Sadece yorgunum, bütün seslerden, yollardan, her adımdan, aldığım nefesten, güvensiz bir yaşamın içinde kendi içime kaçışlardan, ve yarına yine karanlık doğacak her sabahtan... İnsanların gerçek olmadığı her merhabadan, Allah'a uzak yaşayan varlıklardan, her umdu bir macera, bir av gibi gören basit kişiliklerden, çalınan her günümden, katledilen çocukluğumdan, benim için verilen kararlardan, heba olan gençliğimden, tükenen bedenimden, içimde hiç dinmeyen o yağmurlardan... ____________________
Bir insandan liman olmasını bekleyenin yanılgısıdır, o liman bazen onlarca gemiyi aynı anda idare eder, böyle bir dünyada sığınacak tek yer kendi duvarların arasında, tek başına kendini incitmeden, acıtmadan var olmak... _____________________
Ruha düşmek mi zor, yüreğe mi? Yoksa en zoru, ikisine de dokunabilmek mi? Zira sadece akla düşen bir hiç imiş. ****
Zamana bırakmakla, zaman ayırmak, birbirinin olmazı, fakat bunu anlatmakta zor, bunu anlatacak zamanı heba etmekte boş. Tülin
Bu Zamana Düşmüş Bir Ruh
Bazı insanlar bir nakış gibidir. İlmek ilmek işlenir. Emek ister, sabır ister, beklemeyi bilen eller ister. Yanlış dokunursan sökülen sadece ip olmaz. Bazılarıysa seri üretilmiş hayatlar yaşar. Bugün bir isim, yarın başka bir yüz. Bugün bir söz, yarın unutulmuş bir yemin. Her şey çabuk olsun isterler. Çabuk tanışmak, çabuk sevmek, çabuk dokunmak, çabuk vazgeçmek... Sanki kalpler de raflarda satılan eşyalar olmuş gibi. Ben o kalabalığın içinde kendime hiç yer bulamadım. Çünkü hayat, bana insanın en karanlık yüzünü çok erken gösterdi. O günden sonra güven, içimde eskiyen bir ev gibi kaldı. Kapıları var... Ama kolay açılmıyor. Ben insanlardan kaçmıyorum. Sadece, her gelenin iyi niyet taşıdığına inanamıyorum artık. Belki de bu yüzden uzun zamandır hayatıma kimseyi buyur etmedim. Ne yalnızlığa âşığım, ne de insanlara küskün. Sadece ruhum... Çok yoruldu. Ve yorulan bazı ruhlar, konuşmaktan önce susmayı, inanmaktan önce beklemeyi öğreniyor. Ben hâlâ merhametin eksilmediği, sadakatin küçümsenmediği, doğruluğun alay konusu olmadığı insanların var olduğuna inanmak istiyorum. Çünkü inancım bana sevmenin emek, emanetin vicdan, insanın ise önce ahlâk olduğunu öğretti.
Belki ben bu zamana ait değilim. Ya da... Bu zaman, ruhu incinmiş insanlar için fazla hızlı.
Tülin K.
¦¦¦
Kapımı Çalacak Olanlara
Ben Mevlânâ kapısı değilim, geleni sorgusuz buyur edecek. Ne de bir türbe eşiğiyim, her yorgunun sığınağı olacak.
Ben de bir kulum. Secdelerimde büyüdüm, duayla derinleştim. Her imtihanın ardından Rabbimin rahmetine sığındım.
Ben de çok yoruldum. Öyle yoruldum ki, artık omuzlarım başka bir yorgunluğu taşıyamıyor. Bir ömür, insanın kendi yükünü bile sabırla taşımasını öğrenmesiyle geçiyor...
Bu yüzden her yaklaşana aynı mesafede değilim. Çünkü kalp, her gelenin konaklayacağı bir han değildir.
İman benim süsüm değil, omurgamdır. Namaz, hayatımın arasına sıkıştırdığım bir alışkanlık değil, Rabbimle aramdaki bağdır.
