Neydi bu hissettiğim! Neydi bu yalnızlık boşluk perişanlık duygusu… Nefret miydi etrafımdaki insanlara karşı beslediğim… Yorulmuştum bu duygulardan… Çekip gitmek istiyordum… Ama kendimden kaçabilir miydim?
Sadece birkaç gün olmuştu bu bilinmeyen şehre geleli… Aklım bir karış havadaydı… Hayat sadece eğlence ve aşktı… bu yeni şehirde insanlarda farklıydı… Yabancıydı bana her şey… Ama biri vardı ki… beni etkilemişti… oysa tipimde değildi ama sanırım gülüşündeydi sır…buradakilerden farklıydı…yüreğim ona koşuyordu sanırım…dur diyemedim...nerden bilebilirdim ki o gün dur diyemediğim için bir gün hayatımın değişeceğini…
Bana bir gün nazar boncuğu hediye etmişti…”Gözlerine nazar değmesin diye aldım” dedi… “Gözlerine nazar değmesin”… Kim daha mutlu olabilirdi ki dünyada benden başka… bu çocuk kalbimi çalmıştı..frene basmak için bile geç kalmıştım.. Artık son sürat bu aşka gidiyordum… yaşıyordum bütün hücrelerimle bu aşkı…
Ve bir gün o gitti bu şehirden, bu sıkıcı ve insanlarının farklı olduğu şehirden… Artık o yoktu… ben yalnızdım… o beni bırakıp gitmişti… Ağlamak mıydı acaba yaptığım… Yoksa gözlerim pınar mı olmuştu… dayanabilir miydim… ama nasıl...mümkün müydü…bu acı çekilir miydi? Sonuç intihar mı olmalıydı yoksa her gün mü intihar mı etmeliydi?
Seni “Aşkım” diye severken bir gün “Sebeb-i intiharım” diye seveceğim nerden aklıma gelirdi ki? Kalbime dur diyemediğim için içimdeki benin değişeceğini nerden bilirdim ki… Evet çekip gitmek istiyordum… Ama kendimden kaçabilir miydim?
bazen bir yalnızlık hissi çöker içime, bazen boğazımda düğümlenir tarif edemediğim bişeyler, bazen gözlerim dolar, gözlerim gözyaşlarımdan ağılaşır ve acırken....evet içim acırken hissediyorum...KASVET! ne hakkın var bana hakaret etmey Deniz! ne hakkın var beni acıtmaya....
bir rivayete göre 'genç ve hoş bir adamdan bahsetmenin en lezzetli yoludur elbette.' densede... ben genç ve hoş bir adamdan 'way çıtır' veya 'way yakışıklı' demeyi tercih ederim...
Şefik Can 1326 (1910) senesinde Erzurum'un Tebricik Köyü'nde doğdu. İlkokulu Yıldızeli'nde bitirdi. Daha çocuk yaşda iken babasından Arapça ve Farsça öğrendi. Kuleli Askeri Lisesi'ni 1929'da, Harp Okulu'nu da 1931 senesinde bitirdi. Sonra Millî Savunma Bakanlığı'nın müsaadesi ile, İstanbul Üniversitesi'nde imtihan vererek öğretmenlik ehliyeti aldı ve 1935 senesinde Kuleli Askeri Lisesi'nde Tâhirü'l-Mevlevî (Tahir Olgun) merhumun maiyyetinde stajını tamamlıyarak öğretmenliğe başladı. 1965'de emekli oluncaya kadar, çeşitli askerî okullarda, sivil kolej ve liselerde Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı. Halen Mesnevî çalışmalarına devam etmektedir.
