Meltem Balı Adlı Antoloji.com Üyesinin Hakkın ...

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 21:02

    Gelmeyeceğini bilerek beklerken çocukluğumu düşündüm. Ayakkabısız
    bayram sabahlarını ayakkabım olmasa da bayramı nasıl beklediğimi sevinçlerle
    hüzünlerin aslında kardeş olduğunu çok küçükken öğrendim. Kaybederken
    kazanmasını da senin yokluğunda seni yaşarken belki de hiçbir zaman
    hissedemeyeceğimi duyguların içinde mutlu olduğumu da görüyorum. Göz
    yaşlarımın her tanesinde midye kabuğundan çıkmış incileri görüyorum.
    Gururlanıyorum kendimle. Ayrılıktan zaferle çıkmak buna denir işte. Hasretin
    acısından gurur kolyesi yapmak budur işte. “Sevda zor gelmez” diyorlar zora
    gelmeyen sevdanın adını değiştirsinler. Ben zoru seçtim. Kolay olan senin
    karşında diz çökmekti. Kolay olan aşkın kolyesi olmaktı. Ben ayrılığın
    hükümdarı olmayı seçtim. Her şeyi verdim diye gururumu da veremezdim ya…
    Kapanmayan yaralar içinde var bu dünya! Senin yaşadığın şehirde bende
    yaşıyorum. Gelmeyeceğini bile bile beklemek yormuyor beni. Nasılsa zaman sen
    olsan da geçiyor olmasan da gidenin yeri dolmasa da güneş yeniden doğuyor.
    Senden sakladığım dirençli yanımı sergiliyorum şimdi. Bitmiş aşklar sokağında
    geziye çıkarken ayak izlerimi takip ediyorum. Aşk, sen varken de güzeldi
    yokluğun da güzel. Ben ayakkabısız çocukluktan hazineler çıkarmış adamım.
    Ben yalınayak geçen yazların, cam kırıklarıyla en harika tatilleri yapmış
    çocuğum.Hiç oyuncağım olmadı… O yüzden, bende hiç kimsenin oyuncağı
    olmadım olmayacağım...

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 21:02

    Sevmeyi Unutalı Asırlar Oldu...
    Tekrar Denemeye Kalkma Ey Gönül...
    Dur Yine Aldanırsın...
    Yine Harap Olursun...
    Hani Kendine Bir Sözün Vardı....
    Bundan Sonra Kimse İçin Kendini Mahvetmeyecektin....
    Ama Yine Olmadı Beceremedin Değilmi....
    Birine Kapılmaya Başladın...bile....! ! !

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 21:01

    Acıyı görmek mi istiyorsun?
    Gözlerime bak!
    Dudaklarımda söyleyemediğim sana ait duyguları,
    Bana her fırsatta bıraktığın yokluğunun acısını fark edeceksin.
    O zaman anlayacaksın acının sende ne kadar masum durduğunu.

    Ayrı yetişmiş güllerin birbirine hasreti gibi,
    Umutla kurudum sensiz.
    Ve sen hiç gözlerime bakıp beni sevdiğini söyleyemedin.
    Oysa sırf bu kelime için kurduğum hayallerdi beni hayatta tutan
    Bir boşluktan içeri girdim her gece,
    Senli düşlerden sensiz karanlıklara süzülür gibi.

    Ellerin nasıldı? Küçük müydüler? ve parmakların ince uzun mu?
    Parmaklarını parmaklarımın arasında hissedip,
    Seninle sahil boyu denizi hiç fark etmeden bir birimize bakıp yürüyemedik.
    Gözlerinin yeşilinde geleceğe dair hayaller kuramadan,
    sadece umut ettim gözlerini görebilmeyi.
    Ve o gözlerinde ki ışıltıyla karanlık gecelerime yol göstermeni istedim.

    Acıyı görmek mi istiyorsun.
    Gözlerime bak!
    Ve yaşanmamış boşa geçen anların hüzünlü şiir'ini oku,
    Kirpiklerinden sıyrılıp yanaklarına düşen dizelerimde.

    Bensiz yattığın o yataklarda benli hayaller kurma artık.
    Sabahlara merhaba derken beni seven bir şair var deyip gurur duy sadece.
    Ve hiç bilme o şairin senin için her gün defalarca öldüğünü.
    Ve bil ki insan sevdiğiyle beraber olacak mahşerde.
    Tek avuntum bu şimdilik.

    Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben,
    Ben seni bu dünyalık mı sevdim sandın?
    Ölüm'müş,terk edilişmiş umurumda değil,gelme istersen.
    Nasılsa bir gün hayat biletimi kestiğinde,
    Kavuşma vakti olacak benim için ölüm.
    Dudaklarımda ki acı tat?
    Yoksa acı bir tebessüm mü olacak sana ulaşmayı beklemek?
    Ne yazık hiç bilemeyeceğim.

    Acıyı görmek mi istiyorsun?
    Gözlerime bak!
    Sen uzakta çok uzakta
    Bensiz bir yaşamın anlamsız günlerini yaşamaktasın,
    Benim gibi.

    Seni seviyorum,
    Gerçeğin ta kendisi bu iki kelime,
    Sırf dudaklardan çıkması istenen değil de
    İçimde taa içimde senin için atan bir kalbin feryadı,
    Haykırışı bu sevdiğim.
    Sana ulaşamasam da,
    Biliyorum ki zavallı kalbim
    Sana ait her şeyi saklıyor en gizli yerlerinde
    Kanlı ve uykusuz gözyaşlarımın
    Her gece aynalardan süzülmesi gibi acı veriyor uzaklarda oluşun.

    Biliyorum beni sevdiğini
    Acıyı tattığını da benden uzaklarda
    Ama hiç bana sana ait bir şeyi vermedin?
    Acı tek taraflı olsaydı,
    Ne yürek dayanırdı ne yaşamın bir anlamı olurdu.
    Ama yokluk kötü sevdiğim.
    Bir beden olmak isteyen yüreklerde ayrı ayrı yaşamak kötü.

    Sana her fırsatta koşmak isterken beni durdurmaların,
    Yüzüne hasret kaldığım günlerde
    Beni ısrarla kırışlarını hiç anlamış değilim.
    Eminim yine okuyunca bu şiirimi büzeceksin dudaklarını
    Ve eminim ağlayacaksın.
    Ağlamak seni ben yapar sevdiğim
    Ve beni sen yapanda içimde senin için yanan bir kalple yaşamak.
    Her gün Üsküdar’da oturup kendimi dinlerim
    Oysa konuşan sendin hep benimle,
    Ne martıların vapurlara takılışı,
    Ne işportacıların bağırışıydı fark ettiğim.
    Ben denizi seyrederken gözlerinde boğulmayı sevdim.
    Yosun tuttu gözyaşlarım sensizliğin dalgalarında.
    Gözlerim ve ben her Üsküdar’a inişimizde
    Bir gün seninle bir bankta oturup
    Sadece ve sadece hiç konuşmadan gözlerine bakmak istedik.

