Ekim Adalı Adlı Üyenin Nedir Yazıları - Antol ...

  • ateist bilim adamları

    30.12.2005 - 02:53

    dinler bilim adamlarıyla filozofların atılganlığını hiç bir zaman hoş karşılamadılar,yunan efsanesine göre insanların zekasını aydınlatmak istediği için prometheusu olmposun tanrıları kafkasyada bir kayaya bağladılar.,bu efsane bilim ağacının meyvesinden tatmak istediği için cennetten kovulan ademin incildeki hikaysiyle birleşir,her çağda bu dinsel baskılara rastlanabilir..Atinanın putatapanları sokratese baldıran zehirini içirdiler,çünkü o tanrılara inanmıyordu,filozof demokritos abdereden kovuldu,heraklites sürgün edildi,katolik kilisesi Galilei hapsetti,campenellaya olmadık işkenceler yaptı,giardano brunoyu romada,vaniniyi toulousede diri diri yaktı,engizisyon beş milyon insanı zindanlarda çürüttü,ateşe verilen odun yığınlarının içinde yaktı kül etti,yahudi hahamları spinozayı taşa tutmaya kalktılar,yakın çağda darwin ve darwincileri Abd protestanları mahkemeye vererek mahkum ettirdiler, victor hugo yasama meclisinde vediği ünlü söylevinde bu din adamlarının mahkemesine seslenerek söyle diyordu..
    kimmi sizi kızdıran söyleyeyim
    siz insan aklına kızıyorsunuz
    çünkü o ipliğinizi pazara çıkartıyor
    bili,m alanında görülen her ilerlemenin dini gerilettiği söylenebilir,hatta bilimin dini ve tanrıyı tanımadığıda söylenebilir,gök mekaniği ile ilgili çalışmalarını kutlamak üzere napolyon Laplaceı huzurna kabul ettiği zman ondan yapıtında tanrıdan niçin söz etmediğini sorar,büyük matematikçi imparatora şöyle yanıt verdi, böyle bir varsayma hiç ihtiyaç duymadımda..bilginlerin,bilim adamlarının ortak sloganı,ya bilim ya din ikisinden birini seçmek gerek..teokratik bilim baldan tatlıdır,kitlenin uyuşturulması, doğanın ve insanlığın yıkımıdır o

  • sibel kekilli

    29.12.2005 - 03:19

    Hasan Bülent Kahramanın Sibel Kekiliyle çok güzel bir sözü vardı, asıl pornocu sibel kekili değil biziz diyor,o pornoyuda üreten kapitalist sistemtoplumun ta kendisi, bu bayalıkta kimlik devrim üretimizi engelliyor,

  • nazım hikmet

    29.12.2005 - 02:56

    Kıtlıkta ve soğuklarda
    Şehirde ve tarlalarda
    Lenin’in çağrısı gelince
    Ayaklandı partizan

    Beyazların elinde kalan
    Son kıyıya varmak için
    Dağlardan ve ovalardan
    İlerledi partizan
    Kan ve can bedelidir bu zafer
    Dokuzyüzonyedilerde
    Karlarda ve fırtınada
    Kurtardı Sovyeti
    Beyaz orduyu yenerek
    Ezerek zalimleri
    Bitirdiler bu savaşı
    Denizin kıyısında

    Hayat denilen kavgaya girdik
    Çelik adımlarla yürüyoruz
    Biz bu karanlık yolun sonunda
    Doğacak güneşi görüyoruz

    Dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor
    Kızıl yıldız zafer kuşu
    Bu bir rüya değil,
    Bu bir hülya değil, yıldızıdır kurtuluşun

    Kara deryalarda bir fenersin,
    Senin ışığında yürüyoruz.
    Biz bu karanlık yolun sonunda
    Doğacak güneşi görüyoruz.
    Fabrikalarda biz,
    Tarlalarda biziz, biziz hayatı yaratan
    Din farkı bilmeyiz,
    Dil farkı bilmeyiz, sanki doğduk bir anadan

    Anamız amele sınıfıdır,
    Yurdumuz bütün cihandır bizim
    Hazırlandık son kanlı kavgaya
    Başta bayrağımız Leninizm

    Bayrağını yükselt,
    Daha daha yükselt, yükselt bayrağı yukarı
    Bu güne vuralım, yarını kuralım,
    Kaldıralım sınıfları.
    Fabrikalarda biz,
    Tarlalarda biziz, biziz hayatı yaratan
    Din farkı bilmeyiz,
    Dil farkı bilmeyiz, sanki doğduk bir anadan
    Sevdalınız komünisttir,
    on yıldan beri hapistir,
    yatar Bursa kalesinde.

    Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar,
    en âlâ mertebeye ermiş yatar,
    yatar Bursa kalesinde.

    Memleket toprağındadır kökü,
    Bedreddin gibi taşır yükü,
    yatar Bursa kalesinde.

    Yüreği delinip batmadan,
    şarkısı tükenip bitmeden,
    cennetini kaybetmeden,
    yatar Bursa kalesinde
    Akın var
    güneşe akın!
    Güneşi zaptedeceğiz
    güneşin zaptı yakın!

  • Recep Tayyip Erdoğan

    28.12.2005 - 14:05

    gereksiz insan başlığına bakılabilir,büyük puntolarla ismi ve soyismi yazıyor orda,birkesim için gereksiz değersiz olan biri sermaye sınıfı için imf için abd için çokta gerekli olabiliyor,oyüzden gerekliler başlığınada not düşmek gerekiyor demekki,gereksizlik bir hiçlik anlamıda taşır, cansız ruhsuz dünyaya ruh katacak,değerler üretecek bir konumdada değil,, nesnelere yüklediğimiz anlamda burda belirleyici, ometanın üretimini ihracını kim yapıyor, kim pazalıyor,,,emperyalizm ve işbirlikçi burjuvazi,tayyip gider mumcu gelir..sermaye düzeni mgk diktası sürer gider, kendini bu döngü tekrarlar taki nereye kadar.,emperyalizmi ülkeden-bölgeden kovana kadar..

  • 19 aralık 2000

    28.12.2005 - 13:25

    19 Aralık 2000... Türkiye’nin 20 cezaevine yapılan katliam saldırısında kurşunlara bedenlerini siper eden 28 devrimci tutsak şehit düştü. 19 Aralık katliam saldırısıyla birlikte açılan F Tiplerinde ve dışarıda 120 devrimci ölüm orucunda ölümsüzleşti. Faşist rejim, F Tipi zindanlarda hücre-tecrit zulmünü sürdürüyor. 19 Aralık katliamını planlayanlar ve tutsakları diri diri yakanlar yargı önüne çıkarılmıyor.
    Kadıköy'de 5 bin kişi tarafından, tecrit, devlet terörü ve anti-demokratik uygulamalara karşı yapılan miting ile, hem 5. yıldönümündeki 19 Aralık katliamı lanetlendi, hem de can bedeli gösterilen direniş selamlandı.

    Saat 11:00'de Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde toplanmaya başlayan eylemciler miting alanına kortejler oluşturup, yürüyüşle geldiler. Kortejlerin en önünde imzasız olan “19 Aralık Katliamının Sorumluları Cezalandırılsın – Tecrit Kaldırılsın – F Tipleri Kapatılsın – Tüm Anti-Demokratik Yasalar İptal Edilsin – MİT MGK JİTEM Dağıtılsın” ve “19 Aralık, Şemdinli, Yüksekova'nın Sorumlusu Devlettir. Hesap Soralım” pankartları taşındı.

    Miting, tüm kortejler alan girdikten sonra saat 13:30'da yapılan saygı duruşu ile başladı. Önce mitingi düzenleyen kurumlar adına ortak bir metin okundu. Metinde, 19 Aralık katliamının 5. yıldönümünün CIA'in gizli cezaevleri ve Şemdinli ile emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin devlet terörünün ayyuka çıktığı, yeni Terörle Mücadele Yasa Tasarısı ile saldırıların yoğunlaştığı bir döneme denk geldiği anlatıldı. Devletin açık açık yaptığı 19 Aralık katliamı ile “Bana karşı çıkan herkesi yakar, bombalarım” mesajı verdiği fakat, teknoloji harikası modern silahlarının devrimci iradeye çarptığı söylendi. Ortak açıklamada ayrıca, devrimci tutsaklara yönelik Buca, Diyarbakır, Ümraniye, Burdur, Ulucanlar katliamlarının düzenleyicileri ile emekçi halklara yönelik Çorum, Maraş, Hakkari/Şemdinli katliamlarını düzenleyenlerin farklı kişiler olmadığı vurgulandı.
    Ortak açıklamadan sonra Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Birliği (TUYAB) adına Güzel ana söz aldı. Güzel ana konuşmasına “F tiplerini çocuklarımız, ilk sokuldukları anda parçalıdılar” diyerek başladı. Konuşmasında devrimin mutlaka gerçekleşeceğine vurgu yapan Güzel ana, bunu engellemek isteyenlerin katliamlar düzenleyerek isteklerine ulaşamayacaklarını, devrimi durdurmak istiyorlarsa, gökyüzünden yıldızları indirip, güneşi söndürmeleri gerektiğini söyledi.
    “Sistem oluşturduğu sistemi yaşatacak tipler yaratmak istiyor. Bunun için cezaevlerindeki insanları kişiliksizleştirmeyi, tek tipleştirmeyi, kendine yabancılaştırmayı önüne hedef olarak koydu. Devlet özellikle cezaevleri şahsında tüm toplumsal dinamikleri etkisizleştirmeyi hedefliyor” denildi.
    Grup Şiar'ın verdiği kısa bir dinletiden sonra kürsüye 19 Aralığ'ı yaşayan Ölüm Orucu gazisi Tekin Yıldız çağrıldı. Konuşmasına, “Beni 19 katliamını yaşayan sıfatı ile çağırdılar ama katliamı yaşayan olarak sadece tutsakları sayarsak, saldırının kapsamını daraltmış oluruz” diyerek başlayan Yıldız kısa bir konuşmanın ardından günün anlamına uygun bir şiir okuyarak sahneyi terk etti. Tekin Yıldız'dan başka katliamı yaşayan Ölüm Orucu gazilerinden Eyüphan Başar'a da söz verildi. Başar konuşmasında, “Bu katliamlar devlet tarafından yargılanmayacak fakat, bunlar işçi ve emekçilerin kafasında yargılandı, cezalandırılması da bir gün yapılacak” dedi.
    TMY Tasarısı Karşıtı Birlik ve ÇHD adına da konuşmaların yapıldığı miting Grup Vardiya'nın söylediği kavga şarkıları ile son buldu.
    .

