ciğerlerime hapsedilmiş sevdan, ihanet çığlıkları atsada seni sevebilirim! ...
gece entarisinin altında gizlenebilecek yıldızlar kadar sevebilirim seni, yıldızları sayabilecek kadar delikanlı da olabilirim. akıl erdirememek ve akıl yürütme sendromlarında dar ağacında sallandırabilirim üstelik bekareti bozulan sevgini sonra birden susabilirim! kapatıp gözlerimi uzun soluklu bir ölüm taklidinin ardından yeniden dönebilirim dünyama sen kimsin diye sorma ihtimalim çok yüksektir muhtemelen sakın şaşırma senin sevgi dediğin şeyi ben kelime çorbası olarak sunuyorum köpeğime. konuşuyorum hatta arada bir bakıyorum sonrada lezzetli buluyor sanırım.
seni sevebilirim! bir olimpos kutsaliyetiyle hatta yine bir ayin sırasında yakılacakken genç, güzel bir bakire onun yerine seni sunabilirim kutsallığı ile kandırıldığımız aslında sapık ruhlu tanrılara ve yanık kokunu ciğerlerime doldurup içime hapsedebilirim. işte ben böylesine severim böylesine tutkulu, böylesine şizofren belki de.
karabulutlarla, ayı sakladıkları için savaşacak kadar sevebilirm ben seni. üzerime inen sisi bir soılukta içime doldurabilir ve sonra seni kusabilirim ay ışığına karanlığın aralığına sığabilen sönük yıldızları ararken gözlerim kayıp sönen yenilerine haykırabilirim sırf seni hatırlattıkları için kayıp gidişine benzeyip senin kadar ölebilen yıldızları, eskimişlerinden dışlayabilirim hatta sevebilirim seni bunu biliyorum, karanlığa doğan bir ay kadar masum kaldıkça sen.
seni görüyorken gözlerim yeniyetme oğlanları süzen kolpa delikanlıları kaçırdığım için gözden ve birden kana bulanmadığı için düşüncelerim evet, evet sırf bunun için bile seni deliler gibi sevebilirim. ancak bir ihanet rüzgarı savurup karayele katarken seni bunca zaman uzak bırakmanı, ben yokken türeyen kolpa delikanlıları, alelade sevdaları, sokak arası tecavüzlerini, doğmayan ay’ı göremediğim için seni gömdüğüm yerden çıkarıp göğsüme yaslayacak kadar sevebilirim seni.
ve sonunda dünya bir ihanet haberiyle çalkalanıyorken uyandığımda senin bir başka bedene sinmiş kokun bahar kokusu yerine dolunca içime seni ihanetle anılmaman için öldürebilecek kadar sevebilirim seni... (azledilenzerdüşt)
elmanın marifeti
Kahramanlık şiirde! (Kişi yazarsa aşk’la, niyazdır bir bakıma) İşte sevgilim, uzun bir şiir sana İçinde yeşilin her tonundan bir elma Örf’ü ilk koparılışında başladı Cennetin bahçesinde masum bir meyveydi ya! Şarabı da yapıldı, rakısı da Masala da girdi, günaha da Satırlara ilişmiş elmalar göreceksin şimdi… Cennette her mevsim/ hani gözlerim gibi iki yeşil yanaşma… Ya da gözlerin gibi/ gözleri Nûn sevgili!
Kahramanlık; yeşilde Yeşilinin en koyusundan Çerçeveli tapınaklar inşaa ettim Ve sen baktıkça tazelendi evren Bir dulun entarisini çıkarır gibi Soydu geceyi gözlerin yastan İki zümrüt göl misali, altında kaşlarının Bakışında, gözünün bebeğinde / Rengi değişiyor elmanın
Kahramanlık; dil’de Şiirleri tilavet içinde okuyan sevgili Bu nakaratı bozuk âlemde Susma! Ses ver her dizeye Uzat uzata bildiğince Yetmezse Yakut’ça söyle Çözelim kökünü dilin, ses ünlesin! Ve öp şiiri Sonra da beni öp/ lavlar püskürten ağzınla öp Varsın günaha girelim, günahı boynuma aşkın Dişlerinin arasında, ısırdığın her lokmada/ Tadı değişiyor elmanın
Kahramanlık; öğrenebilmekte Ömür bağışlıyoruz börtü böceğe Kuru dala, en kıymetsiz ota Değer biçiyoruz, taşa, toprağa, tek bir tohuma Masalları, falları çoktan unuttuk Kaldı ki kehaneti kendi küfrü kahvenin Ateşten kıymetliymiş kül olmak Her babasız çocuk Zeus’tan değilmiş Sevdikçe büyürmüş yürek Biz de bilgeliğe ulaştık severek Doğruyu bulduk, içinde yüzerken onca yalanın Senin yanında, avuçlarının arasında/ Adı değişiyor elmanın