    Kaç zamandır bir hüzün dolaşıyor odamda.
    Duvarlar bir şeyler söylüyor sanki
    Adım adım yok oluşumu izliyorum
    Her batan güneşin karanlığı getirmesiyle.
    Sabahlara kadar uykusuz gözlerimle uzaklara,
    karanlıklara bakıyorum mütemediyen
    Kayan her yıldızda tek bir şey diliyorum?
    Ve Senin için yalvardığım namazlarda secdeye kapanıp
    Rabbime ettiğim dualarım,
    Tuttuğum dilekle aynı olması ve sonra umudumu yitirmeden
    Rabbimin bir bildiği var deyip
    Kabul olmadığında dualarımın
    Tekrar tekrar yalvarmalarım.

    Seni okyanusların diplerinde
    Bir midyenin içinde ki
    İnciyi görme ihtimalimin olmadığı gibi kabul ettim aşkım
    Ve seni hiç ulaşılamayacak dağların zirvesinde
    Koklayamayacağım bir çiçek olduğunu fark ettiğimde
    Tek bir şey düşündüm?

    Dokunamadan tenine,
    Öpemeden öpülesi dudaklarını mahşere erteledim vuslatı.
    Ben o kargaşada ne yaparım bilmem ama
    İnsan mahşerde sevdiğiyle beraberdir derler
    Seni seviyorum meleğim.

    Acımasız olan ne sensin ne de ben,
    Bize gümüş tepsiyle sunulan hüzünlü bir hayat sadece
    Ve kabul etmesi zor olan bu ayrılıklara katlanmak sanırım.
    İnsan yaşamın değerini
    Yüzü ve kalbi güldüğünde anlıyor
    Anlıyor ki ölüm sadece toprağa girmek değil
    Ve nefesi kesilene kadar yaşadığı her şeyin
    Gözlerinin önünden geçmesi değil.
    Ölüm sensizliğin sadece yaşarken verilen cezası sevdiğim.

    Seni bulduğumda sevgi anlam kazandı
    Her anımsadığımda yaşamamım oldu gülüşlerin
    Hiç tükenmedi içimde senin için yanan ateş
    Ve ben o ateşle yanmayı,
    Sırf seni sevmek olduğu için
    İnan bana çok sevdim.


    Oysa
    Eğer yanımda olsaydın
    Yaşama daha bir sıkı sarılacaktım..
    Şimdi ölüm ne anlam taşıyor?
    Yaşamak ne anlam?
    Hiç anlayamayacağım
    Sensiz bedenim toprağa girmedikçe
    buda sana yazılmış şiirlerrin en güzelilidir benim yüreğimde

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 21:00

    Göğsümde Uyu (Aşkım)


    Uyu yarim uyu
    Göğsümde uyu
    Nefes bile almam
    Göğsümde uyu
    Ben senin için
    Sen benim için
    Yaratılmışız
    Seni kocaman öpüyorum

    Yar dur beni dinle ne olur gitme
    Sana ben aşkımı kalbimi verdim
    Aşkım ölümüne kadar yanındayım
    Aşkım ölümden sonra yanındayım

    'Biliyormusun seni her an içimde hissediyorum aşkım'

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 21:00

    Aşkın kolları var mı?
    Sımsıcak saran, ihanet etmeyen!
    Değer kıymet bilen...

    Aşkın adresi var mı?
    Caddesi, sokağı, numarası olan!
    Kaldırımda yürüyen insanları?
    Veyahut günahları...

    Aşk ne demek?
    Nasıl şey aşkı tarif etmek?
    Duyguları hissetmek.
    Bazen de çekip gitmek.
    Bazen beklemek! ...
    Bazen özlemek! ...
    Bazen Kabullenmek!
    Bu mudur Aşk?
    insana her zorluğu aştıran.
    Bu mudur kısmetinde var olan?
    Aşktır, insanın canını yakan.
    Gündüzleri dolaştıran,
    Geceleri kabuslaştıran.
    Aşktır, hayallere yelken açan!
    Kavuşmak mı titretir bacakları?
    Dokunmak mı soğutur elleri?
    Sevmek mi dondurur bu bedeni?
    Aşktır, uçuran, çocuklaştıran bu kalbi...

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 21:00

    Yazımı kışa çevirdin
    Bak gözümde yaşa Leylam
    Viran oldu evim yurdum
    Ne söylesem boşa Leylam
    Mevlam ayrılık vermesin
    Gökte uçan kuşa Leylam
    Aşkınla yaktın sinemi
    Aldın gittin benden beni
    Viran eyledin hanemi
    Çaldın taştan taşa Leylam
    Viran eyledin hanemi
    Vurdun taştan taşa Leylam
    Böyle kader böyle zulüm
    Gelir gali başa Leylam

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 21:00

    Ne küsmeyi bilirsin,ne de barışmayı..
    Sevgin kavganla bir gelir..
    Ne susmayı bilirsin,ne de tartışmayı..
    Ölüm ecelden önce gelir..

    Bırak hep böyle kalsın
    Bu ateş uzak yansın
    Bir araya gelirsek
    Sen beni yıpratırsın..

    Gel desen..Gücüm yetmez
    Yıllar seni yüzüme vurur..
    Arsız gönlüm acılardan utanmaz
    Yine sana aşık olur..

    Ne benle olabildin,ne bensiz kalabildin..
    Aşk içinde aşkı öldürdün..
    Ne vazgeçtin kendinden,ne kendin olabildin..
    Hergün canımdan can tükettin..

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 21:00

    Bir gün masal âlemindeydim bir gün korkunç bir kâbusun içine girdim. Beni bana sormaya sözcük yok. Hepsini tükettim. Sildim buruşturup çöpe attım bir daha da bulamadım. Kaçmak istemiyorum pes etmek yok direnmek istiyorum hayata bağlanabileceğim ne kadar ince çizgi varsa hepsine tutunmak istiyorum ama o sağlam güç yokken yapamıyorum. Sıfır noktasına gelmek istemiyorum. Çok sevdiğim, çok sevildiğimi bildiğim kişilerin GİT ARTIK demesi değil bu hikâyenin sonu… Hayır, bu olmamalı. Ben gidemem ki o yürekten. Bir kar tanesi bir yağmur damlası olur yağarım şehrine. Toz olur düşerim omuzlarına. Saçlarında aklanırım belki. Yürüdüğü yollarda yürürüm kim bilir… Ama ben ondan gitmem… GİDEMEM.