Helâl ve haram, benim için yalnızca kelimeler değildir, yolumu belirleyen çizgilerdir.
Benim dünyamda kadehe yer yoktur. Kalbim, kendini kaybettiren şeylere değil, Rabbini hatırlatan güzelliklere yakındır.
Çünkü bazı tercihler, sadece bir alışkanlık değildir, insanın kim olduğunu anlatır.
Merhametim eksik değil. Şefkatim de... Ama insan, kendi ruhunu tüketerek kimseye deva olamaz.
Ben herkese ait biri değilim. Herkesin geçtiği yollardan geçmek zorunda değilim. Çünkü bazı kapılar, inancın ve kalbin huzuru için kapalı kalır.
Beni tanımak isteyen bilsin, ben kolay açılan bir sayfa değilim. Her elin çeviremeyeceği, her gözün okuyamayacağı bir hikâyem var.
Öyle yüksek duvarlar ördüm ki kalbime, öyle derin korkular sakladım ki içimde...
Bazen düşünüyorum, o duvarlara ulaşabilecek bir yürek, o sessizliği anlayabilecek bir ruh, o kapıyı incitmeden çalabilecek bir insan...
Ve en çok da, Allah'a yakınlığıyla o eşiği aşabilecek bir iman...
Böyle birinin varlığına inanmak bile bazen benim için çok uzak bir ihtimal...
T. K.
¦¦¦
Hatırım Var
"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var..." dediler... Ben her fincan kahveyi kendimle içtim... Geceler uzadı kahveler soğudu... Gözyaşlarımın tuzu kahvemin acısına karıştı... Aynaya baktım... Gülümsedim... "Geçecek..." dedim... O cümleyi bana benden başka söyleyen olmadı... Ne çok gece beklerken eksildim... Kendimden eksilen yerleri kimse görmedi... Ne çok gece başımı düşüncelerimin ağırlığından kaldıramadım... Bir omuz değil ama bir güven aradım... Başımı koyduğumda susacak bir dünya istedim... Bulamadım... Sonra kendime masallar anlattım... Sonu hiç mutlu bitmeyen masallar... Kahveler bitti... Geceler geçti... Ben kaldım... Şimdi biliyorum... Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var... Gecenin bir yarısında içtiğim her kahveyle, beni en çok ben bekledim... Ve kendime... Bir ömür hatırım var...
Tülin K.
¦¦¦
Kimseler bilmez içime açılan yolları. Öyle derin duvarlar ördüm ki zaman bile izlerini silemedi. Bir kapı vardı belki, ama çoktan sarmaşıklar örttü yerini. Ne gelen bulabildi onu, ne arayan. Bir zamanlar inandım insanların seslerine. Kimi dost gibi yaklaştı, kimi liman gibi. Sonra düşlerim kaldı geriye, yarısı kırık, yarısı yarım. Yüreğimde filizlenen güveni ellerinde incittiler. Korkularımı anlamak yerine ateşe attılar. Şimdi karşıma çıkanlar neden durduğumu soruyor. Oysa bilmiyorlar. Ben insanlardan kaçmadım. Sadece ruhuma giden yolu herkese göstermemeyi öğrendim. Çünkü bazı yollar haritalarda görünmez. Ancak kalbi acele etmeyenler bulabilir onları. Ama acele bu çağın dili oldu. Kimse bir sessizliğin yanında uzun süre oturmuyor artık. Daha ilk adımda yarınları konuşuyor insanlar. Oysa ben, bir çift gözün ardındaki mevsimleri, bir sesin taşıdığı yükleri, bir suskunluğun ne anlattığını bilmek isterdim önce. Çoğu zaman fark ettim, eller uzanıyordu bana, ama ruhuma değil. Bakışlar değiyordu yüzüme, ama içimdeki karanlık odalara değil. Sanki herkes varacağı yeri biliyordu da, kimse yolu merak etmiyordu. Bu yüzden hâlâ sarmaşıklar altında bir kapı var. Rüzgârlara emanet. Ve belki de en çok bunu öğrendim yıllar içinde, İnsan, ruhuna denk bir ses duymadığında, sessizliğe alışıyor.