  • kapitalizm

    28.12.2005 - 13:01

    daha da vahimi şimdi tartışma konusu komünizm olsa binbir daldan atlayacak iğrenç aşağılık karalama ve hakaret saldırısı yapacak bitakım unsurlar,içinde yasadıkları düzenden ve kapitalizmden habersiz,ya bilmiyorlar,yada bilmemezlikten geliyorlar,bilseler zaten antikomünist değil anti emperyalist olurlardı.çağımızdaki iki aana kutup ve ideolojide kapitalizm ve sosyalizm, kapitalizmin-en yüksek aşaması emperyalizmin yeryüzünden silinmesiyle insanlığın ve üretici güçlerin önündeki engeller yıkılmış insanlık akarsuyuna taşınmış olacak.. milliyetçilik ırkçılık faşizm bunlar emperyalizmin-kapitalizmin olgularıdır,eğer emperyalist-kapitalist yok edilirse dünyada ne hitler ne bush nede evren olacak,ne savaslar ne yıkımlar olacak.. insanlığın önündeki en büyük düşman emperyalist kapitalizmdir..kapitalizm serbest piyasa kapitalizm savas kapitalizm yagma kapitalizm açlık kapitalizm yıkım,kapitalizmi yıkın..ya barbarlık ya sosyalizm

  • Suat Parlar

    28.12.2005 - 12:25

    incelenmesi,kitaplarının okunması gereken önemli yazarlarımızdan,,

  • sscb bayrağı

    28.12.2005 - 12:22

    ne güzel, yaşasın orak çekiç yıldız..

  • sscb

    28.12.2005 - 12:20

    insanlığın en ileri kalesi,dünyanın ilk proleterya devleti..sömürücü sınıfların ve barbarların iktidarına son veren ekim sosyalist devrimiyle kurulmuş ülke..g. yorumun bütün dünya halklar kardeştir şarkısındada şu şekilde geçiyor..şafağın ilk sahibi biz olmuşken,kopardılar herşeyi ellerimizden bir kez daha gürleyecek halklarımız sovyetler sovyetler ufukta,sovyetlerden selam dostlara..

  • sosyal faşist

    28.12.2005 - 12:11

    kızılelma koalisyonu içinde yeralan sol milliyetçilere ulusalcılara verilen isim,örnek add türk solu,bazen şovenist ve sosyal şovenistlede eşanlamlı olarakta kullanılabilir..

  • estetik

    28.12.2005 - 06:03

    estetik sanattan felsefeye toplum doğa ve evrenle kurduğumuz bütün ilşkilerin ölçütü

  • ülkü ocakları

    28.12.2005 - 05:16

    Peki Bunlar Kim?
    Bunlar; Almanya'daki Nazizmin, İtalya'daki Faşizmin, İspanya'daki Falanjizmin yani bir bütün halinde 'ırkçı' dünya görüşünün ülkemizdeki yansımasıdır.
    Bunlar; ülkemizdeki onlarca katliamın, Maraşların, Çorumların, Bayazıtlerin, Bahçelievlerin failleridir.
    Bunlar; hakkını arayan emekçiler, öğrenciler karşısında kurt sermaye karşısında 'kuzu'dur.
    Bunlar; iktidardayken ABD ile İsrail ile müttefik olanlardır.
    Bunlar; zalimin yandaşı, mazlumun düşmanıdır.
    Bunlar; kendilerine 'ülkücü' diyen, ancak insanlık adına hiçbir hayırlı ülküye sahip olmayan 'ırkçı' faşistlerdir...
    Bizim için BÜTÜN DÜNYA HALKLARI KARDEŞTİR ve hiçbiri diğerinden üstün değildir. Üstün olan tek şey emektir. Çünkü insanlık ırkların değil, emeğin mücadelesi ve yarattıkları ile ilerlemektedir.

