öyle ulu orta değildi sevdalarımız sevdiğimizin adına helal gelmesin diye adının bile anca baş harfini yazabildik şiir defterimizde, adımızın yanına en yakın dostlarla bile konuşurken bahsetmedik ondan, hürmet ettiler anladıkları kadar bildiler sevdamızı...
Size Gülün sadakatini,Sümbülün bağlılığını Menekşenin tevazusunu,Lalenin gururunu Karanfilin saadetini temenni etsek, Bize de dua edermisiniz?
Gecenin güzel yüzü yüreğine dokunsun, kabuslar senden uzakta, melekler başucunda olsun, güneş öyle bir gecede doğsun ki Duaların kabul, Kandilin mübarek olsun.
Kaç kere umut sofrasına oturup, her seferinde boynunu bükerek sessizce aç kalktın? Uslanmadın mı? Sen ne zaman bu konuda hayal kursan gerçekler o hızla kaçtı senden. Umutsuz yaşamak nedir hala öğrenemedin!
Ne kaldı ki, hayal ediyorsun?
Dokunduğun yürek artık çok değişti kabul et. Gri ve ışıklı bir gecenin pencerene dolmasına izin verseydin yıllar önce, görecektin aşkın seni nasıl da yaktığını.Güçlüyüm deme! Gücün bitti artık. O, artık çok uzaklarda aşk şarkıları söylüyor ellere...
Başka başka tenlere dokundukça gökkuşağı açtırıyor yüreklerde. Yedi mevsimin solgun tüm çiçekleri bizim yanı başımıza çöreklendi anla artık! Gitmeliyiz.
Her çalan telefonda büyüyüp - küçülme dayanamıyorum! Yok etmeyi bilmek gerek kendine gel. Öleceğim. Uyurken bile hızla çarpan hallerinden usandım artık. Kopup gidecekmişsin gibi geliyor benden.
Gözlerimle belirsiz bir biçimde bir araya gelişlerin de canımı sıkıyor. Olur olmadık zamanlarda ağıtlar yakmak hiç hoş değil. Müzik bile dinleyemez oldum sayende; tansiyonumu yükseltecek kadar gümbürdeyip dengemi bozuyorsun. Kişisel denklerimi dahi alt üst ettin..Gecenin kör vaktinde, yangınını gevezelikle geçiştirmek için tüm enerjimi harcıyorum.Ne zoruma!
Tozu yerinden oynatmak başımıza bela açacak.Bizim aşk kalemiz yıkıldı.Kapat bu sayfayı; kanadını kırasım geliyor!
Acının Duvarı Asılınca
Kendisi çatlamadan Toprağı çatlatamaz tohum
Aşmışım sınırını mutsuzluğun Ayrımsayamıyorum bile öyle mutsuzum
Acısını artık duyamıyorum Ki kendim öyle bir acı olmuşum
Nasıl görmezse göz kendini Kendimi arıyor bulamıyorum.
Ne güzel şey hatırlamak seni: ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Ne güzel şey hatırlamak seni: bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının... İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti... Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin daveti: kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık...
Ne güzel şey hatırlamak seni, yazamak sana dair, hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek: filanca gün, falanca yerde söylediğin söz, kendisi değil edasındaki dünya...
Ne güzel şey hatırlamak seni. Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine: bir çekmece bir yüzük, ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım. Ve hemen fırlayarak yerimden penceremde demirlere yapışarak hürriyetin sütbeyaz maviliğine sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
Ne güzel şey hatırlamak seni: ölüm ve zafer haberleri içinde, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Nede hoş görünür mum ışıgında Beni büyüledi ahu gözlerin Senin bakışların hak aşıgında Edecek dergaha köle gözlerin ****** Yokluguna alışmak okadar zorki Kimleri kalbinden vuruyor görki Öyle derin içden bakışın varki Dilsizi getirir dile gözlerin ******* Mansur senin için çekilir dara Aslı olup keremi yandırır nara Ferhat sevdan ile kayboldu ara Mecnunu düşürür çöle gözlerin ******* Simani görenin yüreyi erir Ah çeker bir kere bagrına vurur Nice kayrı müslüm din degiştirir Küffarı getirir yola gözlerin ******** boynun eğmiş yare böyle bakarsın bakışında oktur ahu gözlerin duysam ah işitsem bir gün bir gece şekermi kaymakmı baldır sözlerin ********* Böyle bir güzele köle olurum Her nereye gitse arar bulurum güneeridir adım katil olurum Korkarım başıma bela gözlerin
CANIM BENİM Sen benim aynamsın... Benim aksi edamsın.Sesin yankısı olur ya hani bağırırsın; aksi sedan sana cevap verir derin kayalıklardan sende benim bana geri dönen yansımamsın.Her sesime cevabım her derdime dermansın sırdaşsın.