    Her şey karma karışık. Belki de ben karamsarım. Aydınlığı beğenmeyip karanlıktan korkan ben her şeyin sebebiyim. Göz pınarlarından süzülen yaş olmak isterken sıktığın yumruğun kenetlenen dişlerinin sorumlusu BEN… Koskoca evrende önüne sunulan değerleri görmeyen acı çektiğini sanıp acı nedir bilmeyen ben bencilim. Ama verdiğim sözü unutmadım MÜKEMMELİM, HARİKAYIM, KENDİMİ SEVİYORUM bunlar silinmedi lügatimden. Asla silinmeyecek. Sen de öyle. Kocaman uçsuz bucaksız denizlere yelken açan SEN, sen gitmedin benden. Bitmedin bende. Demir attığın her limanda umut karşılayacak seni. Dokunacak omzuna benim yerime, yapma be kaptan diyecek. Döndür rotanı masmavi sulara, gitme bitirme seni bekleyen buruk yürekleri diyecek. Ve ben biliyorum ki o kaptan asla rotasını şaşırmayacak. Kocaman bir dalga kadar büyük yüreğine daha çok dalgalar ekecek. Durgun denizlerde yol alırken daha çok dalacak gözü enginlere. Gelecek gittiği yerden.


    Ben geldim GİTMİYORUM! Diyecek….

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:59

    Adın kalp mi her neyse
    Yeter artık DUR.
    Atma...
    Taşıyamıyorum ritmini, sığmıyorsun göğsüme anlasana.
    Git bu bedenden
    Ben yorgunum.
    Bırak uyuyayım biraz...

    Yordu beni olur olmaz atışların.
    Hep büyüktün, hep kocamandın
    Hiç durmadan birilerini aldın içine
    Bana hiç sormadın

    Tek yaptığın Değişken ritimlerle atmak oldu

    Senin sesini dinliyorum görmüyor musun?
    Evet! Kalp misin nesin...
    Seni dinliyorum.

    Heyyy sen
    Acı verme bana

    Sen de mi dar geliyorsun sol yanıma yoksa?

    Onun için miydi beni boğmaların...

    Hadi

    Var git yoluna

    Git ki sensiz nasıl yaşanır öğreneyim,
    Git ki yarım bıraktığım mutluluk oyununa kaldığım yerden, bu kez sen olmadan devam edeyim...

    hadi git! ! !
    Git

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:56

    Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan 'Bu kuşun kanadı neden beyaz değil? ' diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, 'Ama senin için şunu yaptım' derken o, 'şunu yapmadın' diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. 'Peki o ne yaptı' deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. 'Acılara tutunarak' yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:56

    Yüreğimin Kanadını Kırasım Geldi


    Ah! Benim hercai yüreğim..
    Vazgeç bu sevdadan.


    Kaç kere umut sofrasına oturup, her seferinde boynunu bükerek sessizce aç kalktın? Uslanmadın mı! Sen ne zaman bu konuda hayal kursan gerçekler o hızla kaçtı senden. Umutsuz yaşamak nedir hala öğrenemedin! Ne kaldı ki, hayal ediyorsun?
    Dokunduğun yürek artık çok değişti kabul et. Gri ve ışıklı bir gecenin pencerene dolmasına izin verseydin aylar önce, görecektin aşkın seni nasıl da yaktığını.Güçlüyüm deme! Gücün bitti artık. O, artık çok uzaklarda aşk şarkıları söylüyor ellere.Başka başka tenlere dokundukça gökkuşağı açtırıyor yüreklerde.Yedi mevsimin solgun tüm çiçekleri bizim yanı başımıza çöreklendi anla artık! Gitmeliyiz.
    Her çalan telefonda büyüyüp - küçülme dayanamıyorum! Yok etmeyi bilmek gerek kendine gel: Öleceğim.Uyurken bile hızla çarpan hallerinden usandım artık.Kopup gidecekmişsin gibi geliyor benden.
    Gözlerimle belirsiz bir biçimde bir araya gelişlerin de canımı sıkıyor. Olur olmadık zamanlarda ağıtlar yakmak hiç hoş değil. Müzik bile dinleyemez oldum sayende; tansiyonumu yükseltecek kadar gümbürdeyip dengemi bozuyorsun. Kişisel denklerimi dahi alt üst ettin..Gecenin kör vaktinde, yangınını gevezelikle geçiştirmek için tüm enerjimi harcıyorum.Ne zoruma!
    Tozu yerinden oynatmak başımıza bela açacak.Bizim aşk kalemiz yıkıldı.Kapat bu sayfayı; kanadını kırasım geliyor!

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:55

    DENİZ KABUKLARI
    Tanıştıkları sahilden toplamıştı o deniz kabuklarını. Ege’den, kekik kokusu
    ve mavinin ortak yeri, Ege’den çıkan bu ilişki, o deniz kabuklarını da
    İstanbul’a getirtmişti kekik ve mavi kokan bu ilişkiyle beraber. Saatlerce
    sürmüştü sahilde o birbirinden değişik deniz kabuklarını toplamak, ve bir
    İstanbul kışında en güzellerinden sevgilisiyle küpe yapmışlardı beraber.
    Şimdi ağlayarak yere boşalttığı o deniz kabuklarıydı. Kızın bakışları
    donuk bakıyordu yere dökülen deniz kabuklarına. Ağlayarak bağırıyordu,
    bildiği halde amaçsız çırpınmanın faydasızlığını. Yere dökülen kabuklar gibi
    dökülüyordu bir bir umutları.
    Onu kaybetmişti, sevgilisini kaybetmişti ve en güvendiği yerden,
    ilişkisinden kan kaybetmiş, ilişkisini kaybetmek üzereydi. O donuk bakışlar,
    sözlerinin ona ulaşmaması, dökülen deniz kabuklarının o yeşil halıda birer
    ölü gibi yatması, sonucu belli ilişkisiyle yalnız kalan adamı iyice
    boğuyordu.
    Yalnız kalakalmıştı, sevgisiyle, aşkıyla, onunla kurduğu yaşamla yalnız
    kalmıştı. Hiç düşünmeden sinsice gelen ayrılığı birden içinde hissetmişti.
    Yıllar önce sevgilisinin ayrılık acısı nerde olur biliyor musun, karnın
    oralarda, midenin altında bir yerlerde diye tanımlamasını şimdi o acıyı
    tamda dediği yerde yaşayarak hissediyordu.
    Hiçbir yere sığdıramadığı sevgisini sahipsiz bırakan yüze baktı, deniz
    kabuklarına. Araların da ki ayrılığı derinleşen uçurum gittikçe büyürken,
    aynı tarafta kalan ilişkisi ve o bakakaldı deli gibi sevdiği o yüze,
    uçurumun öbür ucuna, kaybetmişti.
    İçine batan onca acı ve biriken onca çaresizlikle, ıslak kirpikleriyle
    ona baktı. O sahili düşledi, her şeyin başlangıcı o maviyi. Ege’nin o mavi
    kıyısında başlayan her şey, İstanbul’un göbeğinde ara sokakların o eski
    evinde son buluyordu, kaybederken kendini, son, bulmuştu ve kazanırken
    kimliğini, ete kemiğe bürünürken ayrılık, sessizlik derin bir çığlık gibi
    sarıp sarmalıyordu adamı. İstanbul bekliyordu onu şimdi, sessizce kucaklayıp
    sarıp acılarını dindirecek sokaklar bekliyordu, bir anne huzuruyla sıcacık
    ve bir orman kalabalığı ve dinginliğiyle yok olmak için İstanbul.