Kahramanlık; öğretebilmekte Bizden izinsiz kimse sevdalanmıyor Yoksa cinayet çıkacak, vuracaklar aşkı biliyoruz Korkmadan atsın yürekler diye Sevmenin şiir’ce mealini açıklıyoruz Romence oynanıp, Ulahça söylenen Türkçe evlenip, Kürtçe sevişilen yerlere Bakire kızlar imge ayıklıyor Ürkek sekiyor bakışları Merasimle uzuyor saçları Günün kızgın kasnağına sevgi dokuyoruz Kilimin desenine, tasın bakırına işliyoruz Artık kimse kızını vurmuyor, yanmıyor yüreği anaların Sandığın içinde, gelinin telinde ve senin ellerinde/ Şekli değişiyor elmanın
Kahramanlık; insan olmakta İnsan; tek başına bir hiç, derin bir ıssızlıktır bencilse İnsan; hainse, tek başına melodram, içine çekiliştir durmadan Aşk, kırılabilir tek şeydir Aynı zamanda onarandır Eğer; kalırsak aşk-ta sevgili Öğretebilirsek daha çok sevmeleri Belki de kırılmayacak yerkabuğu, son bulacak kuraklık İşlemeyecek namlusu silahların Belki de kimse ölmeyecek Bozulacak oyunu Mervan’ın Irkçılık, savaş, bitecek belki… Ve biz sevdikçe sevgilim Hele bir de sen sevince Dağlarda, çöllerde/ Nemrut’un eteğinde Burnumuzun dibinde Çaresiz insanların gözünde; tek bir sözünle/ Yasası değişiyor elmanın
Kahramanlık; doğrulukta Yanlış yapsaydık, durmasaydık sözümüzde Bu şiirler olmazdı böyle Midesi bulanırdı kalemin Sarı safran kusardı sayfalar Oysa saldırmadık/ Vurmadık kimseyi Ne kuşları yaraladık, ne analarını üzdük Doğru yazdık, iyi okuduk, güzel seviştik Olduğumuz her yerde şaha kalktı çatılar Lakin viran eylemedik, kırılmadı kapılar Sadece sevdik, kahramanca sevdik Yunus’tan örnek alıp; doğru bildik, doğru kaldık Ve sevgili En izbe yerde, her bir köşede Bataklıkta, çöplükte Senin elinde, senin dilinde Yüreğinin ta orta yerinde/ Huyu değişiyor elmanın
ciğerlerime hapsedilmiş sevdan, ihanet çığlıkları atsada seni sevebilirim! ...
gece entarisinin altında gizlenebilecek yıldızlar kadar
sevebilirim seni,
yıldızları sayabilecek kadar delikanlı da olabilirim.
akıl erdirememek ve akıl yürütme sendromlarında
dar ağacında sallandırabilirim üstelik
bekareti bozulan sevgini
sonra birden susabilirim!
kapatıp gözlerimi
uzun soluklu bir ölüm taklidinin ardından
yeniden dönebilirim dünyama
sen kimsin diye sorma ihtimalim çok yüksektir muhtemelen
sakın şaşırma
senin sevgi dediğin şeyi
ben kelime çorbası olarak sunuyorum köpeğime.
konuşuyorum hatta arada bir
bakıyorum sonrada
lezzetli buluyor sanırım.
seni sevebilirim!
bir olimpos kutsaliyetiyle hatta
yine bir ayin sırasında
yakılacakken genç, güzel bir bakire
onun yerine seni sunabilirim
kutsallığı ile kandırıldığımız
aslında sapık ruhlu tanrılara
ve yanık kokunu ciğerlerime doldurup
içime hapsedebilirim.
işte ben böylesine severim
böylesine tutkulu,
böylesine şizofren belki de.
karabulutlarla,
ayı sakladıkları için savaşacak kadar sevebilirm
ben seni.
üzerime inen sisi bir soılukta içime doldurabilir
ve sonra seni kusabilirim ay ışığına
karanlığın aralığına sığabilen sönük yıldızları ararken gözlerim
kayıp sönen yenilerine haykırabilirim
sırf seni hatırlattıkları için
kayıp gidişine benzeyip
senin kadar ölebilen yıldızları, eskimişlerinden dışlayabilirim hatta
sevebilirim seni
bunu biliyorum,
karanlığa doğan bir ay kadar masum kaldıkça sen.
seni görüyorken gözlerim
yeniyetme oğlanları süzen kolpa delikanlıları kaçırdığım için gözden
ve birden kana bulanmadığı için düşüncelerim
evet, evet sırf bunun için bile
seni deliler gibi sevebilirim.
ancak bir ihanet rüzgarı savurup karayele katarken seni
bunca zaman uzak bırakmanı,
ben yokken türeyen kolpa delikanlıları,
alelade sevdaları,
sokak arası tecavüzlerini,
doğmayan ay’ı göremediğim için
seni gömdüğüm yerden çıkarıp
göğsüme yaslayacak kadar sevebilirim seni.
ve sonunda dünya bir ihanet haberiyle çalkalanıyorken
uyandığımda senin bir başka bedene sinmiş kokun
bahar kokusu yerine dolunca içime
seni ihanetle anılmaman için öldürebilecek kadar sevebilirim seni... (azledilenzerdüşt)
elmanın marifeti
Kahramanlık şiirde!