Selam... Can dostum, beni benimle bırakan... Nasılsın? Her şey yolundamı? Savruluyormusun yoksa? Burada havalar soğudu Can... Olduğun yerde mutlumusun bensiz? ... Özledim seni, konuşmayı, dertleşmeyi içimi anlatmayı, hayatımı paylaşmayı... Can özledim seni... Ben buralarda iyiyim... Ama eski ben değilim yok artık... Yok defalarca kaybettim, toparladım, aştım, çoğaldım, azaldım, ektim, biçtim tükettim... Var olma savaşı verirken herkese her şeye, yok oldum biliyormusun Can... Bilirsin hep olduğum gibi olmuşumdur yaşamda... Yanlış yapmam bile bile... Doğrularımı savunurum kaybetsemde... Olmadı tutunamadım bu yerlerde... İstediğim yerdemiyim? Yok! ... Olduğum yerdeyim sadece, olmam gereken yerdeyim... Kimse zorla yaptıramaz bana bilirsin hiç bir şeyi... Bu böyle değilmiş Can! ... Zorla öyle çok şeyler yaşayıp aştım ki yokluğunda... Bulamıyorum kendimi Can... Gelde toparla benden kalan kırıntıları... Hayat acımıyor! ... Yoruldum 'bugünün acıları, yarının gülüşleri' değil Can... Dünün bugünün birikimleri yarınımı yok etti... Bende seyrettim... Yüreğimin götürdüğü yerler beni bitirdi... Yalnızım Can... Biliyormusun artık karanlıktan korkmuyorum... Benimle uğraşamayacaksın... Korkmuyorum... Uzun zaman oldu gözlerindeki ışığı görmeyeli, ihtiyacım var sana... Dostluğuna, sırdaşlığına, sevgine... Aklıma gelmişken Can, ben sevildim biliyormusun(?) ... Hep ben severdim... Bu defa sevildim hemde dolu dolu, hemde her şeyimi kaybederek... Olsun sevildim ya... Bu da yeter bana yaşadıkça(?) ... Bir gelsen buralara göreceksin, yılların neler götürdüğünü giderken... Bir gelsen beni tanıyabilecekmisin? Yok neredee... Ne bedenim ne ben yokuz bıraktığın yerde... Hep çınarı örnek verirdim sana hatırlıyormusun? Son ana kadar çınar yıkılmaz... İçi tamamıyle çürüse bile, dimdik ayakta kalır derdim... Benim dışımda çürüdü Can... Anla beni... Duy sesimi! ... Boğazım düğüm düğüm, nefes almak çok zormuş... Gel... Gelde toparla beni... Kimse anlamadı, dağıttılar yüreğimi... Bilirsin yazmayı hep sevdim... Sonu gelmez sitemlerimin... Cevap değil seni yanımda istiyorum! ... Ben kalemimi bitiriyorum... Gözlerim yolunda, geleceğin günü bekliyorum Can... Gül kokulu yanağından öpüyorum seni... Selamlar CAN... alıntı
Fırtınasız sade bir hayatım vardı senden önce. Yaşıyor muydum,bilemem. sıradanlığın griliği içinde kaybolmuş insanlar arasında yaşamaya çalışıyordum. ölmeye hakkım yoktu,biliyordum.
Sonra sen geldin. Normal değildi gelişin. Yakıp yıkarak,dünyamı altüst ederek geldin. davetsiz,ama özlenen bir misafir gibi. kasırgalar koptu yaprak kıpırdamayan dünyamda. oradan oraya savrulmaya başladım. içtiğim su gibi, ekmek gibi oldun önce. nefesim olup içime doldun. sesini duymadığım gün, boğulduğumu hissettim; artık can olmuştun. sonra delice aktın damarlarımda; kan oldun bana.ölüme eşdeğerdi sensizlik.
Ama, baştan ayağa yasaktın,imkansızdın; yıkamadığım,aşamayacağım engellerin ardında. Ölüm bir madalyon gibi boynumdaydı artık. Sensiz ölüyordum; ama seninle de ölümdü ölümdü hayat. Uzak durmak istedim, yaklaşmamak. Akıllı hiçbir insan, yanacağını bile bile yaklaşmazdı ateşe. Oysa ben, ateşle oynuyordum. Anladım ki, sevgim deliliğimdi. Sen gelirken aklım firar etmişti. Düşünmeden, delice sevdim; hesapsız, karşılıksız.
Ya sen? .. önce aklımı aldın; başka bir şey düşünemez oldum. Sonra sözlerimi. senden gayrısını konuşamaz, yazamaz oldum.gözlerimi istedin sonra, aldın. Göremiyordum artık başkasını. Yüreğimin sende olduğunu fark ettiğimdeyse, çok geçti. ben, bende değildim artık. beni almıştın; çalmıştın belki de.
İnatçı, hırçın, alabildiğine güçlüydüm herkese karşı. Sana ise, sadece aşık.sana hırçınlığım, ölesiye kıskançlığımdı. Baktığın, konuştuğun herkesten kıskandım seni; annenden bile.
Sonra, çağırdın bir gün; ”gel” dedin. Gelmemem lazımdı. Ama, sana kullandığım lügatte “hayır” yoktu. Oysa imkansızdı,yasaktı,zordu. Dağların kucaklaşmasıydı sana gelmek.
Bir damla su içmeden çölleri aşmaktı. Martının balığa aşık olmasıydı. Kuru güllerin hayat bulmasıydı. Garip bir teslim oluştu; geldim… ay dünya’ya değdi; dünya güneş’e. Kıyamet koptu.
Aşık için vuslat, sevgilinin yüreğine dokunmak demekti; tenine değil. Yüz sürmekti yüzüne; omzuna başını koymaktı. Sadece nefesinin sıcaklığıyla yetinebilmekti. Bir ömrü, bir saate sığdırabilmekti.
Sarılıp ağlamaktı belki de vuslat. Bulutlarını yağmura dönüştürüp,sevgilinin yanağını sulamaktı. Ona dokunmadan, onu almaktı belki de. Gözyaşlarını zincir yapıp, onu bağlamaktı; bırakmamaktı. Anlıktı.
Vuslat başlangıçtı ayrılığa; ölüm demekti. Geldim yine de.
Her gelen giderdi,gitmeliydi. Bende öyle yaptım. Gelmek kadar zordu gitmek,ardıma bakmadan. Çağlayanlarımı içime akıtıp, sevgiliyi yakmadan. Aslında bir enkazken, dimdik gözükmeli, ayakta kalmalıydım. Dayanmalıydım. Bedendi sadece, ardına bakmayan. Gözleri, sözleri, hiç söylemediklerim ve yüreğim sende kalmıştı.
Gitmekten de zordu belki, gidenin ardından bakmak. Giden mi sürgündü, kalan mı? Giderken geride bırakmışsa yüreğini, gidendi sürgün. Gidene vermişse yüreğini,kalan hem sürgün,hem sılada gurbeti yaşayandı. Gidenden de,kalandan da, bir yığın soru işareti kalırdı geriye.
Vuslat mı daha zordu, ayrılık mı? Gitmek mi zordu, yoksa kalmak mı? ayrılık mı zordu, yoksa ölüm mü? Aşık için, ayrılık ölümden zordu. Çünkü, ölümden öte köy yoktu. Hayat, sevgilin yanında başlar, son bulurdu.
Ve ben, sevgili; seni ölümüne sevdim; sana ölümüne geldim; senden ölümüne ayrıldım.
