Aslında 'dahi' anlamına gelen 'de' bağlacını ayrı yazıp, yazmamanın - ki bütün imla kuralları insan yapısı değil mi - yeteneklilik veya yeteneksizlikle ilgisi yoktur.
Kelimeler atomların biz sıradan insanların gözüne görünmesinden ibaret. Hayatın çelişkilerini ancak onlar taşır. Ruhlarımızın yapıtaşlarıdır; kim demiş ruhlar bölünmez diye. Öyle kelimeler var ki ruhlarımızı milyonlarca parçaya böler de belki bir mavi ve gülümser kelime bütünleştirir hayatımızı. Kelime dediysem en geniş anlamıyla kelimedir. Kaçak bir bakış, yıkıcı bir terk ediş, üzerinize üzerinize gelen mavi ışıklar hayatınızın şifrelerini taşıyan kelimelerdir. Önce kelam vardı ve kelamı ancak kelimeler taşır. Bizse ebleh sarsıntıların arasından bütün binalar üzerimize yıkılmadan geniş bir düzlüğe kaçabilirsek ne mutlu!
Yazmak öyle istila etmeli ki sefil bünyeni kanatlandırıp, bu buz gibi renksiz köhne, kahpe, kalleş dünyanın ortasında, merkezinde kelimelerle cisimleşen geniş bir vaha doğmalı, oraya kaçıp kurtulmalısın içindeki sahte senden... Okumak gerçek bir ölüm gibi olmalı. Herşeyin sahtelendiği bu acaip, garip, perdeli ve gerçek bir ölümün galiba en büyük nimet olduğu dünyada yazmak aklın en delikanlı ve sakin duruşu olmalı.
Öyle yazmalı ki insan, yazı yazı olmamalı, başka bir şey olmalı. Üzerine satır sihri kokusu sinmiş kelimeler yazarken senin başını döndürmeli. 'Unutma, bu yolun sonu yok! '
Meselen varsa yazarsın. Yoksa yazmak meselendir. Mesele, yoldaki taşı kaldırmak değildir. Öyle yaz ki taş da kaybolsun, yol da. Öyle yaz ki, içindeki müziği duymayan kalmasın. Duyamayanlar mı? Okumayı onlar da sökecek veya sökmeyecek; senin meselen değil.
Yazmak ki ruhun bütün varlığını bu köhne dünyaya yedirmesi. Yazmak ki ciğerden kan sökesi... Yazmak ki bir şaman temposuyla uzun, çok uzun bir koşunun ayak sesleri... Yazmak ki acı gerçekten, perdelerin ardındaki gerçeğe kaçmak. Bir yazmak ki... Öylesi görülmemiş olsun... Ya başarmak, ya yüksek yerlerden boşluğa uçmak... Acıtıcı, kanatıcı, bir satırla büyüleyip, uyuyan halleri ayaklandırıcı... Bir yazmak, bir yazmak, bir yazmak. Hiç usanmamak. Bir gün kimlik kartına yazılası...
Nostradamus çok atmış az da olsa tutturmuş olabilir. Mesele, eşyanın pek çok farklı açıdan okunabilmesidir. Yani geleceğe dair ne uydurursanız uydurun, birileri gelip, pekâlâ onu tersinden okuyup, sizi büyük kahin ilan edebilir. Ama meselenin bir de 'aynalar dünyası' boyutu var. Dünya, isimlerin yansıdığı aynalardır. Ve bu aynalar 'sır'lı aynalardır. Bir boyut olup, olmadığı tartışılan ZAMAN, bu aynaların köşeleridir. Gören gözler, görmesini öğrendikleri zaman geçmiş, şimdi ve geleceğin ancak eşyanın köşelerini oluşturduğunu fark edeceklerdir. Ve en büyük sır da aynalarda değil, bu aynalardaki görüntüleri yorumlayan insandadır.