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:55

    Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
    Her şeye rağmen, şanslı biriyim ben!
    Hiç ağlamadığımdan değil; çok akıttım gözyaşımı içime...
    Hiç kaybetmediğimden değil birini...
    Çok yandım ciğerimden; baktığım her yere, sevdiklerimin yüzünü kazıdı hasret...
    Yıldızlarla doluydu gökyüzüm; kapkara bir boşluk bıraktılar kayanlar... Bir daha asla
    dolduramadım.
    Gidene soramadığımdan, kalanın ıstırabı daha çok sandım.
    Hiç ihanete uğramadığımdan da değil; yarası her zaman taze, birkaç hançerle dolaştım
    durdum sırtımda; hem öfkelendim, hem anlamsız geldi kızmak.
    Herkesten farklı değildi başımdan gelip geçenler....
    Herkes kadar ağladım, herkes kadar yandım.
    Acısız olmuyordu ki hayat!
    Ağlamaktaydı bereket, yağmurda ıslanmadan yeşermiyordu ki toprak!
    Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne...
    Mutlu bir çocuktum ben!
    Kalabalık bir ailenin sevgisiyle büyümüştüm. Bir sürü arkadaş, bir sürü oyun; kuyruğuna
    tutunmuştum kırmızı bir uçurtmanın...
    Hayat hep veriyordu, alacağı günleri hiç düşünmemiştim.
    Sancılıydı ilk gençlik!
    Şimdiki hüzünlerimle, o zamanları karşılaştırdığımda, çocukluk deyip geçiyorum.
    Ah, nerdesiniz 17’lik dertlerim!
    On yedimde başlamıştı hayatla kavgam.
    Artık sadece, tartışıyoruz.
    Acıya alıştığımı söyleyemem hala; hele, nasır tuttuğunu kalbimin...
    Unutmayı becerdiğimi de söyleyemem; asla unutamadım, kusurluydu hafızam; almayı biliyordu
    da silmeyi, asla!
    İyi ki hatırlıyorum!
    Yaşamımdan çıkanlara kızmıyorum; öğrettikleri her şey için minnettarım. Bir zamanlar,
    doyasıya güldüğümüz içindi uğurlarken akıttığım göz yaşlarım... Paylaştıklarımız kadar
    değerliydiler.
    Paylaşamayacaklarımızın adıydı hasret!
    İhanete de alışamadım elbette; ama, edenlere de eyvallah! Kir tutsa da kin tutmaz
    yüreğimiz. Az şey sayılmaz, utanmayı bilmeyenden öğrendiğim; sırf bu nedenle bile
    affedebilirim.
    Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
    Şanslı biriyim ben!
    Mükemmel bir anne-baba; harika kardeşlerimle; hem büyük, hem mutludur ailem!
    Eski-yeni fark etmez; hem köklü, hem sınanmıştır dostluklarım!
    Kolay yere gelmez sırtım; ne yaparsa yapsın, kolay vazgeçmem hayattan!

    Kokladığım gülleri, teker teker solduracak biliyorum. Asla hazır olamayacağım acıya; ama,
    çekmeyi de öğrendim artık. Bütün duyularım açık, elimde suyum, yüreğimde umut, güllerimin
    yanındayım.
    Az şey midir, biteceğini bildiğin bir hayatı son nefese kadar paylaşmaya hazır olmak.
    Ve baş kaldırmak ölüme, sonsuza kadar, sevip hatırlayarak...
    Zaman bir değirmen; keder girer, hüzün çıkar kapıdan...
    Ben de toy girip, olgun çıktım içinden....
    Bakmayın dertlenip içlenmeme; yağmur yağar, toprak kokarım; güneş açar, çiçek!
    Sadece,
    Güneşli günlerde kalem oynatmaz yürek!

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:55

    Bir Tatli Hayat

    bir nazli bebe hayat
    dokunsan kirilir dagilir ele
    dökülür yere
    bir nazli bebe hayat
    dile deger incinir
    bir nazli bebe

    bir tatli hayat gülüm
    düste yasamak mutluluklari
    güne dogarsin
    emegim olur asim olursun
    nefesim olur umut olursun
    bir tatli hayat

    bir tatli hayat gülüm
    seninle olmak
    bir barisik bir küs
    aninda kirilip aninda gülmek
    oyuncagim gözyasi
    çocuk yüregimde bir tatli hayat

    bir tatli hayal canim
    senle yasamak
    beklemek özlemek
    hasretlik çekmek umuda gülmek
    bir tatli hayal canim seni yasamak
    bir tatli hayat