Kaç kere umut sofrasına oturup her seferinde boynunu bükerek sessizce aç kalktın? Uslanmadın mı! Sen ne zaman bu konuda hayal kursan gerçekler o hızla kaçtı senden. Umutsuz yaşamak nedir hala öğrenemedin! Ne kaldı ki hayal ediyorsun?
Dokunduğun yürek artık çok değişti kabul et. Gri ve ışıklı bir gecenin pencerene dolmasına izin verseydin aylar önce görecektin aşkın seni nasıl da yaktığını.Güçlüyüm deme! Gücün bitti artık. O artık çok uzaklarda aşk şarkı sözleriları söylüyor ellere.Başka başka tenlere dokundukça...
“Hoşça kal” demek istiyorum giderken. “Hoşça kal”da kocaman bir umut vardır çünkü. “Sen hoş kal, ben geleceğim”dir aslında ardına gizlenen. “Şöyle bir tur atıp geleceğimdir. Bir kayboluş değildir “Hoşça kal”, Aksine beş dakika sonra geleceğimdir ya da beş saat sonra. Gelirken de tüm umutları çuvalla getirmektir. Hayatın gülücüklerine ufak bir hüzün eklemektir, Dudağın yarısına tebessümü saklayarak. Nefes almanın biraz güçleştiğini hissetmek ama hiç durmayacağını bilmektir. “Hoşça kal” ağlamaktır koparcasına, sarılmaktır karşındakine. Çünkü bilinir ki geriye kesin dönüş vardır bir gün. Aşk bitmemiştir yüreklerde, daha sıcacıktır. O sıcaklık köz olsa da hiç bitmeyecektir. Zira “Hoşça kal” denmiştir giderken. Gözler birbirinden hiç ayrılmayacaktır, kalple işbirliği yaparcasına. Kalp, adını her duyuşta fırlayacaktır yerinden. Çünkü “Hoşça kal” denmiştir giderken. Dünyanın bir ucunda bile olunsa o hep seninledir, Nefesi hep boynunda, umudu hep seninledir. Bazen bir köşe başında beklemektir, Onun oradan sana koşacağını bilmektir. Ağlarken güldürür. Severken daha da sevdirir. “Hoşça kal” kısa bir mola, küçük bir nazdır. Ancak ne olursa olsun, sonu hep mutluluktur.
…
Elveda demek istemiyorum giderken. Hüzün dolu ayrılıkları kemikleştiren bir kelimedir çünkü. Sevdaları yürekten kopartıp atan ve yerinde yaralar bırakandır. Çiçekleri soldurup, güneşi bile karartandır. Tüm yaşanmışlıkları ortadan kaldırıp, Hatıraların koynunda yıllandıran bir kelimedir, “Elveda”. Bakışların bakışlara kenetlendiği günlerin, Saatlerin hatta saniyelerin bittiğidir. Sevgi sözcüklerinin tükendiğidir, konuşamamaktır. Özlemlerin himayesine girip ve hiç çıkmamaktır “Elveda”. Kalbin yerinden çıkacakmış gibi atmasının sonudur. Seni yalnızlığınla baş başa bırakıp, Dokunuşların hissini kaybetmesidir, uyuşmaktır “Elveda”. Dünyanın sonudur, yaşarken ölmektir, anlamsızlıktır. Tatlının acı, tuzlunun tuzsuz, suyun ise zehir olmasıdır. Fotoğraflara son kez bakıp hepsini göz kırpmadan yakabilmektir. Bazen kalbin izin vermese de “Ah” etmektir “Elveda”. Bazense verdiğin ömre bir yenisini eklemek için RABBİNE dua etmektir. Başını geriye çevirmek ve beyaz mendil sallamaktır, gözlerde iki damla yaş ile birlikte. Ya da ardına bakmamak ve gözlerinden damlaması gereken yaşları içine akıtıp hızla uzaklaşmaktır. Bir an kendinle olan mücadeleni kaybedip yine ona koşmaktır, Ancak uzakta kalmak ve sadece seyretmektir, görebilmektir onu.
Beraber yaşadığın günleri büyük bir iştahla saymak yerine, artık tarihleri unutmaktır. Hiç neşe barındırmaz içinde “Elveda”. Sıcaklıktan uzaktır, sevgi katilidir, sinsidir. Bir onur mücadelesidir, kıyasıya. Kısacası, umudun bitmesi ve ömrün kalan kısmını uzatma olarak görmektir “Elveda”.
Bu yüzden, sırf bu yüzden “Elveda” demek istemiyorum sevgini yüreğimde taşıdığım için Sadece “Hoşça kal” demek istiyorum..
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. 'O olmazsa yaşayamam.' demeyeceksin. Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden... Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. 'O benim.' diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
En uzaktaki en yakındır bazen Bazen elinin değemediğine yüreğin değer, yüreğin dokunur Yüreğinin dokunduğu teselli eder seni, Yaralarını sarar, düğümlendiğinde boğazın Nefes aldırır sana... Tekrar tutunmak istediğinde hayata, Sıkıca tutar elinden... Hayatın bütün virajlarından canın acımadan döndürür seni, Yaraların bile çabuk iyileşir o zaman. Taşlı sulardan ayakların kanamadan geçip gidersin, Düştüğün kuyulara bile ya bilerek düşersin, Ya da kenarından geçip gidersin. Hayat ve içindeki her şey, Bir yolculukta camdan seyrettiğin görüntülere döner. Resmin dışından bakarsın hayata. Uzaktakinin gerçek yakınlığı teselli eder seni, Seni asıl bilenin ve en çok sevenin tesellisidir bu aslında, O seni bilir, ne ile mutlu olacağını, neyi seveceğini de bilir. Hangi merhemin iyi geleceğini de yine en iyi O bilir. Yarayı açan da merhemi süren de O dur. Eğer duyabilirsen içindeki Ona ait sesi, Sesini duyurmuş bir garibin, yorgun ama mutlu bakışıyla, Gözlerini kaldırıp gökyüzüne, Ona bakarsın, Bilirsin, sen her konuşmak istediğinde sadece ve sadece O hazırdır. En yakın ama, en uzak da olabildiğin O dur aslında, Sen seçersin Ona uzak ya da yakın olmayı, Hayatındaki bütün mesafelerde Onun izi vardır. Ona yakın olduğunda her şeye de yakınsındır aslında, Sorduğu her soruda kendini göstermek ister sana, Hayatın eli en tatlı dokunuşlarıyla okşarken seni, Sen şifreyi çözmeye çalışırsın. Bu sırada hayatındaki yakınlar ve uzaklar yer değiştirir, Yakın bildiklerin uzak, uzak bildiklerin de yakın olur. Çözemediğinde tekrar tekrar sorar sorularını, hiç bıkmadan, Şifreleri hayatın içinde gizler, çözdükçe güçlenirsin, Her bir soru arasında sana teselli zamanları bırakır, Yorulduğunu Ondan iyi bilen var mıdır? Soruyu çözemediğinde ise soruyu sevmeye çalışırsın, Hatta bir adım öteye giderek soruyu soranı da seversin, Gerçek uzaklık nedir aslında ya da gerçek yakınlık... Bildiklerin midir yakın olan, uzaklar hep bilmediklerin midir. Ey uzak görünüp de en yakın olan; Sana yakınlığımı artır Ey soruları soran; İstediğim bütün uzakları benim için yakın eyle, Kalbimi sıkan bütün yakınları da uzak eyle, Ve bütün bunları gönlüme de sevdir olur mu…
Ağzında yumuşattığın tatlı dili üzerine ilave ederken, sevgi ve saygıyı ince ince üzerine ekle. Hürmet, iyi niyet ve hoşgörüden meydana gelen şurubu da buna kat.