Pazartesi sabahlarından nefret ediyordum… Yine süper bir gece geçirmiştim… Çılgınlar gibi eğlenmiştik… Süper bir parti olmuştu… Yine çok içmiştim… Seviyordum viski/energy karışımını… Kendimi farklı bir âlemde hissetmeme neden oluyordu… Arada bu dünyadan kaçmak gerekiyordu ve alkol bunun için birebirdi… Alkolik olmadığım sürece tehlike yoktu…
Ama erken kalmak ve Deniz Hocanın dersine yetişmek zorundaydım… Süper bir heyketraşdı Deniz Bey... Ona hayrandım açıkçası… Deniz… Adı bile insanı kendine çekiyordu… O denizde yüzmek istiyordum… Ve o Denizi hissetmek… Bugünkü dersde torslarımızı tamamlamamız gerekiyordu… Ben ise aptal torsla uğraşmak istemiyordum… Denizin heykelini yapmak istiyordum… Ellerimle ona şekil vermek istiyordum…
Tanrım yine yaklaşıyor… Bu koku beni benden ediyor… Denizin kokusu… Ve tam o anda;
“bu nasıl bir çalışma böyle… Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz! ” diye azarladı beni... o kadar kişinin ortasında… Rezil oldum… Torsun iyisi nasıl olur ki… İnanamıyorum… Herkes bana bakıyordu sanırım… Görmedim görmekde istemedim… Sınıfı hızla terk ettim… Sinirden ateşler içinde yanıyordum sanki… Deniz hocayla konuşmalıydım… Dersten çıkmasını bekledim… Mutlaka konuşmalıydım…
“pardon hocam girebilir miyim? ”
“tabiî ki…Buyurun lütfen” dedi..
Öyle tatlıydıki… 40’lı yaşlarda, saçları hafif kırlaşmıştı Deniz Hocanın… Bakışlarımdan hiçbişey anlamıyor muydu acaba?
“Hocam özür dilerim ama bana o kadar kişinin arasında davranışınız hoş değildi”
“Lara aklın başka yerde…ilgin yok derse…asıl kızdığım bu…sanat bir yaşam tarzıdır.. ve bu sanata saygı duymayan bir kişinin o sınıfta yeri yok”
“Ama Deniz Hocam ben sizi seviyorum” hayatımın deliliğini yapmıştım. Beni hayatta dersinden geçirmezdi artık... Yüzüme bile bakmazdı belki…
Ama o gülümsedi… İnanamıyordum gülümsemişti... Bu gülümsemeden cesaretle “Ben sizin heykelinizi yapmak istiyorum” dedim…
Ve Denizi yaptımmmm kendi ellerimle… Ona ellerimdeki çamurla bir kezde ben hayat verdim…
Lisedeydim...sıcak bir yazdı...ve 'Deniz' bana yakamozları anlatıyordu..ayışığı ve deniz,....herşey mükemmeldi....'Denize' hayran olmuştum.. yıllar sonra bugün tekrar karşılaştık...ve şuan onu tavlamaya çalışıyorumm..Yıllar sonra konuştuğum an bu hayatın mucizelerine hayran kaldığım an olmuştur..Hayat diğer bütün güzel mucizelerine açığım... bakalım bu hikayenin sonu ne olacak...?
belirsizlik diye birşey yok...birşey belirsizse buna biz neden oluyoruz.aslında bizde de belirli olan şeyi açığa çıkarmaya korkuyoruz... belirsizlikten nefret ediyorumm..
sebeb-i intiharım
15.01.2007 - 16:50Neydi bu hissettiğim! Neydi bu yalnızlık boşluk perişanlık duygusu… Nefret miydi etrafımdaki insanlara karşı beslediğim… Yorulmuştum bu duygulardan… Çekip gitmek istiyordum… Ama kendimden kaçabilir miydim?
Sadece birkaç gün olmuştu bu bilinmeyen şehre geleli… Aklım bir karış havadaydı… Hayat sadece eğlence ve aşktı… bu yeni şehirde insanlarda farklıydı… Yabancıydı bana her şey… Ama biri vardı ki… beni etkilemişti… oysa tipimde değildi ama sanırım gülüşündeydi sır…buradakilerden farklıydı…yüreğim ona koşuyordu sanırım…dur diyemedim...nerden bilebilirdim ki o gün dur diyemediğim için bir gün hayatımın değişeceğini…
Bana bir gün nazar boncuğu hediye etmişti…”Gözlerine nazar değmesin diye aldım” dedi… “Gözlerine nazar değmesin”… Kim daha mutlu olabilirdi ki dünyada benden başka… bu çocuk kalbimi çalmıştı..frene basmak için bile geç kalmıştım.. Artık son sürat bu aşka gidiyordum… yaşıyordum bütün hücrelerimle bu aşkı…
Ve bir gün o gitti bu şehirden, bu sıkıcı ve insanlarının farklı olduğu şehirden… Artık o yoktu… ben yalnızdım… o beni bırakıp gitmişti… Ağlamak mıydı acaba yaptığım… Yoksa gözlerim pınar mı olmuştu… dayanabilir miydim… ama nasıl...mümkün müydü…bu acı çekilir miydi? Sonuç intihar mı olmalıydı yoksa her gün mü intihar mı etmeliydi?