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:54

    Ruhumun Tüm Kötülüklerden Koruyan Bu aydınlığın Diyer Adı
    Bir çift ela gözün çimen yeşiline çalan kıvrımlarında gördüm ilk; bir adamın
    bir kadını ancak bu kadar sevebileceğini... Gözlerine yansıyan bakışlarımda,
    bir adamın ancak bu kadar sevilebileceğini gördüğüm gibi...
    Kimse senin gözlerinle bakmamış bana, ben kimsenin gözlerinde yitip, o
    gözlerle seyre dalmamışım dünyayı; senden önce... Aşk; aşk olalı böyle bir
    hal, böyle bir duruş yakalamamış bir çift gözbebeğine cennet bahçelerinin
    gölgesi gibi inen, her biri yüreğimi tam da orta yerinden vuran
    kirpiklerde...
    Kokundan tanıdım seni... Yıllardır arayıp da bulamadığım o koku... Deniz
    kokusu kadar büyülü, yabani leylak kokusu kadar baştan çıkarıcı, bebek
    kokusu kadar saf, taze ekmek kokusu gibi sıcacık. Bir yandan da gibi'si
    olamayacak kadar tanımsız... Başım nasıl dönmez şimdi benim? Önüm sıra alıp
    gitmek varken bu kokuyu, arkamı dönüp de uzaklaşabilir miyim senden? Sana
    karışıp, kaybolmak, seninle bir olmak varken...
    Dudaklarımı yakıyor hasretinin buruk tadı... Ama o hasret ne de güzel
    acıtıyor biliyor musun... Ne de güzel sızlatıyor ince ince. Senin yarin;
    sabır eyliyorsa böylesi bir özlemi, bil ki canından çok seviyor seni. Bil ki
    vaktini saatini bekliyor vuslatların en güzelinin...
    Uykuların en derininde kıpırdanıyordur şimdi dudakların, kimbilir hangi
    ben'li rüyanın en tatlı yerinde belli belirsiz mırıldanıyorsundur sevdiğini.
    Bense uykusuz bir gecenin koynunda dört harf seçmişim alfabeden, ismin diye
    döndürür dururum dilimde. İsmin, susuzluktan ölsem bile içmeye kıyamadığım
    bir damla su...
    Sana kavuşacağım ana dek geçecek tüm saatler, kollarında olacağım zamana
    takvim dokumuş bütün günler nasıl adınla başlıyorsa, içime çektiğim her
    nefes de adınla doluyor bedenime... Verir vermez nefesimi, hızla içime
    çekiyorum yine, ya kaybolursa ismin bu odanın içinde? ! Ya ölürsem; hem de
    sırf bu yüzden? ...
    Güneş, ilk ışıklarını nice alemlerin üzerine yaymak, nice karanlıkları
    aydınlatmak için nazlı nazlı süzülürken ufuktan gökyüzüne doğru, benim güzel
    gözlü meleğim de salacak bakışlarını dünyamın üzerine ki anlayayım gecemin
    güne kavuştuğunu... Yaşamımın en büyük müjdesi, en büyük aşkı, duy bu
    dediklerimi: Her ne geldiyse başıma seni bilene dek; bin beterine razı
    olurdum yine; ödülün yine 'sen' olacağını bilsem. Ben talihsiz sanırken
    kendimi, meğerse ne büyük bir sınavdan geçiyormuşum! Meğerse diyetini en
    başından ödüyormuşum şimdiki mutluluğumun. Çok dua etmişim; bir o kadar da
    almışım demek ki, sevabım günahımdan çokmuş demek ki. Bilmem ki şimdi nasıl
    şükretmeli? ...
    Hem içimdesin; hem dışımdayım. Hem bendesin, hem sendeyim... Ruh ikizim,
    eşim, aşk metalinden bir ferman yazıyor parmağımda; sen diye sevip
    okşadığım... Hani bir gece, gül yaprakları arasında bana sunduğun, taktığım
    gibi parmağıma kazınmış sevda mühürün... Hiç korkmayasın bensiz kalmaktan,
    hiç korkmayasın ellerimi tutmak isteyip de dokunamamaktan. Öyle bir yazgı ki
    bu; öyle bir 'bir' olmak ki, bizi ayırmaya kimsenin gücü yetmez, biri ikiye
    bölmeye kimse cesaret edemez.
    Şu ömür dedikleri rüyanın içinde sen bulmuşsun ya beni, daha ne isterim ki
    hayattan? Başka ne için yaşanabilir ki bundan sonra? Sadece senin için; sen
    diye, seninle... Senin gülüşün, sesin, nefesin, tenin olmadan tutunamam
    artık hayata, çünkü bana kendini tertemiz aşkından süzüp de getirdin sen;
    onca pisliğin arasında can çekişirken bu yorgun dünya... 'İnsan' olan insan
    sevince, sevdası da 'sevda' oluyormuş demek; görmemişim ki senden önce...
    Yalanları, yamalı hırsları, küçük hesapları, sinsiliği; sahte aşkları ile
    kuşatıp her önüne gelene lütufmuşcasına dağıtanlara ibret olsan keşke;
    yüreğinin saflığıyla, dürüstlüğünle... 'Böylesi de varmış' dedirten
    yüreğinle, beni gerçek aşkın güzelliğine inandıran yüreğinle...
    Geçmişin tüm puslu izleri silindi gitti, dün de sensin bugün de. Yarın
    varsa, senin için var. Görür gibiyim gelecek günleri, bembeyaz; kollarında
    yaşlanıp giderken saçlarıma düşecek tel tel aklar gibi... Olmazı 'ol' deyişi
    ile olur kılan yüce tanrım yüzünü bana senin yüzünde göstermiş demek ki...
    Bu yüzden biliyorum ki, ne geri dönüşü vardır bu yolun, ne de sonu...
    Tüm kelimeler, senin dünya üzerindeki varlığını bildiğim gün yeni baştan
    vücut buldular, gerçek anlamlarına o zaman kavuştular. İşte bu yüzden
    'sevgilimsin', işte bu yüzden 'seni seviyorum'... İşte bu yüzden ruhumu tüm
    kötülüklerden koruyan bu aydınlığın diğer adı; 'aşkın sen hali'....

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:54

    mevsimsiz açan bir çiçekti açelya
    yüreğimin yangınlarında

    daha dündü
    şafağın söktüğü saatlerde
    düşlerimdeki meleğin
    ıslak bir öpüşüyle uyandığım
    mutluluğumdun

    an kulağımda kalmış
    ince toz zerrecikleriydi fısıltılarında
    açelya takmıştım saçına
    ayaz keserken parmak uçlarımı
    tebessümümdün

    sarı saçların dökülürdü ak gerdana
    güneş gibi doğardın
    ve ben derinliklerimde
    gül bahçesi kurardım
    gülümserdim

    senli zamanlarım
    doğudan batıya esen lodos ılıklığıydı
    falezlerimde yankılanan
    coşkun nehirlerin çağlayanıydın
    coşan yüreğimde

    güzelliğin dillere destandı
    ayak seslerinde hayat bulurdu
    sokak ve ben
    bekleyişlerimde son durak olurdun
    ümitle

    maviler giyerdim geceye inat
    akşam sefaları açardı
    mevsimsiz çiçekler
    gözlerinden içerdim kahvemi
    hecelerim coşardı

    ve şimdi sensiz anım bile yok
    nefes nefese varlığın
    su gibi berrak meleksin
    mevsimsiz filizlenen
    sen benim ilkbaharımsın

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:54

    Aynanız Ağlıyor mu?
    Duru bir sudan daha derindi ayna. Binlerce demir parçasının ateşte eritilip bir bütün demir parçası elde edildiği gibi onu da kim bilir kaç kum tanesinden elde etmişler, içine kim bilir daha neler katmışlardı.

    İlk halini hatırlıyor, kendini göremiyordu... Yeni doğmuş bir çocuk gibi şuursuzdu.

    Bir yanı siyah giyindiği gün içi gibi her yeri ışıldıyordu. Hele altın rengindeki çerçeveye sahip olduğu gün tacını giymiş kral gibi gülümsüyordu.

    Beyaz bir duvara asıldı. Artık sırtını dayadığı duvara bir çivi ile bağlanarak onunla dost olmuştu.

    Yaşamın bir penceresi olmuştu. Her şeyi olduğu gibi gerçek, tarafsız ve yorumsuz yansıtan bir pencere.