  • korkut boratav

    28.12.2005 - 04:19

    sevgili hocam, hocaların hocası seni anlamak ve anlatmak gerekiyor,

    Korkut Boratav 1935'te Konya'da doğdu. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1960 sonunda Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne maliye asistanı olarak girdi. 1964'te, aynı fakültede, 'iktisat doktorası'nı tamamladı. 1964-66'da Cambridge Üniversitesi'nde araştırmalar yaptı. 1972'de doçent oldu. 1974'te Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi'nde danışmanlık yaptı. 1980'de Ankara Üniversitesi Senato'sunca profesörlüğe yükseltildi. 1983'te Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nca 1402 sayılı yasaya göre Üniversitedeki görevine son verildi. 1984-1986'da Zimbabwe Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. Danıştay kararıyla yeniden Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne dönen Boratav, bu okuldan 2002'de emekli oldu.

    Boratav'ın Eserleri:

    - Türkiye'de Devletçilik, 1923-1950: İktisadi Düşünceler ve İktisadi Mevzuat, (SBF Maliye Enstitüsü, Türk İktisadi Gelişmesi Araştırma Projesi No. 16, 1962)
    - Kamu Maliyesi ve Gelir Dağılımı: Kavramlar ve Metod Meseleleri (SBF, Doktora tezi, 1965)
    - Gelir Dağılımı: Kapitalist Sistemde, Sosyalist Sistemde, Türkiye'de (Gerçek 100 Soruda dizisi, 1969)
    - Sosyalist Planlamada Gelişmeler (SBF, Savaş, 1974)
    - Türkiye'de Devletçilik (ilk baskı 100 Soruda dizisi Gerçek, 2. baskı Savaş, 1974)
    - Uluslararası Sömürü ve Türkiye (YSE İş Sendikası Temel Eğitim Dizisi, 1979)
    - Tarımsal Yapılar ve Kapitalizm (SBF, İletişim, 1980; 2. Baskı, Birikim Yayınları; 3. Baskı, İmge Kitabevi Yayınları, 2004)
    - İktisat Politikaları ve Bölüşüm Sorunları: Seçme Yazılar (Belge, 1983)
    - Krizin Gelişimi ve Türkiye'nin Alternatif Sorunu (Ş. Pamuk ve Ç. Keyder ile birlikte, Kaynak, 1984)
    - Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı için Konut Sektörü ve Politikaları Üzerine Bir Model Önerisi (H. Ersel ve Y. Kepenek ile birlikte, Kent Koop. 1984)
    - Die türkische Wirtschaft im 20. Jahrhundert: 1908-1980 (Dagyeli Verlag, Türkiye İktisat Tarihi'nin çevirisi, 1987)
    - Stabilization and Adjustment Policies and Programmes-Country Study 5: Turkey (WIDER, 1987)
    - Türkiye İktisat Tarihi: 1908-1985 (Gerçek Yayınevi, 1988; Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş 7. baskı, İmge Kitabevi Yayınları, 2003, 2004)
    - İktisat ve Siyaset Üzerine Aykırı Yazılar (BDS, 1988)
    - 1980'li Yıllarda Sosyal Sınıflar ve Bölüşüm (Gerçek Yayınevi, 1991)
    - Türkiye'de Sanayileşmenin Yeni Boyutları ve KİT'ler (Editör, Ergun Türkcan ile birlikte, Tarih Vakfı/Yurt Yayınları, 1993)
    - İstanbul ve Anadolu'dan Sınıf Profilleri (Tarih Vakfı/Yurt Yayınları, 1995; İmge Kitabevi Yayınları, 2004)
    - Türk KİT Sisteminin İktisadi Değerlendirmesi, Araştırma Raporu (Y. Kepenek, E. Taymaz, T. Bali, N. İ. Ertuğrul ve M. Candan ile birlikte, KİGEM ve Friedrich Ebert Vakfı, 1998)
    - Yeni Dünya Düzeni Nereye? (İmge Kitabevi Yayınları, 2000, 2004)
    - Küreselleşme Emperyalizm, Yerelcilik, İşçi Sınıfı (E. A. Tonak, O. Türel, C. Somel, T. Şengül, H. Arslan ile birlikte, İmge Kitabevi Yayınları, 2000, 2004)
    - Türkiye Ekonomisinin Son Durumu (Türkiye Bilimler Akademisi Forumu, No. 10, 2002) .