Samimiyet ölçüsünde parçalara bölerek dürüstçe hayata diz ve yüreğinde pişmesini bekle.
Yüreğinde pişirdiğin bu sevgi tatlısını karnın acıkınca değil,ruhun acıkınca ye.
Ruhumuzun ihtiyacı insani güzel his ve duygulardır. Umarım onları koruyabilen insanlardan oluruz. Güler yüz ve Mutluluk sizlerle olsun.
Ve beklersin Hani bir şarkı duyarsın, Hani için geçer biraz, Karamsarlaşırsın, hüzünlenirsin biran, Ağlamak gelir içinden, ağlayamazsın bir türlü. Benimkisi böyle bir sevgi. Amaçsız, çaresiz, sonsuz...
Unutmak yok, unutabilmek yok! Geceler bitmek bilmeksizin güneşler doğar, Yapamazsın onsuz, yapamazsın tek başına, Yalvarırsın tanrıya binbir umutla... Beklersin günlerce gelir diye, ama olmaz, gelmez! Benimkisi böyle bir sevgi. Alışırsın zamanla yalnızlığa, Alışırsın acılara, karanlığa. Öğrenirsin kimin dost olduğunu, İzmaritlerin mi, şişelerin mi? Bulursun çareyi kimsesiz parklarda, Sessizlik ve soğuk dert ortağın olur. Kaçmak gelir aklına uzaklara, çok uzaklara. Yapamazsın bir türlü gidemezsin, Benimkisi böyle bir sevgi. Hem lanet eder, hem de taparcasına seversin. Görünce saklanır, görmeyince çıldırırsın. Kaybettiğini anlamaz, yenilgiyi kabullenmezsin. Ve beklersin gecelerce, gelmeyeceğini bile bile... İstersin onu, yalvarırsın tanrıya, Sevmeyeceğini bile bile. Benimkisi böyle bir sevgi alıntı
Kalbimin en derin yerindesin sevgili ! Hep öyle oldun… En derinlerde, en mavilerde sakladım seni… Gizledim… Kimse bilmedi seni sevdiğimi… Yüreğimin çırpınışları arasında, isyanlarımın en deli zamanlarında kimse bilmedi seni sevdiğimi… H ...
17.02.2012 - 20:44
öyle ulu orta değildi sevdalarımız
sevdiğimizin adına helal gelmesin diye
adının bile anca baş harfini yazabildik
şiir defterimizde, adımızın yanına
en yakın dostlarla bile konuşurken
bahsetmedik ondan, hürmet ettiler
anladıkları kadar bildiler sevdamızı...
Doğum Gününüz Kutlu OLSUN :))
30.08.2011 - 19:56
İyi bayramlar.. :)
15.07.2011 - 21:38
Size Gülün sadakatini,Sümbülün bağlılığını
Menekşenin tevazusunu,Lalenin gururunu
Karanfilin saadetini temenni etsek,
Bize de dua edermisiniz?
Gecenin güzel yüzü yüreğine dokunsun, kabuslar senden uzakta, melekler başucunda olsun, güneş öyle bir gecede doğsun ki Duaların kabul, Kandilin mübarek olsun.
08.10.2010 - 14:19
Ah! Benim hercai yüreğim... Vazgeç bu sevdadan.
Kaç kere umut sofrasına oturup, her seferinde boynunu bükerek sessizce aç kalktın? Uslanmadın mı? Sen ne zaman bu konuda hayal kursan gerçekler o hızla kaçtı senden. Umutsuz yaşamak nedir hala öğrenemedin!
Ne kaldı ki, hayal ediyorsun?
Dokunduğun yürek artık çok değişti kabul et. Gri ve ışıklı bir gecenin pencerene dolmasına izin verseydin yıllar önce, görecektin aşkın seni nasıl da yaktığını.Güçlüyüm deme!
Gücün bitti artık. O, artık çok uzaklarda aşk şarkıları söylüyor ellere...
Başka başka tenlere dokundukça gökkuşağı açtırıyor yüreklerde.
Yedi mevsimin solgun tüm çiçekleri bizim yanı başımıza çöreklendi anla artık! Gitmeliyiz.
Her çalan telefonda büyüyüp - küçülme dayanamıyorum!
Yok etmeyi bilmek gerek kendine gel. Öleceğim.
Uyurken bile hızla çarpan hallerinden usandım artık.
Kopup gidecekmişsin gibi geliyor benden.
Gözlerimle belirsiz bir biçimde bir araya gelişlerin de canımı sıkıyor. Olur olmadık zamanlarda ağıtlar yakmak hiç hoş değil. Müzik bile dinleyemez oldum sayende; tansiyonumu yükseltecek kadar gümbürdeyip dengemi bozuyorsun. Kişisel denklerimi dahi alt üst ettin..Gecenin kör vaktinde, yangınını gevezelikle geçiştirmek için tüm enerjimi harcıyorum.Ne zoruma!