Seni “Aşkım” diye severken bir gün “Sebeb-i intiharım” diye seveceğim nerden aklıma gelirdi ki? Kalbime dur diyemediğim için içimdeki benin değişeceğini nerden bilirdim ki… Evet çekip gitmek istiyordum… Ama kendimden kaçabilir miydim?
kasvet
09.01.2007 - 17:15bazen bir yalnızlık hissi çöker içime, bazen boğazımda düğümlenir tarif edemediğim bişeyler, bazen gözlerim dolar, gözlerim gözyaşlarımdan ağılaşır ve acırken....evet içim acırken hissediyorum...KASVET! ne hakkın var bana hakaret etmey Deniz! ne hakkın var beni acıtmaya....
G Noktası
29.12.2006 - 11:20hayatın önemli noktalarından biri....bu nokta bilinmeli ;)
Avustralya
29.12.2006 - 11:16vize problemii...offf:(
civan
29.12.2006 - 11:12bir rivayete göre 'genç ve hoş bir adamdan bahsetmenin en lezzetli yoludur elbette.' densede... ben genç ve hoş bir adamdan 'way çıtır' veya 'way yakışıklı' demeyi tercih ederim...
'way civan'? olmaz ya..kulanmam...
bale
29.12.2006 - 11:06club dansları iyi de...bale bana uymaz.. :)
kasıntı bir dans...sevenlere başarılar
milyon
29.12.2006 - 11:02YTL para birimimizle bende olmayan:(
alışveriş yapmak istiyorummm yaa :)
fiddler on the green
29.12.2006 - 10:51ekşi sözlükten çaldım:
'mükemmel bir melodiye sahip demons and wizards albümünün 3. şarkısı.'
bu olduğunu bilmiyordum.. ne kadar kültürsüzüm....:(
öss
29.12.2006 - 10:44ÖSS dediğin nedir ki...basit...asıl üniversiten sonrası zor...
serpico
28.12.2006 - 16:59al pacinonun performansiyla ilk kez en iyi erkek oyuncu dalinda oscara aday oldugu film
çok güzel bir soundtracki vardır. büyük usta mikis theodorakis hazırlamıştır.
muhteviyat:
theme from serpico
honest cop
alone in the apartment
meeting in the park
shoe shop
on the streets
flashback
laurie's fable
disillusion
end title
şefik can
28.12.2006 - 16:54Şefik Can 1326 (1910) senesinde Erzurum'un Tebricik Köyü'nde doğdu. İlkokulu Yıldızeli'nde bitirdi. Daha çocuk yaşda iken babasından Arapça ve Farsça öğrendi. Kuleli Askeri Lisesi'ni 1929'da, Harp Okulu'nu da 1931 senesinde bitirdi. Sonra Millî Savunma Bakanlığı'nın müsaadesi ile, İstanbul Üniversitesi'nde imtihan vererek öğretmenlik ehliyeti aldı ve 1935 senesinde Kuleli Askeri Lisesi'nde Tâhirü'l-Mevlevî (Tahir Olgun) merhumun maiyyetinde stajını tamamlıyarak öğretmenliğe başladı. 1965'de emekli oluncaya kadar, çeşitli askerî okullarda, sivil kolej ve liselerde Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı. Halen Mesnevî çalışmalarına devam etmektedir.