Tülin
¦¦¦
Bir anda oluruz ya biri ya bir hiç... kimileri dünyayı yakar belki bizim için, kimine dünyaları versen kıymet bilmez.. Ben kimim? Kendim biliyorum tabi bunu, fakat kim olduğumuzun tarifi var mıdır gerçekten?
Kimine çöllere doğan güneş gibi, kimine kutuplarda buzlar gibi... duyguları çok yoğun derin olsa da, herkese göstermeyen biri... Öyle yer yüzünde milyonlar arasında bir Allah'ın kulu, kimine kardeş, kimine abla, bir evlada Anne... herkese göre birşeyim, ama herşeyin başında sadece insan gibi İnsan'ım, bu zamana ait olamayan, kalabalıklarda barınamayan. Özenti, kendi dinini, kültürünü, öz benliğini unutan insanlara hiç bir zaman ısınamayan, Gurbette doğmuş, orada yaşayan, köklerine kimi memleket insanından çok daha yakın biri, ve Cahit Zarifoğlunun sözleriyle demem gerekirse "Ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim"... Tülin K.
Not: içimdeki duyguları yazıyorum, ne düşünüyor, ne hissediyor, hangi acıyı hafifletmeye vs. çalışıyorumsam öyle. Bana şöyle düzelt, böyle olursa oturur gibi bilmiş insanların mesajına yanıt vermiyorum. Sizin hedefiniz kendinizi yüceltmek, kendi şiirlerinize kitap çıkarmak, kendinizi tepeden tepeden göstermek olsa da, benimkiler ruhumun taşıyamadığı yüklerden hafiflemek için yazılanlar. Sormayana yemek tarifi verir gibi davranmayın insanlara, ne arz ettim ne talep.
Sadece yorgunum, bütün seslerden, yollardan, her adımdan, aldığım nefesten, güvensiz bir yaşamın içinde kendi içime kaçışlardan, ve yarına yine karanlık doğacak her sabahtan...
İnsanların gerçek olmadığı her merhabadan, Allah'a uzak yaşayan varlıklardan, her umdu bir macera, bir av gibi gören basit kişiliklerden, çalınan her günümden, katledilen çocukluğumdan, benim için verilen kararlardan, heba olan gençliğimden, tükenen bedenimden, içimde hiç dinmeyen o yağmurlardan...
____________________
Bir insandan liman olmasını bekleyenin yanılgısıdır, o liman bazen onlarca gemiyi aynı anda idare eder, böyle bir dünyada sığınacak tek yer kendi duvarların arasında, tek başına kendini incitmeden, acıtmadan var olmak...
_____________________
Ruha düşmek mi zor, yüreğe mi?
Yoksa en zoru, ikisine de dokunabilmek mi?
Zira sadece akla düşen bir hiç imiş. ****
Zamana bırakmakla, zaman ayırmak, birbirinin olmazı, fakat bunu anlatmakta zor, bunu anlatacak zamanı heba etmekte boş. Tülin
Bu Zamana Düşmüş Bir Ruh
Bazı insanlar bir nakış gibidir.
İlmek ilmek işlenir. Emek ister, sabır ister, beklemeyi bilen eller ister.
Yanlış dokunursan sökülen sadece ip olmaz.
Bazılarıysa seri üretilmiş hayatlar yaşar.
Bugün bir isim, yarın başka bir yüz. Bugün bir söz, yarın unutulmuş bir yemin.
Her şey çabuk olsun isterler.
Çabuk tanışmak, çabuk sevmek, çabuk dokunmak, çabuk vazgeçmek...
Sanki kalpler de raflarda satılan eşyalar olmuş gibi.
Ben o kalabalığın içinde kendime hiç yer bulamadım.
Çünkü hayat, bana insanın en karanlık yüzünü çok erken gösterdi.
O günden sonra güven, içimde eskiyen bir ev gibi kaldı.