  • kahramanmaraş olayları

    28.12.2005 - 04:11

    İşçi sınıfının hâkim olduğu kentlerde tüm çabasına rağmen tutunamayan MHP’nin örgütlenmesini, sermayenin tekelleşmesi karşısında tükenen küçük-burjuvazinin hâkim olduğu Anadolu kent ve kasabalarına kaydırması tesadüf değildir. Bunun altında, kapitalist gelişmenin sıçramalı temposu daha geri olan bu bölgeleri sarsması ve sermayenin tekelleşmesi ve mali-sermayenin her sektörü ahtapot gibi sarması karşısında küçük-burjuva kentli ve köylü sınıfların yıkıma uğrayarak umutsuzluğa kapılması yatıyordu. Tekelci sermaye karşısında tükenen ve yükselen devrimci mücadele ile huzuru kaçan küçük-burjuva yığınlar, devletin sıcak kollarına kendilerini bırakıp kredi imkânlarından yararlanarak düzen ve istikrar içinde yaşamayı arzulamaktaydılar. Unutmamak gerekiyor ki, “düzen” küçük-burjuvazinin amentüsüdür! İstikrarsızlık ve “düzensizlik” küçük-burjuva yığınlar için küçük mülklerini hepten kaybederek tükenebilecekleri korkulu süreçlerdir.

    Faşizm, küçük-burjuva ve işsiz-güçsüz lümpen kitlelere yaşadıklarının sorumlusunun “komünizm” (yani yükselen devrimci işçi hareketi) olduğunu söyleyerek düzen ve istikrar vaat etmekteydi. Bir taraftan da tıpkı Maraş’ta olduğu gibi mezhepsel farklıkları kaşıyarak Alevilere ve devrimcilere karşı gerici kitleleri; “komünistler camiyi yaktı”, “Aleviler camiye bomba attı”, “komünistler ve Aleviler silahlanıyorlar” yalanlarıyla galeyana getirerek harekete geçiriyordu. 3 Eylül 1978’de Sivas’ta başlayan katliam ve yağmada gerici kitlenin, “dinsizleri yok edersek malları bize kalacak” sözleri, faşist hareketin nasıl bir zemine oynadığını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.

    Maraş olayları, faşist karşı-devrimci hareketin en kanlı girişimlerinden biri değildi sadece, aynı zamanda 1980 darbesine giden sürecin önemli bir basamağıydı da. O güne kadar faşist hareketin durmaksızın tekrarladığı “sıkıyönetim ilan edilmeli ve askerler sokağa çıkarak devlete sahip çıkmalı” söylemi böylece bir gerçeğe dönüşüyordu. Devam eden günlerde CHP hükümeti ve onun başındaki “Karaoğlan” Ecevit, 13 ilde sıkıyönetim ilan edecek ve bilahare sıkıyönetim tüm Türkiye ölçeğine yayılarak ‘80 faşist darbesiyle pekişecekti.

  • kahramanmaraş olayları

    28.12.2005 - 04:09

    Bundan tam 20 yıl önce 1978 Aralığının son günlerine gelinirken Maraş'da MHP'li faşist milislerin gerçekleştirdiği katliamda 111 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmış ve yüzlerce ev, işyeri yakılmış, yıkılmıştır.
    Olaylar, ne bir rastlantı, ne de 'halkın galeyana gelmesi' sonucu olmuştur. Olaylar aylar öncesinden planlanmış ve alanlar belirlenmiştir. Yer Malatya'dır, Erzincan'dır, Çorum' dur, Maraş'tır. Amaç, kitlelerin hızla politize olduğu bir ortamda gelişen devrimci mücadeleyi durdurmaktır.
    19 Aralık 1978 günü Maraş'ta faşistlerin propaganda aracı haline gelen Cüneyt Arkın' ın 'Güneş Ne Zaman Doğacak' filminin gösterildiği Çiçek Sinemasının, Ökkeş Kenger ve birkaç faşist tarafından bombalanmasıyla olaylar gelişmeye başlamıştır.
    Kendi attıkları bombaya 'misilleme' olarak 21 Aralık günü iki öğretmeni öldüren faşistler, 22 Aralık günü öğretmenlerin cenaze törenine saldırdılar. Bir gün sonra 'Allah adına savaş'a (cihat) çağrılan Maraş köylerinden gelenlerin katılımıyla Maraş katliamı başlatı..Maraş’ta 19 Aralık 1978’de başlayan kanlı saldırılar günlerce sürmüş ve kelimenin gerçek anlamıyla karşı-devrimci güruhun katliam ve yağmasına dönüşmüştü. MHP’nin başını çektiği muhafazakâr, mutaassıp küçük-burjuva ve lümpen kitleler “bugün cihat günüdür, Alevileri öldüren cennete gider”, “komünistleri bırakmayın” sloganları eşliğinde saldırılarını günlerce sürdürmüşlerdi. Saldırılar sonucunda 111 kişi ölmüş, Alevilerin ve solcuların evleri ve işyerleri yakılıp yıkılmış, Alevi nüfusun yüzde 80’i Maraş’ı terk etmişti.