Tozu yerinden oynatmak başımıza bela açacak.Bizim aşk kalemiz yıkıldı.Kapat bu sayfayı; kanadını kırasım geliyor!
Acının Duvarı Asılınca
Kendisi çatlamadan
Toprağı çatlatamaz tohum
Aşmışım sınırını mutsuzluğun
Ayrımsayamıyorum bile öyle mutsuzum
Acısını artık duyamıyorum
Ki kendim öyle bir acı olmuşum
Nasıl görmezse göz kendini
Kendimi arıyor bulamıyorum.
Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık...
Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazamak sana dair,
hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...
Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinde,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
alıntı....
27.09.2010 - 19:46
GÖZLERİN ELAMI NE RENK
Nede hoş görünür mum ışıgında
Beni büyüledi ahu gözlerin
Senin bakışların hak aşıgında
Edecek dergaha köle gözlerin
******
Yokluguna alışmak okadar zorki
Kimleri kalbinden vuruyor görki
Öyle derin içden bakışın varki
Dilsizi getirir dile gözlerin
*******
Mansur senin için çekilir dara
Aslı olup keremi yandırır nara
Ferhat sevdan ile kayboldu ara
Mecnunu düşürür çöle gözlerin
*******
Simani görenin yüreyi erir
Ah çeker bir kere bagrına vurur
Nice kayrı müslüm din degiştirir
Küffarı getirir yola gözlerin
********
boynun eğmiş yare böyle bakarsın
bakışında oktur ahu gözlerin
duysam ah işitsem bir gün bir gece
şekermi kaymakmı baldır sözlerin
*********
Böyle bir güzele köle olurum
Her nereye gitse arar bulurum
güneeridir adım katil olurum
Korkarım başıma bela gözlerin
25.09.2010 - 14:00
Kader sana yazmış hangi ilini,
Yolun açık olsun, git güle güle.
o il/ilçe diye çözmüş dilini,
Yolun açık olsun, git güle güle.
Körpe yüreğine göm de acını,
Sıkı sarıl, kokla; anan, bacını.
Artık memlekette bırak tacını,
Yolun açık olsun, git güle güle.
İlim ırmağında akla özünü,
Alim ocağında sakla sözünü,
Hayat rüzgarına çevir yüzünü,
Yolun açık olsun, git güle güle.
Hasret ulaşınca; gökten, karadan,
Uzak mesafeler, çıkar aradan.
Elbet, yardım eder sana yaradan!
Yolun açık olsun, git güle güle.
Ayşem gülme bana bende özlerim,
Gülüm nerde diye yolun gözlerim,
İnan yüreğimden düşer sözlerim,
Yolun açık olsun, git güle güle.
Zarif prensessin, ahu dillerin,
Düşman çatlatıyor, ince bellerin,
Gerçek dostluk ile dolsun ellerin,
Yolun açık olsun, git güle güle.
Zalim gurbet ele herkes gidiyor,
Taşlı yollarında ömür bitiyor.
Güneri bu sana dua ediyor,
Yolun açık olsun, git güle güle.
ÇOK TŞKEDERİM
21.08.2010 - 22:03
CANIM BENİM
Sen benim aynamsın...
Benim aksi edamsın.Sesin yankısı olur ya hani bağırırsın; aksi sedan sana cevap verir derin kayalıklardan sende benim bana geri dönen yansımamsın.Her sesime cevabım her derdime dermansın sırdaşsın.
12.08.2010 - 20:03
Selam...
Can dostum, beni benimle bırakan...
Nasılsın?
Her şey yolundamı?
Savruluyormusun yoksa?
Burada havalar soğudu Can...
Olduğun yerde mutlumusun bensiz? ...
Özledim seni, konuşmayı, dertleşmeyi içimi anlatmayı, hayatımı paylaşmayı...
Can özledim seni...
Ben buralarda iyiyim...
Ama eski ben değilim yok artık...
Yok defalarca kaybettim, toparladım, aştım, çoğaldım, azaldım, ektim, biçtim tükettim...
Var olma savaşı verirken herkese her şeye, yok oldum biliyormusun Can...
Bilirsin hep olduğum gibi olmuşumdur yaşamda...
Yanlış yapmam bile bile...
Doğrularımı savunurum kaybetsemde...
Olmadı tutunamadım bu yerlerde...
İstediğim yerdemiyim?
Yok! ...
Olduğum yerdeyim sadece, olmam gereken yerdeyim...
Kimse zorla yaptıramaz bana bilirsin hiç bir şeyi...
Bu böyle değilmiş Can! ...
Zorla öyle çok şeyler yaşayıp aştım ki yokluğunda...
Bulamıyorum kendimi Can...
Gelde toparla benden kalan kırıntıları...
Hayat acımıyor! ...
Yoruldum 'bugünün acıları, yarının gülüşleri' değil Can...
Dünün bugünün birikimleri yarınımı yok etti...
Bende seyrettim...
Yüreğimin götürdüğü yerler beni bitirdi...
Yalnızım Can...
Biliyormusun artık karanlıktan korkmuyorum...
Benimle uğraşamayacaksın...
Korkmuyorum...
Uzun zaman oldu gözlerindeki ışığı görmeyeli, ihtiyacım var sana...
Dostluğuna, sırdaşlığına, sevgine...
Aklıma gelmişken Can, ben sevildim biliyormusun(?) ...
Hep ben severdim...
Bu defa sevildim hemde dolu dolu, hemde her şeyimi kaybederek...
Olsun sevildim ya...
Bu da yeter bana yaşadıkça(?) ...
Bir gelsen buralara göreceksin, yılların neler götürdüğünü giderken...
Bir gelsen beni tanıyabilecekmisin?
Yok neredee...
Ne bedenim ne ben yokuz bıraktığın yerde...
Hep çınarı örnek verirdim sana hatırlıyormusun?
Son ana kadar çınar yıkılmaz...
İçi tamamıyle çürüse bile, dimdik ayakta kalır derdim...
Benim dışımda çürüdü Can...