Kapıları var... Ama kolay açılmıyor.
Ben insanlardan kaçmıyorum.
Sadece, her gelenin iyi niyet taşıdığına inanamıyorum artık.
Belki de bu yüzden uzun zamandır hayatıma kimseyi buyur etmedim.
Ne yalnızlığa âşığım, ne de insanlara küskün.
Sadece ruhum...
Çok yoruldu.
Ve yorulan bazı ruhlar, konuşmaktan önce susmayı, inanmaktan önce beklemeyi öğreniyor.
Ben hâlâ merhametin eksilmediği, sadakatin küçümsenmediği, doğruluğun alay konusu olmadığı insanların var olduğuna inanmak istiyorum.
Çünkü inancım bana sevmenin emek, emanetin vicdan, insanın ise önce ahlâk olduğunu öğretti.
Belki ben bu zamana ait değilim.
Ya da...
Bu zaman, ruhu incinmiş insanlar için fazla hızlı.
Tülin K.
¦¦¦
Kapımı Çalacak Olanlara
Ben Mevlânâ kapısı değilim,
geleni sorgusuz buyur edecek.
Ne de bir türbe eşiğiyim,
her yorgunun sığınağı olacak.
Ben de bir kulum.
Secdelerimde büyüdüm,
duayla derinleştim.
Her imtihanın ardından
Rabbimin rahmetine sığındım.
Ben de çok yoruldum.
Öyle yoruldum ki,
artık omuzlarım
başka bir yorgunluğu taşıyamıyor.
Bir ömür,
insanın kendi yükünü bile
sabırla taşımasını öğrenmesiyle geçiyor...
Bu yüzden
her yaklaşana aynı mesafede değilim.
Çünkü kalp,
her gelenin konaklayacağı
bir han değildir.
İman benim süsüm değil,
omurgamdır.
Namaz, hayatımın arasına sıkıştırdığım
bir alışkanlık değil,
Rabbimle aramdaki bağdır.
Helâl ve haram,
benim için yalnızca kelimeler değildir,
yolumu belirleyen çizgilerdir.
Benim dünyamda
kadehe yer yoktur.
Kalbim, kendini kaybettiren şeylere değil,
Rabbini hatırlatan güzelliklere yakındır.
Çünkü bazı tercihler,
sadece bir alışkanlık değildir,
insanın kim olduğunu anlatır.
Merhametim eksik değil.
Şefkatim de...
Ama insan,
kendi ruhunu tüketerek
kimseye deva olamaz.
Ben herkese ait biri değilim.
Herkesin geçtiği yollardan
geçmek zorunda değilim.
Çünkü bazı kapılar,
inancın ve kalbin huzuru için
kapalı kalır.
Beni tanımak isteyen bilsin,
ben kolay açılan bir sayfa değilim.
Her elin çeviremeyeceği,
her gözün okuyamayacağı
bir hikâyem var.
Öyle yüksek duvarlar ördüm ki kalbime,
öyle derin korkular sakladım ki içimde...
Bazen düşünüyorum,
o duvarlara ulaşabilecek bir yürek,
o sessizliği anlayabilecek bir ruh,
o kapıyı incitmeden çalabilecek bir insan...
Ve en çok da,
Allah'a yakınlığıyla o eşiği aşabilecek
bir iman...
Böyle birinin varlığına
inanmak bile bazen
benim için çok uzak bir ihtimal...
T. K.
¦¦¦
Hatırım Var
"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var..." dediler...
Ben her fincan kahveyi kendimle içtim...
Geceler uzadı kahveler soğudu...
Gözyaşlarımın tuzu kahvemin acısına karıştı...
Aynaya baktım...
Gülümsedim...
"Geçecek..." dedim...
O cümleyi bana benden başka söyleyen olmadı...
Ne çok gece beklerken eksildim...
Kendimden eksilen yerleri kimse görmedi...
Ne çok gece başımı düşüncelerimin ağırlığından kaldıramadım...
Bir omuz değil ama bir güven aradım...
Başımı koyduğumda susacak bir dünya istedim...