(Kişi yazarsa aşk’la, niyazdır bir bakıma)
İşte sevgilim, uzun bir şiir sana
İçinde yeşilin her tonundan bir elma
Örf’ü ilk koparılışında başladı
Cennetin bahçesinde masum bir meyveydi ya!
Şarabı da yapıldı, rakısı da
Masala da girdi, günaha da
Satırlara ilişmiş elmalar göreceksin şimdi…
Cennette her mevsim/ hani gözlerim gibi iki yeşil yanaşma…
Ya da gözlerin gibi/ gözleri Nûn sevgili!
Kahramanlık; yeşilde
Yeşilinin en koyusundan
Çerçeveli tapınaklar inşaa ettim
Ve sen baktıkça tazelendi evren
Bir dulun entarisini çıkarır gibi
Soydu geceyi gözlerin yastan
İki zümrüt göl misali, altında kaşlarının
Bakışında, gözünün bebeğinde / Rengi değişiyor elmanın
Kahramanlık; dil’de
Şiirleri tilavet içinde okuyan sevgili
Bu nakaratı bozuk âlemde
Susma! Ses ver her dizeye
Uzat uzata bildiğince
Yetmezse Yakut’ça söyle
Çözelim kökünü dilin, ses ünlesin!
Ve öp şiiri
Sonra da beni öp/ lavlar püskürten ağzınla öp
Varsın günaha girelim, günahı boynuma aşkın
Dişlerinin arasında, ısırdığın her lokmada/ Tadı değişiyor elmanın
Kahramanlık; öğrenebilmekte
Ömür bağışlıyoruz börtü böceğe
Kuru dala, en kıymetsiz ota
Değer biçiyoruz, taşa, toprağa, tek bir tohuma
Masalları, falları çoktan unuttuk
Kaldı ki kehaneti kendi küfrü kahvenin
Ateşten kıymetliymiş kül olmak
Her babasız çocuk Zeus’tan değilmiş
Sevdikçe büyürmüş yürek
Biz de bilgeliğe ulaştık severek
Doğruyu bulduk, içinde yüzerken onca yalanın
Senin yanında, avuçlarının arasında/ Adı değişiyor elmanın
Kahramanlık; öğretebilmekte
Bizden izinsiz kimse sevdalanmıyor
Yoksa cinayet çıkacak, vuracaklar aşkı biliyoruz
Korkmadan atsın yürekler diye
Sevmenin şiir’ce mealini açıklıyoruz
Romence oynanıp, Ulahça söylenen
Türkçe evlenip, Kürtçe sevişilen yerlere
Bakire kızlar imge ayıklıyor
Ürkek sekiyor bakışları
Merasimle uzuyor saçları
Günün kızgın kasnağına sevgi dokuyoruz
Kilimin desenine, tasın bakırına işliyoruz
Artık kimse kızını vurmuyor, yanmıyor yüreği anaların
Sandığın içinde, gelinin telinde ve senin ellerinde/ Şekli değişiyor elmanın
Kahramanlık; insan olmakta
İnsan; tek başına bir hiç, derin bir ıssızlıktır bencilse
İnsan; hainse, tek başına melodram, içine çekiliştir durmadan
Aşk, kırılabilir tek şeydir
Aynı zamanda onarandır
Eğer; kalırsak aşk-ta sevgili
Öğretebilirsek daha çok sevmeleri
Belki de kırılmayacak yerkabuğu, son bulacak kuraklık
İşlemeyecek namlusu silahların
Belki de kimse ölmeyecek
Bozulacak oyunu Mervan’ın
Irkçılık, savaş, bitecek belki…
Ve biz sevdikçe sevgilim
Hele bir de sen sevince
Dağlarda, çöllerde/ Nemrut’un eteğinde
Burnumuzun dibinde
Çaresiz insanların gözünde; tek bir sözünle/ Yasası değişiyor elmanın
Kahramanlık; doğrulukta
Yanlış yapsaydık, durmasaydık sözümüzde
Bu şiirler olmazdı böyle
Midesi bulanırdı kalemin
Sarı safran kusardı sayfalar
Oysa saldırmadık/ Vurmadık kimseyi
Ne kuşları yaraladık, ne analarını üzdük
Doğru yazdık, iyi okuduk, güzel seviştik
Olduğumuz her yerde şaha kalktı çatılar
Lakin viran eylemedik, kırılmadı kapılar
Sadece sevdik, kahramanca sevdik
Yunus’tan örnek alıp; doğru bildik, doğru kaldık
Ve sevgili
En izbe yerde, her bir köşede
Bataklıkta, çöplükte
Senin elinde, senin dilinde
Yüreğinin ta orta yerinde/ Huyu değişiyor elmanın
Şermin İren