    Esasında Maraş’ta başlayan katliam, Anadolu kentlerinde ve kasabalarında süren bir dizi saldırı ve yağmanın ardından gelmişti. 1978 yılı boyunca faşist hareket, Alevi ve Sünni kökenli nüfusun yoğun olarak yaşadığı kentlerde mezhep ayrılıklarını kışkırtan provokasyonlar düzenlemiş ve birçok yerde çatışmalar çıkmıştı. Türkeş’in 19 Aralık 1978’de İzmir’de Mussolini’den esinlenerek başlattığı “büyük yürüyüş” açıkça iç savaş ilanı anlamına geliyordu ve devam eden günlerde faşist saldırılar her yerde artacak ve kitlesel kıyımlara dönüşecekti

  • emperyalizm

    28.12.2005 - 03:23

    Emperyalizm nedir?
    Emperyalizm en basit anlamıyla ekonomik ve siyasi olarak sömürüdür. Sömürgecilik insanlık tarihi için yeni bir şey değil. Eski zamanlarda, sömürdüğü ülkede asker bulundurarak gerçekleşirken, günümüzde emperyalizmin kültürel boyutundan da bahsetmek gerekir. Askeriyle ve üsleriyle dünyaya yayılan emperyalizm, buna sömürgeci kültürünü egemen kılmayı da eklemiştir. Bugün emperyalizme karşı mücadele sadece askerlerine ve üslerine karşı değil, kültürüne karşı mücadeleyi de beraberinde getirir.
    Emperyalizm sömürüyü kimi zaman çıplak olarak kimi zamansa sinsice gerçekleştirir. ABD'nin kabarık siciline yakın zamanda eklediği ve hâlâ devam etmekte olan Irak işgali emperyalizmin çıplak yüzüdür. İşgali bazen asker göndererek doğrudan desteklese de çoğu zaman gizlice yardım eden Avrupa Birliği emperyalizmi ise sinsidir. İşgale ve sömürüye ortaklığını gizlemek için demokrasi ve insan haklarından bahsetmesi de aynı anlama gelmektedir. Avrupa Birliği emperyalist bir örgüttür ve dünyamızı sinsice sömür-mektedir.
    Irak işgali de göstermektedir ki emperyalizm eski sömürü yöntemlerinden vazgeçmemiştir. Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerin dünyanın çeşitli yerlerinde baskı yoluyla sömürdüğü ülkelerin bulunması da bunu desteklemektedir.
    Bundan 15 yıl öncesine kadar emperyalizmin rahatını Sovyetler Birliği bozmaktaydı. Sosyalist ülkelerin varlığında istediği gibi at oynatamayan emperyalizm, hep sinsiydi. Bugün ise sosyalizmin yokluğundan güç alarak daha rahat davranmaktadır. Çoğu zaman yaptığı baskı ve sömürüyü gizlemeye bile ihtiyaç duymamaktadır. Ama bu, emperyalizmin rahatını kaçıracakların dünya üzerinden silindiği anlamına gelmiyor.
    Bugün bu onurlu ve zor görev dünyanın tüm yurtseverlerine düşmektedir. Bugün bunun başlangıç noktası biri dünyanın öbür ucundaki bir kıtadaki kardeş ülkeler Küba ve Venezuela, diğeri yanı başımızdaki Iraklı direnişçilerle dayanışmaktadır. İşimiz dayanışmayla bitmemekte, asıl iş ülkemizi ve dünyayı emperyalizme dar etmektir.