Anla beni...
Duy sesimi! ...
Boğazım düğüm düğüm, nefes almak çok zormuş...
Gel...
Gelde toparla beni...
Kimse anlamadı, dağıttılar yüreğimi...
Bilirsin yazmayı hep sevdim...
Sonu gelmez sitemlerimin...
Cevap değil seni yanımda istiyorum! ...
Ben kalemimi bitiriyorum...
Gözlerim yolunda, geleceğin günü bekliyorum Can...
Gül kokulu yanağından öpüyorum seni...
Selamlar CAN...
alıntı
05.08.2010 - 00:10
ben Seni ölümüne Sevdim,ya sen?
Fırtınasız sade bir hayatım vardı senden önce.
Yaşıyor muydum,bilemem.
sıradanlığın griliği içinde kaybolmuş insanlar arasında yaşamaya çalışıyordum.
ölmeye hakkım yoktu,biliyordum.
Sonra sen geldin.
Normal değildi gelişin.
Yakıp yıkarak,dünyamı altüst ederek geldin.
davetsiz,ama özlenen bir misafir gibi.
kasırgalar koptu yaprak kıpırdamayan dünyamda.
oradan oraya savrulmaya başladım.
içtiğim su gibi, ekmek gibi oldun önce.
nefesim olup içime doldun.
sesini duymadığım gün, boğulduğumu hissettim; artık can olmuştun.
sonra delice aktın damarlarımda; kan oldun bana.ölüme eşdeğerdi sensizlik.
Ama, baştan ayağa yasaktın,imkansızdın; yıkamadığım,aşamayacağım engellerin ardında.
Ölüm bir madalyon gibi boynumdaydı artık.
Sensiz ölüyordum; ama seninle de ölümdü ölümdü hayat.
Uzak durmak istedim, yaklaşmamak.
Akıllı hiçbir insan, yanacağını bile bile yaklaşmazdı ateşe.
Oysa ben, ateşle oynuyordum.
Anladım ki, sevgim deliliğimdi.
Sen gelirken aklım firar etmişti.
Düşünmeden, delice sevdim; hesapsız, karşılıksız.
Ya sen? .. önce aklımı aldın; başka bir şey düşünemez oldum.
Sonra sözlerimi.
senden gayrısını konuşamaz, yazamaz oldum.gözlerimi istedin sonra, aldın. Göremiyordum artık başkasını.
Yüreğimin sende olduğunu fark ettiğimdeyse, çok geçti.
ben, bende değildim artık.
beni almıştın; çalmıştın belki de.
İnatçı, hırçın, alabildiğine güçlüydüm herkese karşı.
Sana ise, sadece aşık.sana hırçınlığım, ölesiye kıskançlığımdı.
Baktığın, konuştuğun herkesten kıskandım seni; annenden bile.
Sonra, çağırdın bir gün; ”gel” dedin.
Gelmemem lazımdı.
Ama, sana kullandığım lügatte “hayır” yoktu.
Oysa imkansızdı,yasaktı,zordu.
Dağların kucaklaşmasıydı sana gelmek.
Bir damla su içmeden çölleri aşmaktı.
Martının balığa aşık olmasıydı.
Kuru güllerin hayat bulmasıydı.
Garip bir teslim oluştu; geldim… ay dünya’ya değdi; dünya güneş’e. Kıyamet koptu.
Aşkta imkansız yoktu.dağlar delinmiş çöller aşılmıştı.
Aşık için vuslat, sevgilinin yüreğine dokunmak demekti; tenine değil.
Yüz sürmekti yüzüne; omzuna başını koymaktı.
Sadece nefesinin sıcaklığıyla yetinebilmekti.
Bir ömrü, bir saate sığdırabilmekti.
Sarılıp ağlamaktı belki de vuslat.
Bulutlarını yağmura dönüştürüp,sevgilinin yanağını sulamaktı.
Ona dokunmadan, onu almaktı belki de.
Gözyaşlarını zincir yapıp, onu bağlamaktı; bırakmamaktı.
Anlıktı.
Vuslat başlangıçtı ayrılığa; ölüm demekti. Geldim yine de.
Her gelen giderdi,gitmeliydi.
Bende öyle yaptım.
Gelmek kadar zordu gitmek,ardıma bakmadan.
Çağlayanlarımı içime akıtıp, sevgiliyi yakmadan.
Aslında bir enkazken, dimdik gözükmeli, ayakta kalmalıydım. Dayanmalıydım.
Bedendi sadece, ardına bakmayan.
Gözleri, sözleri, hiç söylemediklerim ve yüreğim sende kalmıştı.
Gitmekten de zordu belki, gidenin ardından bakmak.
Giden mi sürgündü, kalan mı?
Giderken geride bırakmışsa yüreğini, gidendi sürgün.
Gidene vermişse yüreğini,kalan hem sürgün,hem sılada gurbeti yaşayandı. Gidenden de,kalandan da, bir yığın soru işareti kalırdı geriye.
Vuslat mı daha zordu, ayrılık mı?
Gitmek mi zordu, yoksa kalmak mı?
ayrılık mı zordu, yoksa ölüm mü?
Aşık için, ayrılık ölümden zordu.
Çünkü, ölümden öte köy yoktu.
Hayat, sevgilin yanında başlar, son bulurdu.
Ve ben, sevgili; seni ölümüne sevdim; sana ölümüne geldim; senden ölümüne ayrıldım.
Ya sen?
alıntı
27.06.2010 - 13:35
BİZLER ŞİİRDEN İNSANLARIZ
HAYATIMIZI ŞİİR GİBİ YAŞARIZ
*******Şiirden insanlar
Şiire tutunmuş bahtsız duygular
Sarıyor sarmalıyor buğulu mısralar
Cümleden düşüyor göz yaşları
Cümleye yansıyor kahkahaları
Hisler çatışıyor sayfalarca
Cengaver oluyor ağıt ile kahkaha
Git deniyor giiit bir hışımla
Geeel deniyor pişmanlıkla
Baharda sevda gülü dikiliyor
Hazanda sitemle kesiliyor
Uzayıp gidiyor şiirden yollar
O yollarda gezinen mecnunlar
Şiirlerde can buluyor hayatlar
Şiirlerde dağları aşıyor haykırışlar
Belki yanacak dizelerce sayfalar
Belki yanacak sayfadaki insanlar
Yıldırım Yorulmaz
18.05.2010 - 22:01
*YAŞAMAK
Yaşamak fırsattır, yararlanmayı bil.