    Ağlayanla ağlıyor, gülenle gülüyordu. Görmek istediği gibi bakanlar oluyordu aynaya. Onlara görmek istediklerini göstermenin, içinde açtığı yarayı anlayabilmek çok zordu.

    Maskeli yüzlerin maskesiyle karşılaşmak, yüreklerindeki acımasızlığın riyanın vefasızlığın yüzlerine akseden yönleriyle karşılaşmak kolay değildi.

    Özellikle geceleri, son ışık da terk edip gittiğinde, ayna sessiz sessiz ağlıyordu. Bazen kendi gözyaşlarını siliyor, bazen de yakalanıyordu. Neyse ki sıcaklık farkından oluştuğunu düşünerek siliyorlardı üstündeki damla damla yaşları. Oysa ayna ağlıyordu.

    Kimi zaman yalnız başına kaldığında, bir gün dilinin çözülüp kendisine bakanlarla konuşacaklarını karşısında birine söyler gibi kendi kendine konuşuyordu:

    'Siz insanlar ne tuhafsınız. Olduğunuz başka, olmak istediğiniz başka. Aradığınız başka, bulduğunuzu sandığınız daha başka. Dört bucakta aradığınız huzurun yanı başınızda olduğunu inatla görmek istemeyen garip varlıklar.

    Bir gün ellerinizi şakaklarına dayayıp karşıma geçseniz... Düşünseniz... Kendi gözlerinizin içine baksanız derin derin. Her şeyin çaresini bulacaksınız. Huzurun, başarının, dostluğun, sadakatin, samimiyetin ta kendisini...

    Sorun da içinizde, çözüm de... Maskeyi yırtmanın yolu da bu...

    Bir kalem alıp elinize kendinizi çizseniz yüzünüzü nasıl çizersiniz. Masum çocukluğunuzun kaybolan hüznüyle mi?

    Ya benim halim? ... Sizi her saniye görmek istediğiniz şekille resmetmek zorundayım. En zoru da; olmak istediğinizi anlamakta çekiyorum.

    Nelerinizi görmüyorum ki... Benden ayrı olduğunuzda yaptıklarınızı bile okuyorum yüzlerinizde.

    Bazen uyarmak istediğim oluyor sizi, olduğunuz gibi gösteriyorum. 'Şimdi kötü görünüyorum' diyorsunuz. Yine de kötü olduğunuzu kabullenmiyorsunuz. Sizin üzdüklerinizi unutup, sizi üzmekten korkarak eski halime çekiniyorum.

    Az da olsa gözlerinizin içinin güldüğü oluyor. Bazen ilahi bir lütuf gibi samimice gözlerinizin yaşardığında sizi, ne çok seviyorum.

    Gerçek hayatta yaptıklarınızı romanlarda, hikayelerde, filmlerde bir başkasının yaptığını gördüğünüzde; sanki onları siz yapmamışçasına mağdur olandan yana olup sizi temsil edene kızıyorsunuz. Ne büyük çelişki? .

    Ben aynalığımdan utanıyorum. Ama siz...

    Kendinize böyle yabancı olmasanız... Biraz olsun ruhunuzu dinleseniz karşımda. Kendinizi sorgulasanız...

    İçinizden birinin dediği gibi Suçlarınız yüzünüzde görünseydi biz aynaları satın almazdınız' Yüzünüzde maske var. Yaşlanınca maskeyi bir parça çıkarıyorsunuz. Bu kez de, aynalar yalan söylüyor diye yalancılıkla suçluyorsunuz.

    Görmeyi bilseniz, görmek isteseniz, her biriniz bir ayna. Ama siyah gözlüklerle gizliyorsunuz gözlerinizi. Cenazelerde ağlamadığınız bilinmesin, dışarıda nereye baktığınız fark edilmesin diye.

    Merhametin yokluğu, kıskançlığın hakimiyeti belli olmasın diye.

    Yalan söyleyen dudaklarınızı boyalarla kapatıyor, kirlenen yüzünüzü fondötenlerle kremlerle örtüyorsunuz.

    İmrenilecek halinizde yok değil. Siz, yanlışlarınızı bana göre çok kısa hayatınızda kolayca taşırken, ben doğruluğu sonsuza yakın taşımak zorundayım.

    Fanilik bazen, ne güzel diyorum.

    Bir tırtılın kelebeğe dönüştükten sonraki ömrü, gül bahçesinde de geçse en fazla bir gün.. Sizlerin de atmış, yetmiş, nihayet yüz yıl... Bu süreler içinde yer, içer çoğalır; dilediğiniz gibi yaşarsınız. Her gün üzerime konan karasinekler bile 3 gün yaşar.

    Oysa ben büyüyemem, çoğalamam. Sekiz bin yıl önce Çatalhöyük'te var olan en eski atam bile sizin elinizde. Rahat bırakmamışsınız...

    Sizin toprak olma hakkınız var. Biz aynaların kuma dönüşme hakkımız yok nedense? '

    Ayna böyle söylüyor, kırılgan bir yürekle hayata tutunmaya çalışan insanlar gibi, beyaz duvara ufacık bir çiviyle tutunuyordu.

    Duvar bir gün 'yeter' dedi.
    Çivinin prangasını çözdü.
    Ayna yere düştü.
    Kırıldı.

    Şimdi ayna bir köşede özellikle geceleri, son ışık da terk edip gittiğinde, sessiz sessiz ağlıyor. Her şeye rağmen kendi doğrularıyla var olmanın mutluluk gözyaşları bir yandan; eğilenlerin, bükülenlerin açması haline yönelik hüzün bulutları diğer yandan. Sahi sizin de aynanız var mı? Aynanız ağlıyor

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:53

    Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu

    O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
    arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

    Dayanılması o kadar da zor değildir,
    büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

    Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

    Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
    çalınan birinin kalbiyse eğer.

    Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
    insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

    O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
    hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

    Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
    kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

    Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
    öylesine delice bakmasalardı eğer.

    Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
    kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

    Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
    son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

    Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
    meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

    Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
    beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

    Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

    O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
    yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

    O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
    son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

    Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
    her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

    Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
    dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

    Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
    namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

    Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

    Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
    sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

    Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
    kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

    İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
    kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

    Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

    Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
    kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

    Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
    Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...

    Evet Sevgili,
    Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
    kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer! !

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:53

    Canıma can katar...


    Bir kırmızı gül açılır gecenin içinden ruhuma,
    Kokusunu hissederim uzaklardan,
    Canıma can katar...

    Öperim o gül teni düşlerimde,
    Özlemim sinemde yanar.....

    Sabah olur,
    Hissederim kollarımda yatar

    Radyo da sabah türküleri başlar sonra,
    Yollar uzak gelemedim,muradıma eremedim....

    Gözümden iki damla yaş akar.....