bilmeyenlere
kaynak: google
tors
27.12.2006 - 15:08Pazartesi sabahlarından nefret ediyordum… Yine süper bir gece geçirmiştim… Çılgınlar gibi eğlenmiştik… Süper bir parti olmuştu… Yine çok içmiştim… Seviyordum viski/energy karışımını… Kendimi farklı bir âlemde hissetmeme neden oluyordu… Arada bu dünyadan kaçmak gerekiyordu ve alkol bunun için birebirdi… Alkolik olmadığım sürece tehlike yoktu…
Ama erken kalmak ve Deniz Hocanın dersine yetişmek zorundaydım… Süper bir heyketraşdı Deniz Bey... Ona hayrandım açıkçası… Deniz… Adı bile insanı kendine çekiyordu… O denizde yüzmek istiyordum… Ve o Denizi hissetmek… Bugünkü dersde torslarımızı tamamlamamız gerekiyordu… Ben ise aptal torsla uğraşmak istemiyordum… Denizin heykelini yapmak istiyordum… Ellerimle ona şekil vermek istiyordum…
Tanrım yine yaklaşıyor… Bu koku beni benden ediyor… Denizin kokusu… Ve tam o anda;
“bu nasıl bir çalışma böyle… Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz! ” diye azarladı beni... o kadar kişinin ortasında… Rezil oldum… Torsun iyisi nasıl olur ki… İnanamıyorum… Herkes bana bakıyordu sanırım… Görmedim görmekde istemedim… Sınıfı hızla terk ettim… Sinirden ateşler içinde yanıyordum sanki… Deniz hocayla konuşmalıydım… Dersten çıkmasını bekledim… Mutlaka konuşmalıydım…
“pardon hocam girebilir miyim? ”
“tabiî ki…Buyurun lütfen” dedi..
Öyle tatlıydıki… 40’lı yaşlarda, saçları hafif kırlaşmıştı Deniz Hocanın… Bakışlarımdan hiçbişey anlamıyor muydu acaba?
“Hocam özür dilerim ama bana o kadar kişinin arasında davranışınız hoş değildi”
“Lara aklın başka yerde…ilgin yok derse…asıl kızdığım bu…sanat bir yaşam tarzıdır.. ve bu sanata saygı duymayan bir kişinin o sınıfta yeri yok”
“Ama Deniz Hocam ben sizi seviyorum” hayatımın deliliğini yapmıştım. Beni hayatta dersinden geçirmezdi artık... Yüzüme bile bakmazdı belki…
Ama o gülümsedi… İnanamıyordum gülümsemişti... Bu gülümsemeden cesaretle “Ben sizin heykelinizi yapmak istiyorum” dedim…
Ve Denizi yaptımmmm kendi ellerimle… Ona ellerimdeki çamurla bir kezde ben hayat verdim…
o an
27.12.2006 - 12:12Lisedeydim...sıcak bir yazdı...ve 'Deniz' bana yakamozları anlatıyordu..ayışığı ve deniz,....herşey mükemmeldi....'Denize' hayran olmuştum.. yıllar sonra bugün tekrar karşılaştık...ve şuan onu tavlamaya çalışıyorumm..Yıllar sonra konuştuğum an bu hayatın mucizelerine hayran kaldığım an olmuştur..Hayat diğer bütün güzel mucizelerine açığım... bakalım bu hikayenin sonu ne olacak...?
Paris
27.12.2006 - 11:57aşkı,alışverişi,zenginliği, lüksü, hatırlatıyor...Düşüncesi bile süperrr ya...beni oraya götürecek biri varmı :)
Zeynel Abidin Rahnuma
27.12.2006 - 11:53çağrışım yapmadı...ilk defa duyuyorummmm :)
çim adam
27.12.2006 - 11:50gereksizzzz...okullardaki inek ve asosyal tipleri hatırlatıyor... :)
santa claus
27.12.2006 - 11:45keşke geçek olsa ve beni bütün sevdiklerimin yanına götürse...sizleri özlüyorum çocuklar...selim, zuzu, ve diğerleri...şerefe
Belirsizlik Kuramı
27.12.2006 - 11:30belirsizlik diye birşey yok...birşey belirsizse buna biz neden oluyoruz.aslında bizde de belirli olan şeyi açığa çıkarmaya korkuyoruz... belirsizlikten nefret ediyorumm..
Toplam 18 mesaj bulundu