Yaşamak güzelliktir, kıymetini bil.
Yaşamak mutluluktur, tatmayı bil.
Yaşamak rüyadır, gerçekleştirmeyi bil.
Yaşamak meydan okunmasıdır sana, karşı çıkmayı bil.
Yaşamak görevdir, tamamlamayı bil.
Yaşamak oyundur, oynamayı bil.
Yaşamak servettir, korumayı bil.
Yaşamak aşktır, sevgidir, keyfini çıkarmayı bil.
Yaşamak bilmecedir, çözmeyi bil.
*Yaşamak verilmiş bir sözdür, tutmayı bil.
Yaşamak hüzündür, aşmayı bil.
Yaşamak şarkıdır, söylemeyi bil.
Yaşamak mücadeledir, kabullenmeyi bil.
Yaşamak şanstır, kullanmayı bil.
YAŞAMAK YAŞAMAKTIR, UĞRUNA SAVAŞMAYI BİL
alıntı
10.05.2010 - 11:46
Yüreğimin Kanadını Kırasım Geliyor
Ah! Benim hercai yüreğim..
Vazgeç bu sevdadan.
Kaç kere umut sofrasına oturup her seferinde boynunu bükerek sessizce aç kalktın? Uslanmadın mı! Sen ne zaman bu konuda hayal kursan gerçekler o hızla kaçtı senden. Umutsuz yaşamak nedir hala öğrenemedin! Ne kaldı ki hayal ediyorsun?
Dokunduğun yürek artık çok değişti kabul et. Gri ve ışıklı bir gecenin pencerene dolmasına izin verseydin aylar önce görecektin aşkın seni nasıl da yaktığını.Güçlüyüm deme! Gücün bitti artık. O artık çok uzaklarda aşk şarkı sözleriları söylüyor ellere.Başka başka tenlere dokundukça...
alıntı
10.05.2010 - 08:32
HOŞÇA KAL DEMEK İSTİYORUM GİDERKEN
“Hoşça kal” demek istiyorum giderken.
“Hoşça kal”da kocaman bir umut vardır çünkü.
“Sen hoş kal, ben geleceğim”dir aslında ardına gizlenen.
“Şöyle bir tur atıp geleceğimdir.
Bir kayboluş değildir “Hoşça kal”,
Aksine beş dakika sonra geleceğimdir ya da beş saat sonra.
Gelirken de tüm umutları çuvalla getirmektir.
Hayatın gülücüklerine ufak bir hüzün eklemektir,
Dudağın yarısına tebessümü saklayarak.
Nefes almanın biraz güçleştiğini hissetmek ama hiç durmayacağını bilmektir.
“Hoşça kal” ağlamaktır koparcasına, sarılmaktır karşındakine.
Çünkü bilinir ki geriye kesin dönüş vardır bir gün.
Aşk bitmemiştir yüreklerde, daha sıcacıktır.
O sıcaklık köz olsa da hiç bitmeyecektir.
Zira “Hoşça kal” denmiştir giderken.
Gözler birbirinden hiç ayrılmayacaktır, kalple işbirliği yaparcasına.
Kalp, adını her duyuşta fırlayacaktır yerinden.
Çünkü “Hoşça kal” denmiştir giderken.
Dünyanın bir ucunda bile olunsa o hep seninledir,
Nefesi hep boynunda, umudu hep seninledir.
Bazen bir köşe başında beklemektir,
Onun oradan sana koşacağını bilmektir.
Ağlarken güldürür.
Severken daha da sevdirir.
“Hoşça kal” kısa bir mola, küçük bir nazdır.
Ancak ne olursa olsun, sonu hep mutluluktur.
…
Elveda demek istemiyorum giderken.
Hüzün dolu ayrılıkları kemikleştiren bir kelimedir çünkü.
Sevdaları yürekten kopartıp atan ve yerinde yaralar bırakandır.
Çiçekleri soldurup, güneşi bile karartandır.
Tüm yaşanmışlıkları ortadan kaldırıp,
Hatıraların koynunda yıllandıran bir kelimedir, “Elveda”.
Bakışların bakışlara kenetlendiği günlerin,
Saatlerin hatta saniyelerin bittiğidir.
Sevgi sözcüklerinin tükendiğidir, konuşamamaktır.
Özlemlerin himayesine girip ve hiç çıkmamaktır “Elveda”.
Kalbin yerinden çıkacakmış gibi atmasının sonudur.
Seni yalnızlığınla baş başa bırakıp,
Dokunuşların hissini kaybetmesidir, uyuşmaktır “Elveda”.
Dünyanın sonudur, yaşarken ölmektir, anlamsızlıktır.
Tatlının acı, tuzlunun tuzsuz, suyun ise zehir olmasıdır.
Fotoğraflara son kez bakıp
hepsini göz kırpmadan yakabilmektir.
Bazen kalbin izin vermese de “Ah” etmektir “Elveda”.
Bazense verdiğin ömre bir yenisini eklemek için
RABBİNE dua etmektir.
Başını geriye çevirmek ve beyaz mendil sallamaktır,
gözlerde iki damla yaş ile birlikte.
Ya da ardına bakmamak ve gözlerinden damlaması gereken yaşları içine akıtıp hızla uzaklaşmaktır.
Bir an kendinle olan mücadeleni kaybedip yine ona koşmaktır,
Ancak uzakta kalmak ve
sadece seyretmektir, görebilmektir onu.
Beraber yaşadığın günleri büyük bir iştahla saymak yerine, artık tarihleri unutmaktır.
Hiç neşe barındırmaz içinde “Elveda”.
Sıcaklıktan uzaktır, sevgi katilidir, sinsidir.
Bir onur mücadelesidir, kıyasıya.
Kısacası, umudun bitmesi ve ömrün kalan kısmını uzatma olarak görmektir “Elveda”.