Nostradamus'u anlamak kolay değil. Önce Şeyh-ül Ekber Muhyiddin-i Arabî'yi anlamalısınız. Sonra vahdetül vücud, vahdetüş Şuhut ve yeni ve batılı tanımlamayla 'matrix'i anlamalısınız. Sonra kabaca quantum felsefesi ve kaos teorisini harmanlamak gerekiyor. Ruhun dünyasını ve emir alemi sınırlarını kurcalayamıyorsanız bu işlere bulaşmayın.
Ressam bir dönmedir. Resimdeki terbiyeci 'efendi'leri, 'kamlumbağalar' da masum milleti temsil eder. Olabilir mi? Sembollerle konuşmayı pek seven gizemli bir kabile söz konusuysa neden olmasın? Bkz. Özsoy (Ozsoy) Operası
Türban kelimesi 1980'lerde iri basın tarafından yaygınlaştırıldı. Başörtüsü halkın kullandığı bir tabirken türban, burada 'öteki'leştirmek için kullanılıyor. Kim kimin 'öteki'si halk karar verir.
Kopyala yapıştır tekniğine karşıyım ama bu istisna olsun çünkü önemli, 'egoizm' sanılan bir ruh halini gösteriyor:
Necip Fazıl'daki yüksek ve büyük benlik algısını 'bencillik' ya da 'özseverlik' sanacak ve bu sanısının üzerine saçmasapan yargılar inşa edecek kadar alçak ve küçük bir bakış açısı var Bedirhan Toprak'ın. Dolayısıyla Ali K. Metin'in şu cümlelerini anlayabileceğini sanmıyorum:
'Necip Fazıl'ın şiiri genelde ben-merkezli bir yapıya sahiptir. 'Ben', aslında insan oluşun, başka bir deyişle varoluşun temelidir. İnsanın kendini bilmeden hayatı ve hakikati bilme iddiasında bulunması tek kelimeyle garip olur. Kendine yabancılaşmış insan, olsa olsa birtakım yanılsamalarla meşgul ve mutlu olma çabası içersindedir denebilir. Necip Fazıl'da ben-merkezlilik egosantrik bir şey olmayıp bir çeşit öznelcilik olarak anlaşılmalıdır. Fakat bunu da Ahmet Hâşim'in, daha doğrusu modernizmin bireyselliğinden ayırmak gerekir. Modernizmin bireyi kendisini mutlaklaştıran bir öznelcilikle tezahür eder. Oysa Necip Fazıl'da böyle bir mutlaklaştırmadan söz edilemez. Ondaki âdeta hakikat ve varoluş kaygısıyla mayalanmış bir 'ben'dir.' (Kökler 6, s. 68)
Google, Hotbot, Yahoo, Altavista vb arama motorlarının yardımlarına başvurmayacağıma... Kopyala, yapıştır tekniğine asla yanaşmayacağıma... Ne geliyorsa içimden, ancak onu yazacağıma... Başkalarının ilgisini çekmek, kendimi ispatlamak, ha ...
film replikleri
22.02.2005 - 16:14'yapıyosun yapıyosun özür diliyosun'
Marla Singer - Dövüş Kulübü
okunası dergiler
22.02.2005 - 14:422023 Dergisi
yetenek
22.02.2005 - 14:27Meselâ e. e. cummings... bütün majiskülleri miniskül yazardı. (majiskül: büyük harf, miniskül: tersi)
yetenek
22.02.2005 - 14:26Aslında 'dahi' anlamına gelen 'de' bağlacını ayrı yazıp, yazmamanın - ki bütün imla kuralları insan yapısı değil mi - yeteneklilik veya yeteneksizlikle ilgisi yoktur.
osmanlı imparatorluğu
22.02.2005 - 14:23Er geç,
Bir gün,
yenilenerek yeniden...