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:53

    ____________________________________________##############
    ___________________________________________###################
    __________________________________________#####################
    __________________________________________######################
    ___________#####_________________________#######################
    ________###########______________________########################
    ______###############____________________########################
    _____################____________________########################
    ____###################__________________########################
    ___#####################_________________#######################
    __######################__________________######################
    __#######################_________________######################
    _########################_____###############################
    _########################___################################
    _#########################_###########_______#################
    _###################################___####___############
    _###########################_____###__#____#__########
    __########################___###__##________#__#####
    ___######################___#______#___________######
    ___######################__#___________####_____######
    ____####################___#__#####___#____#____######
    _____##############_####_____#_____#_#______#___#######
    _______##########__#####____#______#_#______#___#######
    _________######___######____#_______#_#_###__#__#######
    __________________######____#___#####_######_#__#######
    __________________#######____#_######__######___#######
    __________________########___#__#####__######_###______##
    ___________________#######____################__________#
    ___________________########____####_########___#_________#
    ___________________########____#___##########____________#
    ___________________#####___##_##__###########__###_______#
    ___________________#_________#____###########___#_#_____#
    __________________#_______________##########____#__#____#
    __________________#_________##______########____#_______#
    __________________#________##_______######____#_______#
    ___________________#______#__#_______________##______#
    ___________________#__________#___________####___#_##
    ____________________#__________##______#######__###
    _____________________##__________#########__##__##
    ______________________#______#_____####_____#__#
    ________________________########____#__#___#__#
    ___________________________######____######__####
    _______________________#############______########
    ___________________################################
    _________________########__########################
    ________________########__##########################
    _______________########__############################
    _______________######_______________#################
    _______________#####___________________###############
    ________________###____________________################
    ________________###___####_____###________###_#########
    _________________#___######___#####_________#__#########
    _________________#___######__######_________#_#########
    ________________#___######__#######__________##########
    ________________#___######__#######__________####_####
    ________________#____####___#######__________#########
    ________________#____###____######___________########
    _________________#___________####____________######
    _________________#___________________________###
    _________________#__________________________#
    _________________#_____SEVGİNİZ ___________#
    __________________#_________________________#
    __________________#_____ASLA_________________#
    __________________#__________________________#
    __________________#____________EKSİLMESİN ____#
    __________________#______#__#___________ ______#
    __________________#_______##_#_______________#
    ___________________#________###___________##
    ____________________####______#______######
    ________________________####################
    ___________________________#######_#########
    ____________________________#######_#########
    _____________________________#######_#########
    ______________________________#######_########
    _______________________________#######_#######
    ________________________________#######_#######
    _________________________________######_#######
    _________________________________#######_#######
    ________________________________#_################
    _________________##########______#___###__######_______###########
    _______________##_________###___###___##__######______#___________####
    _____________##______________##___##___##___####______#_#####________###
    ____________##_________________##__#___#_#__________#_#_________________#
    ____________#____________________#_#____#_#________#_#__________________#
    ____________#___________İ__________#_#___#__#______#_#___________________#
    _____________#_____________________#_#___#_______#_#____________________#
    ______________#_____________________#_#__#______#_#____________________#
    _______________#_________________________##________#___________________#
    ________________#____________________#__####_________________________#
    _________________##____________________#____##______________________#
    ___________________##_______________###_______##___________________#
    _____________________###############____________##_______________##
    __________________________________________________#####________##
    _______________________________________________________########

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:52

    dost musun?
    Öyleyse canın canımdır...
    Aynan olmalıyım...
    Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi...
    Hem sakınmadan, mertçe...
    Hani bilirsin, esirgemem lâfımı,
    Ne şekil gelirse, öylece...
    Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,
    Seni de dupduru isterim karşımda...
    Dostsan,
    Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!
    Arkamdan şikayetlenme!
    Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme!
    Lâf değil, icraat beklerim senden!
    Öyle bak ki, hislerini görebileyim...
    Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...
    Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!
    Dil dönerken söylenmeli her şey...
    Kulak duyarken anlatılmalı...
    Göz bakarken bakmalıyım sana...
    Can sağ iken sarılmalı...
    Keşkelere meydan vermemeli hayatım,
    Pişmanlıklarla yoğrulmamalı....
    Hayır!
    Dirime selâm vermeyen,
    Ölüme de fazla yaklaşmasın!
    Dostsan, ölmemi bekleme!
    Haklıysam, yaşarken savun beni!
    Yaşarken yanımda ol!
    İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!
    Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!
    Her söylediğimi onaylaman şart değil...
    Her yaptığımı beğenmen de gerekmez...
    Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!
    Yadırgayabilirsin beni,
    Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma...
    Kandırmanı aslâ kabul edemem!
    Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,
    Beni, bana sormadan yargılama!
    Her yediğimiz aynı olmaz belki,
    Her dakikamız birlikte geçmez...
    Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,
    Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım...
    Belki her çağırdığında gelemem fakat,
    Derdine ortak ararsan, koşarım...
    Ben de herkes gibi insanım elbet,
    Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
    Senin işin bu değil!
    Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında...
    Dostsan,
    Küçümsemeden, küfretmeden,
    Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma...
    Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım,
    ama...
    Yorulduğum zamanlarda,
    Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına...
    Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim
    Ve bir deli kadar art niyetsiz...
    Uğruna seve seve hesabı şaşırırım...
    Görmezden gelebilirim yanlışlarını...
    Başkaları enayilik sayabilir,
    Başkaları akılsızlığıma yorabilir,
    Bunları dert bile etmem, ama,
    Sen, aslında aptal olmadığımı,
    Her an, tekrar tekrar hatırla!
    Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!
    Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
    Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,
    Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
    Neyse, o olmalı insan...
    Kendisi olmaktan korkmamalı!
    Kendisi olmaktan kaçmamalı!
    Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,
    Ben olduğum için bırakırsan beni,
    Yas da tutmam arkandan!
    Bedel mi?
    Ödemeyeceksen çıkma yola!
    İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin...
    Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!
    Dostsan, mevsimince yağ...
    Kışsan kar ol, güzsen yağmur...
    Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem,
    Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama,
    Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma...
    Belki de çok geldi bunca talep...
    Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma...
    Sana fazla geldiğim ilk anda,
    Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin...
    Geçip gidebilirsin,borçluluk hissetmeden...
    Mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama,
    Gitmeye davranırsam bir gün,
    Sen de karşımda set olma!
    Dost musun?
    Öyleyse, canın canımdır,
    Yoluna baş koymaya hazırım ya,
    Başını da yollarımda isterim, unutma

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:52

    İNSANCA YAŞAYABİLECEĞİMİZ BİR DÜNYA DİLEĞİYLE........
    YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR
    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiceği
    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
    Kopmaz kökler salmaktır oraya.