Bu yüzden, sırf bu yüzden
“Elveda” demek istemiyorum
sevgini yüreğimde taşıdığım için
Sadece “Hoşça kal” demek istiyorum..
Hoşçakal...
ALINTI
08.05.2010 - 13:22
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
'O olmazsa yaşayamam.' demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin o'nu sevdiğinden...
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
'O benim.' diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya ya da pembeye
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
Can Yücel
06.05.2010 - 13:06
EN UZAKTAKİ YAKINDIR BAZEN
En uzaktaki en yakındır bazen
Bazen elinin değemediğine yüreğin değer, yüreğin dokunur
Yüreğinin dokunduğu teselli eder seni,
Yaralarını sarar, düğümlendiğinde boğazın
Nefes aldırır sana...
Tekrar tutunmak istediğinde hayata,
Sıkıca tutar elinden...
Hayatın bütün virajlarından canın acımadan döndürür seni,
Yaraların bile çabuk iyileşir o zaman.
Taşlı sulardan ayakların kanamadan geçip gidersin,
Düştüğün kuyulara bile ya bilerek düşersin,
Ya da kenarından geçip gidersin.
Hayat ve içindeki her şey,
Bir yolculukta camdan seyrettiğin görüntülere döner.
Resmin dışından bakarsın hayata.
Uzaktakinin gerçek yakınlığı teselli eder seni,
Seni asıl bilenin ve en çok sevenin tesellisidir bu aslında,
O seni bilir, ne ile mutlu olacağını, neyi seveceğini de bilir.
Hangi merhemin iyi geleceğini de yine en iyi O bilir.
Yarayı açan da merhemi süren de O dur.
Eğer duyabilirsen içindeki Ona ait sesi,
Sesini duyurmuş bir garibin, yorgun ama mutlu bakışıyla,
Gözlerini kaldırıp gökyüzüne, Ona bakarsın,
Bilirsin, sen her konuşmak istediğinde sadece ve sadece O hazırdır.
En yakın ama, en uzak da olabildiğin O dur aslında,
Sen seçersin Ona uzak ya da yakın olmayı,
Hayatındaki bütün mesafelerde Onun izi vardır.
Ona yakın olduğunda her şeye de yakınsındır aslında,
Sorduğu her soruda kendini göstermek ister sana,
Hayatın eli en tatlı dokunuşlarıyla okşarken seni,
Sen şifreyi çözmeye çalışırsın.
Bu sırada hayatındaki yakınlar ve uzaklar yer değiştirir,
Yakın bildiklerin uzak, uzak bildiklerin de yakın olur.
Çözemediğinde tekrar tekrar sorar sorularını, hiç bıkmadan,
Şifreleri hayatın içinde gizler, çözdükçe güçlenirsin,
Her bir soru arasında sana teselli zamanları bırakır,
Yorulduğunu Ondan iyi bilen var mıdır?
Soruyu çözemediğinde ise soruyu sevmeye çalışırsın,
Hatta bir adım öteye giderek soruyu soranı da seversin,
Gerçek uzaklık nedir aslında ya da gerçek yakınlık...
Bildiklerin midir yakın olan, uzaklar hep bilmediklerin midir.
Ey uzak görünüp de en yakın olan;
Sana yakınlığımı artır
Ey soruları soran;
İstediğim bütün uzakları benim için yakın eyle,
Kalbimi sıkan bütün yakınları da uzak eyle,
Ve bütün bunları gönlüme de sevdir olur mu…
alıntı
28.04.2010 - 08:49
SEVGİ TATLISI
Malzemesi:
1 adet lekesiz gönül.
1 adet açık yürek.
500 gram güler yüz.
250 gram tatlı dil.
100 gram hürmet.
1 çorba kaşığı sevgi,
1 çay kaşığı hoşgörü.
1 su bardağı iyi niyet.
1 tutam samimiyet.
1 Ölçek dürüstlük.
Göz kararı saygı.
Hazırlanışı:
Gönül'ü duygu taşına atıp güler yüz ile karıştır.
Ağzında yumuşattığın tatlı dili üzerine ilave ederken, sevgi ve saygıyı ince ince üzerine ekle. Hürmet, iyi niyet ve hoşgörüden meydana gelen şurubu da buna kat.
Samimiyet ölçüsünde parçalara bölerek dürüstçe hayata diz ve yüreğinde pişmesini bekle.
Yüreğinde pişirdiğin bu sevgi tatlısını karnın acıkınca değil,ruhun acıkınca ye.
Ruhumuzun ihtiyacı insani güzel his ve duygulardır. Umarım onları koruyabilen insanlardan oluruz.
Güler yüz ve Mutluluk sizlerle olsun.
27.04.2010 - 23:05
Ve beklersin
Hani bir şarkı duyarsın,
Hani için geçer biraz,
Karamsarlaşırsın, hüzünlenirsin biran,
Ağlamak gelir içinden, ağlayamazsın bir türlü.
Benimkisi böyle bir sevgi.
Amaçsız, çaresiz, sonsuz...
Unutmak yok, unutabilmek yok!
Geceler bitmek bilmeksizin güneşler doğar,
Yapamazsın onsuz, yapamazsın tek başına,
Yalvarırsın tanrıya binbir umutla...
Beklersin günlerce gelir diye, ama olmaz, gelmez!
Benimkisi böyle bir sevgi.
Alışırsın zamanla yalnızlığa,
Alışırsın acılara, karanlığa.
Öğrenirsin kimin dost olduğunu,
İzmaritlerin mi, şişelerin mi?
Bulursun çareyi kimsesiz parklarda,
Sessizlik ve soğuk dert ortağın olur.
Kaçmak gelir aklına uzaklara, çok uzaklara.
Yapamazsın bir türlü gidemezsin,
Benimkisi böyle bir sevgi.
Hem lanet eder, hem de taparcasına seversin.
Görünce saklanır, görmeyince çıldırırsın.
Kaybettiğini anlamaz, yenilgiyi kabullenmezsin.
Ve beklersin gecelerce, gelmeyeceğini bile bile...
İstersin onu, yalvarırsın tanrıya,
Sevmeyeceğini bile bile.
Benimkisi böyle bir sevgi
alıntı
Toplam 17 mesaj bulundu