  • emperyalizm

    28.12.2005 - 03:05

    Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Emperyalizm
    V.i. Lenin Sosyalist Teori Kitaplığı Dizisi;
    “Tekeller, oligarşi, özgürlük tutkusu yerine egemenlik tutkusu, giderek artan sayıda küçük veya güçsüz ulusun, en zengin ve en güçlü birkaç ulus tarafından sömürülmesi; bütün bunlar, emperyalizmin, onu asalak ve çürümeye yüz tutmuş kapitalizm olarak tanımlamamıza neden olan özelliklerini yaratmıştır. Burjuvazisinin, sermaye ihracı gelirleriyle ve “kupon keserek” giderek artan ölçüde yaşadığı “rantiye devletin”, tefeci devletin kuruluşu, emperyalizmin gün geçtikçe ete kemiğe bürünen bir eğilimi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çürüme eğiliminin, kapitalizmin hızla büyümesini dıştaladığına inanmak bir hata olur; durum kesinlikle böyle değildir. Emperyalizm çağında belirli sanayi dalları, burjuvazinin belirli tabakaları ve belirli ülkeler, bu eğilimlerden kâh birini, kâh ötekini, şu ya da bu ölçüde gösterir. Genel olarak kapitalizm, geçmişe göre çok daha hızlı büyür. Fakat bu büyüme, yalnızca genelde giderek bir dengesizlik kazanmakla kalmamaktadır. Bu dengesizlik, sermaye gücü en yüksek ülkelerin (İngiltere) çürümesinde kendisini özellikle gösterir.”

  • devrimci

    26.12.2005 - 03:07

    eskiyi çürüyeni,geri olan yapıyı daha ileri bir tarzda asmaya çalışan ömrünü doldurmuş toplumsal ve politik sistemi yenisiyle- değiştirmeye çalışan bunun için nesnel yapıya uygun program politik eylem hattı belirleyen kişi ve hareketlere devrimci denir..k.marks derki tarihin lokomotifi, tarihi ilerleten güç devrimlerdir. yitik bir ülkeyi korumak değil,yeniden kurulacak bir üleyi aşkla örmeye benzer devrimci olmak

  • devrim

    26.12.2005 - 03:05

    şimdi herşey dolu dizgin şimdi herşey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi..yaşasın devrim yaşasın sosyalizm

  • komünizm

    26.12.2005 - 02:52

    otoritesiz yasayacagimizida kim çıkardı, kapitalizme ve fasizme karşı proleterya diktatörlüğü bayrağını dalgalandırmadan, demekki, bu ülkeyi terketmesi gerekenler bu vatanın gerçek sahipleri degil, bu ülkede sosyalizmi kuracak, renk renk çiçek bahçesini oluşturacak emek ve demokrasi güçleri değil, bir avuç sömürücü ve faşistlerdir, ya sev ya terket,biz sizede insanlığı ve sevmeyi öğretecegiz

  • emperyalizm

    26.12.2005 - 01:58

    emperyalizmin bir sistem olarak çöktükten sonra yerine geçecek sosyalizmin yıkıntıları üstünde yükseleeği mali sermayenin ve tekellerin egemenlik çağı,

  • emperyalizm

    26.12.2005 - 01:55

    Lenin emperyalizmi can çekişen kapitalizm diye niteledi. Niçin Çünkü emperyalizm, kapitalizmin çelişkilerini, onun ötesinde devrimin başladığı en yüksek seviyeye, en uç sınıra vardırır da ondan. Bu çelişkiler arasında en önemlileri olarak görülmesi gereken üç çelişki vardır.
    Birinci çelişki, emek ile sermaye arasındaki çelişkidir. Emperyalizm, sanayi ülkelerinde, tekelci tröst ve birliklerin, bankaların ve mali oligarşinin mutlak egemenliği demektir. Bu mutlak egemenliğe karşı mücadelede işçi sınıfının alışılmış yöntemlerinin sendikalar ve kooperatifler, parlamenter partiler ve parlamenter mücadele tamamıyla yetersiz kaldığı görülmüştür. Ya kendini sermayenin insafına terkedeceksin, eskisi gibi sürüneceksin ve gittikçe batacaksın, ya da yeni bir silaha sarılacaksın.. işte emperyalizmin proletaryanın muazzam kitleleri önüne koyduğu alternatif budur. Emperyalizm işçi snıfını devrime götürür.
    İkinci çelişki, hammadde kaynaklarını, yabancı toprakları ele geçirme uğruna mücadele eden çeşitli mali gruplar ve emperyalist güçler arasındaki çelişkidir. Emperyalizm, hammadde kaynaklarına sermaye ihracıdır, bu hammadde kaynaklarının tekelci sahipliği için çılgınca mücadeledir, halihazırda paylaşılmış olan dünyanın yeniden paylaşılması uğruna mücadeledir, ellerine geçirmiş olduklarına kene gibi sarılan eski grup ve güçlere karşı, kendilerine 'güneşin altında bir yer' edinmek isteyen yeni mali gruplar ve güçler tarafından özellikle kıyasıya yürütülen bir mücadeledir. Çeşitli kapitalist gruplar arasındaki bu çılgınca mücadelenin dikkate değer yanı, bu mücadelenin emperyalist savaşları, başkalarının topraklarını fethetmek için yapılan savaşları kaçınılmaz bir unsur olarak içermesidir. Bu husus ise, emperyalistlerin birbirlerini karşılıklı olarak zayıflatmasına, genel olarak kapitalizmin pozisyonunun zayıflamasına, proleter devrim saatinin yakınlaşmasına ve bu devrimin pratik bir zorunluluk haline gelmesine yol açması bakımından dikkate değerdir.
    Üçüncü çelişki, bir avuç hakim,uygar ulus ile dünyanın yüzlerce milyon sömürge ve bağımlı halkları arasındaki çelişkidir. Emperyalizm, muazzam sömürgelerde ve bağımlı ülkelerde yaşayan, sayıları
    yüzlerce milyona varan halkların en utanmazca sömürülmesi ve onlara en insanlık dışı zulüm demektir. Bu sömürünün ve bu zulmün amacı, aşırı kâr* sızdırmaktır. Fakat emperyalizm, bu ülkeleri sömürürken, buralarda demiryolları, fabrikalar ve işletmeler inşa etmek, sanayi ve ticaret merkezleri kurmak zorundadır. Bir proletarya sınıfının ortaya çıkması, yerli aydınların oluşması, milli öz bilincin uyanması, kurtuluş hareketinin güçlenmesi bunlar bu politikanın kaçınılmaz sonuçlarıdır. Devrimci hareketin istisnasız tüm sömürgelerde ve bağımlı ülkelerde güçlenmesi bu olguyu açıkça kanıtlamaktadır. bu husus proletarya açısından, sömürgeleri ve bağımlı ülkeleri emperyalizmin yedeklerinden, proleter devrimin yedeklerine dönüştürerek kapitalizmin mevzilerini kökünden mayınladığı için önemlidir.