Çünkü dünyanın buna ihtiyacı var. Dünyanın yoksa bile bizim buna ihtiyacımız var.
necip fazıl kısakürek
22.02.2005 - 14:21Necip Fazıl'ın dar anlamda bir siyasî görüşü yoktur; hayatî görüşü, hayatı görüşü vardır.
yetenek
22.02.2005 - 14:17'Dahi' anlamına gelen 'de'leri ayrı yazmak bir yetenektir.
yazmak
20.01.2005 - 02:04Kelimeler atomların biz sıradan insanların gözüne görünmesinden ibaret. Hayatın çelişkilerini ancak onlar taşır. Ruhlarımızın yapıtaşlarıdır; kim demiş ruhlar bölünmez diye. Öyle kelimeler var ki ruhlarımızı milyonlarca parçaya böler de belki bir mavi ve gülümser kelime bütünleştirir hayatımızı. Kelime dediysem en geniş anlamıyla kelimedir. Kaçak bir bakış, yıkıcı bir terk ediş, üzerinize üzerinize gelen mavi ışıklar hayatınızın şifrelerini taşıyan kelimelerdir. Önce kelam vardı ve kelamı ancak kelimeler taşır. Bizse ebleh sarsıntıların arasından bütün binalar üzerimize yıkılmadan geniş bir düzlüğe kaçabilirsek ne mutlu!
yazmak
20.01.2005 - 01:47Yazmak öyle istila etmeli ki sefil bünyeni kanatlandırıp, bu buz gibi renksiz köhne, kahpe, kalleş dünyanın ortasında, merkezinde kelimelerle cisimleşen geniş bir vaha doğmalı, oraya kaçıp kurtulmalısın içindeki sahte senden... Okumak gerçek bir ölüm gibi olmalı. Herşeyin sahtelendiği bu acaip, garip, perdeli ve gerçek bir ölümün galiba en büyük nimet olduğu dünyada yazmak aklın en delikanlı ve sakin duruşu olmalı.
şiir
20.01.2005 - 01:39Ameliyat olacak hastaya gerçek şiir okunmalı.
yazmak
20.01.2005 - 01:38Öyle yazmalı ki insan, yazı yazı olmamalı, başka bir şey olmalı. Üzerine satır sihri kokusu sinmiş kelimeler yazarken senin başını döndürmeli. 'Unutma, bu yolun sonu yok! '
dünya küçük
20.01.2005 - 01:36Evet, dünya kafalarımız kadar küçük. Yahut kafalarımız kadar büyük! Hepsi orda, kafalarımızın içinde.
yazmak
20.01.2005 - 01:35Meselen varsa yazarsın. Yoksa yazmak meselendir. Mesele, yoldaki taşı kaldırmak değildir. Öyle yaz ki taş da kaybolsun, yol da. Öyle yaz ki, içindeki müziği duymayan kalmasın. Duyamayanlar mı? Okumayı onlar da sökecek veya sökmeyecek; senin meselen değil.
yazmak
20.01.2005 - 01:30Yazmak ki ruhun bütün varlığını bu köhne dünyaya yedirmesi. Yazmak ki ciğerden kan sökesi... Yazmak ki bir şaman temposuyla uzun, çok uzun bir koşunun ayak sesleri... Yazmak ki acı gerçekten, perdelerin ardındaki gerçeğe kaçmak. Bir yazmak ki... Öylesi görülmemiş olsun... Ya başarmak, ya yüksek yerlerden boşluğa uçmak... Acıtıcı, kanatıcı, bir satırla büyüleyip, uyuyan halleri ayaklandırıcı... Bir yazmak, bir yazmak, bir yazmak. Hiç usanmamak. Bir gün kimlik kartına yazılası...
müzik
20.01.2005 - 01:23Kalinka. Şu anda o çalıyor.
yalnızlık
18.01.2005 - 12:11Mutlak yalnızlık mümkün değil. O, Allah'a mahsus. Ama 'mutlak'a yakın bir yalnızlık imkan dahilinde. Tabi gücünüz yetiyorsa. Benim yetmiyor.
nostradamus
14.01.2005 - 21:06Nostradamus çok atmış az da olsa tutturmuş olabilir. Mesele, eşyanın pek çok farklı açıdan okunabilmesidir. Yani geleceğe dair ne uydurursanız uydurun, birileri gelip, pekâlâ onu tersinden okuyup, sizi büyük kahin ilan edebilir. Ama meselenin bir de 'aynalar dünyası' boyutu var. Dünya, isimlerin yansıdığı aynalardır. Ve bu aynalar 'sır'lı aynalardır. Bir boyut olup, olmadığı tartışılan ZAMAN, bu aynaların köşeleridir. Gören gözler, görmesini öğrendikleri zaman geçmiş, şimdi ve geleceğin ancak eşyanın köşelerini oluşturduğunu fark edeceklerdir. Ve en büyük sır da aynalarda değil, bu aynalardaki görüntüleri yorumlayan insandadır.
