyada

Heyhat eder gönlümüz çıkmayacak bizi biz gibi anlayan
Ne efsunkâr imiş cedd-i âlâ sözlerini etmiş bize armağan

Umutsuz olmamak gerek bilirim şiirde içimiz olmasın buruk
Sözlerimizi anlayanları görünce doluyor taşıyor mutluluk

Gün gelir tarifsiz yorumlar ile anlaşılmaktan korkar dururuz
Ölmeden kıymetimizi bilenlerin etrafında pervâne oluruz

Mürekkep durur hokkada kalıcılığı kağıtta divitle arar
Bu sözler mürekkeb durur anlayanların peşinden koşar

Bulutlu bakışlarımızda gizlenmiş aradığımız mutluluk
Bir lahza da olsa ömür de olsa yazmaktan bıkmaz Faruk

Faruk Yaşa
Kayıt Tarihi : 21.03.2018 23:37:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Aziz Yılmazel’in Hilmi Yavuz’a ithaf ettiği “Vakarın Gücü”, yalnızca bir şaire yazılmış övgü şiiri değil; Türk şiirinin gelenekle modern arasında kurduğu köprüyü, şair adları ve kelimeler üzerinden işleyen çok katmanlı bir metindir. Şiirde Hâşim’den Yahya Kemal’e, Nâilî’den Şeyh Galip’e, Asaf Halet Çelebi’den Baudelaire ve Cemal Süreya’ya uzanan geniş bir şiir hafızası vardır. Şiirin dikkat çekici taraflarından biri, şair isimlerinin yalnızca birer gönderme olarak kullanılmaması, aynı zamanda kelime anlamlarının da şiirin bünyesine katılmasıdır. “Yavuz”, “Hilmi”, “nâil”, “Galip”, “Asaf”, “Cemal”, “Süreyya/Süreya” gibi isimler yer yer şahıs adı olmaktan çıkarak ikinci anlamlarına açılır. Böylece şiirin anlamı isimlerin arkasında çoğalır. Aziz Yılmazel’in “Ah ilmi yavuz, sözü yavuz…” yahut “Ele geçmez, nail olmaz…” gibi söyleyişleri bunun belirgin örnekleridir. Benim kaleme aldığım şiir de tam bu noktadan hareketle “Vakarın Gücü”ne bir nazire ve aynı zamanda bir cevap olarak düşünülmelidir. Kaynak şiirde Aziz, Hilmi Yavuz’a seslenirken ben Aziz’e sesleniyorum. Böylece Hilmi Yavuz’a yönelen şiirsel hitap bir sonraki halkada kendi şairine dönüyor. Daha ilk dizedeki “kalemine ve yüreğine sağlık Aziz’im” hitabında bile kaynak şiirin yöntemini sürdürme arzusu vardır. “Aziz”, şairin adı olmakla beraber kendi sözlük anlamını da beraberinde taşır. Kaynak şiirde “Yavuz” nasıl hem Hilmi Yavuz’un soyadı hem de anlam taşıyan bir kelime olarak kullanılıyorsa, nazirede “Aziz” de benzer biçimde iki kapıyı birden aralar. Kaynak şiirdeki “Ah ilmi yavuz, sözü yavuz…” söyleyişi, nazirede “İlm-i yavuz olanın kıymeti bilinir mi bu dünyada” dizesinde yeniden yankılanır. Hâşim, Nâilî, Yahya, Süreya, Asaf ve Baudelaire gibi adların yeniden görünmesi de tesadüf değildir. Bunlar kaynak şiirin kurduğu edebî hafızaya verilen selamlardır. Ancak nazire ilerledikçe kaynağın sınırlarından çıkar ve başka bir meseleye, şairin anlaşılma arzusuna yönelir: “Heyhat eder gönlümüz çıkmayacak bizi biz gibi anlayan” ve ardından: “Gün gelir tarifsiz yorumlar ile anlaşılmaktan korkar dururuz.” Burada ilginç bir tezat ortaya çıkar: Şair anlaşılmak isterken yanlış yahut eksik anlaşılmaktan da çekinir. Böylece şiir, Hilmi Yavuz ve şiir geleneği üzerine kurulmuş bir metne cevap vermekten çıkarak şair ile okur arasındaki kadim meseleye ulaşır. “Ölmeden kıymetimizi bilenlerin etrafında pervâne oluruz” dizesindeki pervâne ise klasik şiirin mazmun dünyasını bu düşünceye taşır. Şair, kendisini anlayan ışığın çevresinde dönen pervâneye dönüşür. Hokka, divit ve mürekkep imgeleriyle beraber düşünüldüğünde şiirin son bölümünde artık temel mesele sözün kalıcılığıdır. Mürekkep hokkada bekler; fakat asıl ömrünü kâğıtta ve kendisini anlayacak okurda arar. Son dizedeki: “Bir lahza da olsa ömür de olsa yazmaktan bıkmaz Faruk” söyleyişi de bu bakımdan bilinçli bir kapanıştır. Şairin kendi adını son dizede söylemesi, divan şiirindeki mahlas beyti geleneğini hatırlatır. Kaynak şiirin gelenek ile modern şiir arasında kurduğu ilişkiye nazire, böylece kendi küçük geleneksel işaretini de bırakarak tamamlanır. Bu sebeple şiirimi “Vakarın Gücü”nün biçimini birebir tekrar eden klasik anlamda bir nazireden ziyade; onun kelime oyunlarını, şairler arası göndermelerini ve şiir geleneğiyle kurduğu ilişkiyi sürdüren, kaynak şiirle konuşan bir nazire olarak görüyorum. Aziz, Hilmi Yavuz’a seslenmişti; ben de Aziz’e… Belki şiirin güzel taraflarından biri de budur: Bir şair başka bir şaire seslenir, bir başka şair o sesi duyar ve söz, mürekkebi kurumadan yoluna devam eder.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!