  • anarşizm

    26.12.2005 - 01:42

    Bazı kişiler, marksizmin ve anarşizmin aynı ilkelere dayandığını ve aralarındaki anlaşmazlıkların yalnızca taktiklere ilişkin olduğunu sanırlar, öyle ki, bu kişilerin görüşüne göre, bir eğilimi diğerinin karşısına çıkartmak yanlıştır.
    .
    Mesele şudur ki, marksizm ve anarşizm, her ikisi de, mücadele arenasına sosyalizm bayrağı altında girmelerine rağmen, bütünüyle farklı ilkeler üzerine kurulmuşlardır. Anarşizmin temel taşı, bireydir. Anarşizmin öğretilerine göre, bireyinkurtuluşu, yığınların,kolektif vücudun kurtuluşunun baş koşuludur. Anarşizmin öğretilerine göre, birey kurtulmadıkça, yığınların kurtulması olanaksızdır. Buna uygun olarak, sloganı, 'Her şey birey için'dir. Oysa marksizmin temel taşı yığınlardır. Marksizmin öğretilerine göre, yığınların kurtuluşu, bireyin kurtuluşunun baş koşuludur. Yani, marksizmin öğretilerine göre, yığınlar kurtulmadıkça, bireyin kurtulması olanaksızdır. Buna uygun olarak, sloganı,Her şey yığınlar içindir.
    Açıktır ki, burada, sadece taktikler üzerine anlaşmazlık değil, biri diğerini reddeden iki ilke bulunmaktadır.

    ,

  • leon troçki

    25.12.2005 - 06:11

    Troçki dünya nesnelliğindeki olayları görmezden gelip hayaller peşinde koşmuş ve bunun bedelini ödemiştir.Örnek mi.Sosyalist devrimin ilk kalkınma hamlesinden sonra devlet aygıtının parçalanmasını ve sınıfların tamemen ortadan kaldırılmasını savunmuştur.Böyle bi şey mümkün değildi.Çünkü karşında devlet aygıtını çok etkili biçimde kullanan kapitalist blok var Ve sosyalist devlet bu noktada çok büyük rol oynamaktadır.Sovyetlerde sınıfların tamamen ortadan kalkması pratikte mümkün olmayan bir şeydir.Çünkü sovyetler de yaşanan komünizm değil proletreya diktatörlüğüdür.Troçki son yıllarında o kadar saçma sapan şeyler söyledi ki.Bunlardan birisi de ikinci dünya avaşında sovyetlerin yenilmesinin sosyalizm için faydalı olacağını savunmasıydı.Hatırlayın sosyalist blok çöktüğünde buna en çok sevinenlerin başında kapitalistlerle birlikte troçkistler geliyordu.Bunun için troçkizm sovyetlere ve staline yöneltilen haksız suçlamalar konusunda kapitalizmin elinde bir oyuncak ve argüman haline gelmiştir.Sosyalistler bu noktadan hareketle troçki yi değil stalin i ve sovyetleri sahiplenmelidir.

Toplam 81 mesaj bulundu