Nostradamus'u anlamak kolay değil. Önce Şeyh-ül Ekber Muhyiddin-i Arabî'yi anlamalısınız. Sonra vahdetül vücud, vahdetüş Şuhut ve yeni ve batılı tanımlamayla 'matrix'i anlamalısınız. Sonra kabaca quantum felsefesi ve kaos teorisini harmanlamak gerekiyor. Ruhun dünyasını ve emir alemi sınırlarını kurcalayamıyorsanız bu işlere bulaşmayın.
bi
14.01.2005 - 20:25Kafkasya'da Bey'e bi denir.
kaplumbağa terbiyecisi
13.01.2005 - 10:27Ressam bir dönmedir. Resimdeki terbiyeci 'efendi'leri, 'kamlumbağalar' da masum milleti temsil eder. Olabilir mi? Sembollerle konuşmayı pek seven gizemli bir kabile söz konusuysa neden olmasın? Bkz. Özsoy (Ozsoy) Operası
türban
12.01.2005 - 10:22Türban kelimesi 1980'lerde iri basın tarafından yaygınlaştırıldı. Başörtüsü halkın kullandığı bir tabirken türban, burada 'öteki'leştirmek için kullanılıyor. Kim kimin 'öteki'si halk karar verir.
adolf hitler
12.01.2005 - 10:18Kürsüydeyken her zaman 'penal ereksiyon' halindedir. Heyecandan olsa gerek. Etrafta müdahale için her zaman doktor bulunur.
necip fazıl kısakürek
11.01.2005 - 17:53Kopyala yapıştır tekniğine karşıyım ama bu istisna olsun çünkü önemli, 'egoizm' sanılan bir ruh halini gösteriyor:
Necip Fazıl'daki yüksek ve büyük benlik algısını 'bencillik' ya da 'özseverlik' sanacak ve bu sanısının üzerine saçmasapan yargılar inşa edecek kadar alçak ve küçük bir bakış açısı var Bedirhan Toprak'ın. Dolayısıyla Ali K. Metin'in şu cümlelerini anlayabileceğini sanmıyorum:
'Necip Fazıl'ın şiiri genelde ben-merkezli bir yapıya sahiptir. 'Ben', aslında insan oluşun, başka bir deyişle varoluşun temelidir. İnsanın kendini bilmeden hayatı ve hakikati bilme iddiasında bulunması tek kelimeyle garip olur. Kendine yabancılaşmış insan, olsa olsa birtakım yanılsamalarla meşgul ve mutlu olma çabası içersindedir denebilir. Necip Fazıl'da ben-merkezlilik egosantrik bir şey olmayıp bir çeşit öznelcilik olarak anlaşılmalıdır. Fakat bunu da Ahmet Hâşim'in, daha doğrusu modernizmin bireyselliğinden ayırmak gerekir. Modernizmin bireyi kendisini mutlaklaştıran bir öznelcilikle tezahür eder. Oysa Necip Fazıl'da böyle bir mutlaklaştırmadan söz edilemez. Ondaki âdeta hakikat ve varoluş kaygısıyla mayalanmış bir 'ben'dir.' (Kökler 6, s. 68)
İbrahim Kardeş - Yeni Şafak
Tsunami Felaketi
11.01.2005 - 17:05Tsunami, 'sunami' yazılır 'sunami' okunur.
sahtekarlık
11.01.2005 - 16:27Ruh hâlinin yansıdığı davranış çeşididir. Ruhun cinsiyeti olmadığı için sahtekarlığın da cinsiyeti olmaz.
Toplam 100 mesaj bulundu