    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi
    dinleneceksin

    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
    Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla
    yanmalısın
    Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin
    mutluluğunu
    Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

    Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
    Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
    Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
    Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,
    bütün evrene karışırcasına
    Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

    ATAOL BEHRAMOĞLU

    HER ŞEY SENDE GİZLİ

    Her şey sende gizli:
    Yerin seni çektiği kadar ağırsın
    Kanatların çırpındığı kadar hafif..
    Kalbinin attığı kadar canlısın
    Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

    Sevdiklerin kadar iyisin
    Nefret ettiklerin kadar kötü..
    Ne renk olursa olsun kaşın gözün
    Karşındakinin gördüğüdür rengin..

    Yasadıklarını kar sayma.
    Yaşadığın kadar yakınsın sonuna

    Ne kadar yaşarsan yaşa,
    Sevdiğin kadardır ömrün..
    Gülebildiğin kadar mutlusun
    Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

    Sakın bitti sanma her şeyi,
    Sevdiğin kadar sevileceksin.
    Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
    Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın


    Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
    Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
    Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
    Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

    Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
    Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
    Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    Kendini güzel hissettigin kadar güzelsin...
    İşte budur
    Hayat!

    İşte budur yaşamak
    Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
    Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
    Çiçek sulandığı kadar güzeldir
    Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
    Bebek ağladığı kadar bebektir
    Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
    Sevdiğin kadar sevilirsin...

    Can YÜCEL

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:52

    Çocukluğundan beri şiir okumaktan mı, yoksa gözleri her defasında nemlenerek
    izlediği o eski Türk filmlerinden midir bilinmez, gerçek aşka inanırdı o
    kadın. Mitolojik versiyonlarından başlayıp, Leyla ile Mecnun serisine kadar
    içinde aşk geçen ne kadar öykü var ise yüreği ile okurdu. Şiiri ise, aşk’ın
    kelimelere dökemediği mükemmel gizinin ipuçlarını yaşama taşıdığı için
    severdi. Çoğu zaman kimsenin fark edemediği şiirsel bir dünyada gibi
    yaşardı. Adı olmayan, sadece rengi olan bir kadındı o...Mavi bir kadın..

    Kimin gözlerinde aşk’a benzeyen bir ışık görse yumuşardı bakışları.Kimin
    yüreğinin çarptığını duysa,koşardı adımları... Kendi aşk’ını bulamadığından
    belki, başkalarının aşklarına sahip çıktı çoğu kez...Onu seven hiçbir
    insanın gönlünü kırmadı, üzmedi bilerek..Bu yüzden kendi yüreğinde
    başkalarının acılarından yarattığı çentikler açtı durmadan.. Kapanmayan
    yaraları oldu yıllarla..

    Bir zaman sonra gerçekten seven biri çıktı karşısına..Aşk’ a aşık bu kadın
    kapılıp gitti, şiirsel aşkının peşine.. Adam,tuzağa avını çeken bir avcı
    gibi adım adım şiir döktü yollarına...Yaptığı her yanlışa bir doğru buldu
    kadın.. Üstelik aldatılmıştı daha önce, üstelik biliyordu sonunu.. Yine de
    parça parça topladı sevginin kırıntılarını.. Çünkü ekmek kadar kutsaldı onun
    için aşkın her yansıması..

    Şiirler bitti birgün..Kadın güz döktü gözlerinden..Baharı sona vardı..Her
    ağaçtan altın sarısı yapraklar döküldü rüzgarla...Yine de sarındı ruhuna
    kuru yaprakları, aşk’a ağladı bir başına... Yürümekten yorulmuş yüreğini acı
    ile dinlendirdi bir zaman.. Şiirler yeşersin diye bekledi.. Soru işaretleri
    beynine ve yüreğine yazılı şiirler gönderdi..İçinde cevaplar olmayan,
    üstelik şiir de olmayan kelimeler döndü sadece karşılığında.. Düşündü
    kadın... Oysa ne zaman düşünce girse yüreğin içine..Yürek bırakırdı sevginin
    ellerini...

    Yapraklarını döktü kadın...Yürüyüp gitti acının içinden geçerek...

    Adam..
    Şiirlerini başka birine yazıyordu artık...Ama hiçbir dizesi varamadı
    3.şahsın yüreğine..Öksüz kaldı tüm kelimeleri..Geri döndü ağlayarak,
    bıraktığı yerde kadınını bulacağını umarak...Bir yığın ıslak sarı yaprak
    bulabildi sadece..

    Kadın...
    Bir su kenarına varmıştı o sırada...Ya da su,ona akmıştı kimbilir..? Umut
    taşıdı durmadan kadının yaralarına...Yemyeşil bir deniz oldu zamanla...

    Adam...
    Bu kez belki gerçekten aşk ile yazılmış kelimeler verecekti kimbilir..?

    Kadın dedi ki,
    “Aşk’ı herkes yazıyor bir yerlere..Hiçbiri kalmıyor günün birinde
    nasılsa...Ben SUYA YAZDIM bu yüzden”

  • Meltem Balı
    Meltem Balı

    12.04.2007 - 20:51

    üşüyorum Nerdesin! ! !

    -

    Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum.Üşüyorum.Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor hava.Sen yoksan,sıcaklık hep mevsim normallerinin altında.Bu yüzden meteoroloji raporları bile umrumda değil.Kar mı yağıyor yoksa yağmur mu,bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?
    Burada mısın değil misin belli değil.Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun,bazen sonsuz kalışların.Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman,bazen de yalnız karanlıklardasın.Bitmek bilmez bir şarkısın; ama,ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söylemiyorsun? Neden susuyorsun?
    Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik.Kendi kendiyle konuşana deli derler ya,beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi.Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne...
    Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü...Yokluğunu yürüyorum sokaklarda.Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh.Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni.Hiçbirşey yapmadan beklerler ya hücrelerinde,ölümün soğuk nefesini hissederek...Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen,bu bekleme işkencesi bitsin diye...Bu yokluk hissi öldürecek beni...
    Gelebilme ihtimalin ise yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy.Gelmek iste yeter ki,yorulmayasın diye kuşlarım taşır seni bana.Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana...Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını,umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığını.Anladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak.Ben o gönlü genişlerden değilim.Madem içimdesin,yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın.Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok.
    Şimdi yalnız geceleri seviyorum.Seni yıldızlarda buluyorum.Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısı.Mümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan,bu yüzden gece,el ayak çekilmişken,hiçbir ses yokken seni düşünmek(yokluğunu değil ama) daha iyi.Bütünüyle sen oluyorsun o zaman her yerde.Ne kadar yakışıyorsunuz birbirinize,sen ve gece...ZAMAN GEÇER,HERŞEY UNUTULUR,BİR ÖRTÜYLE KAPLANIR ACILAR,AMA...'BİR TEK SENİ UNUTAMAM'...ERKEĞİM...

Toplam 1039 mesaj bulundu