Bulamadım...
Sonra kendime masallar anlattım...
Sonu hiç mutlu bitmeyen masallar...
Kahveler bitti...
Geceler geçti...
Ben kaldım...
Şimdi biliyorum...
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var...
Gecenin bir yarısında içtiğim her kahveyle, beni en çok ben bekledim...
Ve kendime...
Bir ömür hatırım var...
Tülin K.
¦¦¦
Kimseler bilmez içime açılan yolları.
Öyle derin duvarlar ördüm ki zaman bile izlerini silemedi.
Bir kapı vardı belki, ama çoktan sarmaşıklar örttü yerini.
Ne gelen bulabildi onu, ne arayan.
Bir zamanlar inandım insanların seslerine.
Kimi dost gibi yaklaştı, kimi liman gibi.
Sonra düşlerim kaldı geriye, yarısı kırık, yarısı yarım.
Yüreğimde filizlenen güveni ellerinde incittiler.
Korkularımı anlamak yerine ateşe attılar.
Şimdi karşıma çıkanlar neden durduğumu soruyor.
Oysa bilmiyorlar.
Ben insanlardan kaçmadım.
Sadece ruhuma giden yolu herkese göstermemeyi öğrendim.
Çünkü bazı yollar haritalarda görünmez.
Ancak kalbi acele etmeyenler bulabilir onları.
Ama acele bu çağın dili oldu.
Kimse bir sessizliğin yanında uzun süre oturmuyor artık.
Daha ilk adımda yarınları konuşuyor insanlar.
Oysa ben,
bir çift gözün ardındaki mevsimleri, bir sesin taşıdığı yükleri, bir suskunluğun ne anlattığını bilmek isterdim önce.
Çoğu zaman fark ettim,
eller uzanıyordu bana, ama ruhuma değil.
Bakışlar değiyordu yüzüme, ama içimdeki karanlık odalara değil.
Sanki herkes varacağı yeri biliyordu da,
kimse yolu merak etmiyordu.
Bu yüzden hâlâ sarmaşıklar altında bir kapı var.
Rüzgârlara emanet.
Ve belki de en çok bunu öğrendim yıllar içinde,
İnsan, ruhuna denk bir ses duymadığında,
sessizliğe alışıyor.
Tülin
¦¦¦
Bir anda oluruz ya biri ya bir hiç...
kimileri dünyayı yakar belki bizim için, kimine dünyaları versen kıymet bilmez..
Ben kimim? Kendim biliyorum tabi bunu, fakat kim olduğumuzun tarifi var mıdır gerçekten?
Kimine çöllere doğan güneş gibi, kimine kutuplarda buzlar gibi... duyguları çok yoğun derin olsa da, herkese göstermeyen biri...
Öyle yer yüzünde milyonlar arasında bir Allah'ın kulu, kimine kardeş, kimine abla, bir evlada Anne... herkese göre birşeyim, ama herşeyin başında sadece insan gibi İnsan'ım, bu zamana ait olamayan, kalabalıklarda barınamayan.
Özenti, kendi dinini, kültürünü, öz benliğini unutan insanlara hiç bir zaman ısınamayan, Gurbette doğmuş, orada yaşayan, köklerine kimi memleket insanından çok daha yakın biri, ve Cahit Zarifoğlunun sözleriyle demem gerekirse "Ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim"...
Tülin K.
Not: içimdeki duyguları yazıyorum, ne düşünüyor, ne hissediyor, hangi acıyı hafifletmeye vs. çalışıyorumsam öyle. Bana şöyle düzelt, böyle olursa oturur gibi bilmiş insanların mesajına yanıt vermiyorum. Sizin hedefiniz kendinizi yüceltmek, kendi şiirlerinize kitap çıkarmak, kendinizi tepeden tepeden göstermek olsa da, benimkiler ruhumun taşıyamadığı yüklerden hafiflemek için yazılanlar. Sormayana yemek tarifi verir gibi davranmayın insanlara, ne arz ettim ne talep.